Medea'nın çocukları: 'Bir anne çocuklarını ne kadar sevebilir?'

Dor Productions'ın "Medea"sı, bildik miti bu kez, Medea’nın elleriyle öldürdüğü iki çocuğun dünyasından anlatıyor. Hira Tekindor’un, seyirciyi hem Medea öyküsüne hem de güncel bir aile dramına katman katman bakmaya çağıran ve bunu iki kardeşin odalarında geçen bir kesiti izleterek yapan rejisi, sezonun en dikkat çekici işlerinden.
Medea'nın çocukları: 'Bir anne çocuklarını ne kadar sevebilir?'

25 Şubat - Cuba - İstanbul
Cuba ile birlikte

İstanbul’da Latin rüzgarı: Cuba’da unutulmaz bir deneyim

İyi yemek, iyi müzik ve iyi dansı buluşturan Cuba , Latin kültürünü İstanbul’a taşıyor. Egzotik lezzetler, büyüleyici müzik ve Küba'ya özgü dans performanslarıyla dolu bir deneyim, 42 Maslak'ta yer alan Cuba'da sizleri bekliyor.

Daha fazlasını öğren →

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

“Ya kalbim kırılmış olsaydı? Ya iki çocuğum olsaydı ve onları sonsuza dek kaybedeceğime inansaydım? Ya sığınacak kimsesi olmayan bir yabancı olsaydım? Ya annem gerçekten çok üzgün olup, tuhaf davransaydı? Ya bütün gün odamda kilitli kalsaydım ve çişim gelseydi?”

Yukarıdaki alıntı, Euripides’in kaleminden çıkıp seyirciyle ilk defa MÖ 431’de Dionysia Festivali’nde buluşan, anlatısı mitolojiden doğan Medea’ya, binlerce yıllık alışılagelmiş bakıştan bambaşka bir yaklaşım getiren uyarlamanın mimarlarından Anne-Louise Sarks’tan... 

Sarks ile Kate Mulvany’nin ortak kaleminin ürünü olan bu Medea, bilinen Antik Yunan tragedyasının merkezine, asıl anlatıda/oyunda sadece bahsi geçen "kurban edilen" çocukları koyuyor. Uğruna memleketini terk ettiği, kral babasını karşısına aldığı, kahramanlıklarına vesile olduğu kocası Iason’un ihanetine karşı intikamını, Iason’dan olan çocuklarını öldürerek alan kahraman/antikahraman/cadı/feminist/cani… 

Medea’nın intikam öyküsünü değil, öldürdüğü çocuklarının son saatini izliyoruz bu kez. Mitolojik anlatı ya da Euripides’in oyunundan yapılan çok sayıda uyarlamada görmediğimizi görüyoruz. Günümüzden bir Medea ile Iason’un (isimlerini bu şekilde duymasak da) okul çağındaki iki oğlunu: Leon ile Jasper’ı.

Kilitli kapının ardındaki Medea miti

Basketbolu, dinozorlarları, akvaryum balıklarını, süper kahramanları, peluş oyuncakları, tenisi, kovboy ve savaş oyunlarını seven, kıpır kıpır iki erkek kardeşin odasına dönüşmüş bir sahne karşılıyor bizi. Yaşları 9 ve 12 olan iki kardeşin, son derece gerçekçi, yaşayan ortak odası burası. Yan yana yatakları, sticker’ları, süper kahraman figürleri, tahta kılıçları, oyuncak tabancalarıyla… Ha bir de, kilitli oda kapıları var. Kilitli kapının arkasında bir ev var; bir aile, şiddetli bir kavgaya tutuşmuş bir anne-baba, ihanete uğramış, yalnız bırakılmış, çıkışsız hisseden, öfkeli, dolmuş taşamamış bir anne var… 

  • Kocasının, çocuklarını elinden alma planı karşısında bulduğu tek çareyi hayata geçirmeye hazırlanan bir anne… Kapının arkasında koskocaman "Medea" miti var.

Hira Tekindor’un (çeviriyi de kendisi üstlenmiş) yönetmenliğinde Dor Productions oyunu olarak seyirciyle buluşan Medea, binlerce yılı devirmiş bir klasiğe getirilen, başlarda yumuşacık üflediği havayla tüylerimizi diken diken eden bir uyarlama. Anne-Louise Sarks ile Kate Mulvany, yukarıda oyun kitapçığından alıntıladığım "Ya…?" sorularını çoğaltarak, çocukların dilinden öyle gerçek bir dünya kurmuş ki… Medea mitini ya da oyununu bilmenize gerek de yok: İzleyeceğiniz oyunu sadece iki çocuğun; aile kurumuna, yetişkinlerin ilişkilerine dair algıladıkları veya yetişkinlerin dünyasının onlarda nasıl tezahür ettiğine dair bir okuma olarak bile büyük bir doyum hissi yaşatacaktır. 

  • Ama ötesi var elbette; çocuk kahkahaları, şakalaşmaları ve gerçeğin tıpatıp aynısı ağabey-kardeş kavgalarıyla çınlayan bu neşeli oda; Medea’nın az sonra çocuklarını sessiz bir çığlık eşliğinde, kendi elleriyle öldüreceği oda…

65 dakikalık oyun süresinin neredeyse tamamında, bize iki kardeşin sıradan gibi görünen 1 saatini izletiyor sahne. Ağabey Leon’un, kardeşi Jasper tarafından "öldürülmesinden" hemen sonra açılıyor oyun. Jasper, ağabeyini uyandırmak için elinden gelen her türlü numarayı sergiler ve en nihayet sıra ona geçince yeni macera başlar… Çocukların oyunları, hayal güçlerinden ve bildikleri masallardan da beslenerek sürer. Birbirlerine anımsatarak anlattıkları masalda Medea mitinin izini süreriz, peluş oyuncaklarına uyguladıkları şiddette öfkelerinin… Leon’un annesinden gizlediği, babasından kalma hardal rengi kazaktaysa anne-baba arasındaki gerilimin izi saklıdır.


Bir anne çocuklarını ne kadar sevebilir?

Medea seyirciye bildik hikayenin daha önce hiç sesi duyulmamış çocuklar tarafını açıyor. Uyarlama için "çocukların gözünden" deniyor ama aslında daha çok, çocukların yaşamının "ortasından" anlatıyor oyun, olan biteni. Bizi onların dünyasının ortasına bırakarak… Anne odaya birkaç kez kısa kısa girip çıkıyor, odadan çıkamadıkları süre boyunca biz çocukların endişelerine, meraklarına, hayallerine, sevgi ve kıskançlıklarına konuk oluyoruz. Anne-babalarının ayrılıklarında kendilerini nereye konumlandırdıklarını, "babalarının yeni arkadaşına" dair hislerini, olası yeni hayatlarına dair heyecanlarını takip ediyoruz, şakalaşma ve sohbet aralarına.

  • Annenin kalbiyle ve eylemiyle ise finalde karşılaşacağız. Anne finale doğru gelecek çocukların odasına. Beklenen sonu elleriyle getirirken, uzak zamanlardan ve diyarlardan insanlar (mağaralarda yaşayan atalarımızdan uzaylılara kadar) herkes duyacak… “Bir anne çocuklarını ne kadar çok sevdiğini söylüyor” diyecekler. 

Anne rolünde Defne Kayalar; Medea’nın çağlar kadar büyük, dehşetli intikamını kısacık bir zaman dilimine çok sakin, çok keskin, çok duru, çok karmaşık, çok sessiz ve çok gürültülü bir dille sığdıracak. O anlardan itibaren çocukların hâllerine, şakalaşmalarına attığımız kahkahaların yerine sessiz iç çekmeler, hıçkırıklar yerleşecek.

Medea, Medea mitini ya da ataerkinin tek taraflı gücü karşısında alınan intikam kararını daha iyi anlamamıza vesile olacak bir oyun/uyarlama mı emin değilim. Kaldı ki Medea’nın herhangi bir yorumunda da annenin çocuklarını öldürme eyleminin hazmedilip anlaşılması çok kolay değildir. Ama bu uyarlama "Ya…" diye başlayan onlarca soruyu o kadar pürüzsüz şekilde seriyor ki önümüze... Bir tragedyayı, günümüzde yaşayan iki çocuğun dünyasından öyle duru ve inandırıcı bir şekilde sahneliyor ki… Yazarları kadar, oyunu Türkiye’de ilk kez sahneleyen çevirmen/yönetmen Hira Tekindor’un da mahareti bu. (Sahneleme tercihlerine dair tek bir itirazım var, annenin finalde çocuklara getirdiği içeceğe verilen yeşil efekt…)

Çocuk oyunculardan hayranlık uyandıran performans

Hira Tekindor, oyun için dört çocuk oyuncuyla çalışıyor. Ben, Jasper rolündeki Abdullah Burak Kaya ile Leon rolündeki Ayaz Gülşen’in oynadığı versiyonu seyrettim. Ve daha ilk dakikalardan itibaren iki çocuk oyuncunun da sahneye hâkimiyetlerinden birbirleriyle olan ilişkilerindeki doğallığa ve karakterlerini üstlenişlerindeki sakinliğe, çok etkileyici bir oyuna dahil oldum. Benzer durumun diğer cast için de geçerli olduğunu, diğer ikiliyi izleyenlerden duymuştum. Öyle ki çıktığımda oyunu bir de diğer çocuklardan (Ayaz Çoban, Tarık Sarıyar) izlesem mi diye düşünürken buldum kendimi.

Çocuk oyuncuların dördü de (Güldüy Güldüy Şov’da sahne deneyimi de olan Abdullah Burak Kaya dışında) sinema ve TV’de oyunculuk deneyimi olan isimler. Tarifi zor bir trajik yükü taşıyan bu anlatıyı, hem çok hafif hem de bir o kadar derin bir kıvamla anlatan bu oyunu neredeyse tamamen, çocuk oyuncular olarak sırtlanıyorlar. Hayranlık uyandırıcı sahne üstü var oluşlarının sırrının, kendilerini bu "oyuna" gerçekten dahil hissetmelerinde yattığını düşündüm. 

  • Yönetmen Hira Tekindor bu çok zorlu işin altından akılda kalıcı bir başarıyla kalkmış. Oyuncu koçu İbrahim İris ile psikolog Ceren Kaymaz’ın ve elbette çocukların oyun arkadaşı, sahnede de sinema ve TV’de de her daim enfes işler çıkaran Defne Kayalar’ın etkisinin de altını çizmeli.

Hira Tekindor’un, seyirciyi hem Medea öyküsüne hem de güncel bir aile dramına katman katman bakmaya çağıran ve bunu iki kardeşin odalarında geçen bir kesiti izleterek yapan rejisi, sezonun en dikkat çekici rejilerinden. Ayrıca, kardeşlik hâllerini ne kadar birebir anlattıklarına da benzer yaşlarda iki kardeşle aynı evi paylaşan (anneleri olarak!) bir seyirci olarak kefilim. Oyuna yerleşen kardeşlik aksını ayrı bir hayranlıkla izledim.

Medea sizi salondan karışık ve güçlü duygularla uğurlayacak bir oyun. Sezonun, iddiası kendi içinde saklı, en iddialı işlerinden. Annenin sessiz çığlığını da çocukların neşeli gürültüsünü de mutlaka görün.

Not almalı: Medea, 12 Mart Çarşamba 19.00 ve 21.00’de Zorlu PSM’de.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul
∙

BÜLTEN SAYISI

🗿 Heykel Olma Teşebbüsü, Clown Jam

Franz Erhard Walther'in dünyasına dalacağımız "Heykel Olma Teşebbüsü" sergisi Arter'de açılıyor. Clown Jam ile renkli ve eğlenceli bir akşamın yolunu gözlüyoruz. Bahar Çuhadar'dan "Medea"yı okuyoruz.

25 Şub 2025

Cuba ile birlikte

YAZARLAR

Bahar Çuhadar

Tiyatro eleştirmeni ve gazeteci. Gazeteci olmaya 9 yaşında, okuduğu Körfez Savaşı haberlerini defterine baştan yazarken karar verdi. İkonik savaş muhabirlerine özenerek 'dış haberci' olma planlarıyla İstanbul Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler okudu. Üniversitenin köklü tiyatro kulübü İstanbul İktisat Sahnesi'nde tiyatroyla tanıştı. Dünyada olan bitene sahneden bakmanın tadını, dramaturjinin gücünü keşfedince kültür sanat ve tiyatro haberciliğine yöneldi. Dünya, Radikal ve Hürriyet gazetelerinin kültür sanat sayfaları ve hafta sonu ilavelerinde muhabir ve editör olarak çalıştı. 2011'den beri düzenli olarak haftalık tiyatro eleştirileri kaleme alıyor. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği üyesi. Türkiye'yi gönüllü olarak terk eden yeni nesil göçmenleri anlattığı 'Yeni Ülke Yeni Hayat' adlı kitabın yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

‘İstanbul’un Gözü’ Ara Güler'den geriye kalan kent manzaraları

Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Vartan Estukyan

·

16 Eki 2026

‘İstanbul’un Gözü’ Ara Güler'den geriye kalan kent manzaraları
Bizi bu şehir sinirlendiriyor olabilir mi?

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Vartan Estukyan

·

04 Eki 2026

Bizi bu şehir sinirlendiriyor olabilir mi?
Eski Şark Eserleri Müzesi yeniden açıldı: İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin gözden kaçan hikayeleri

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

Deniz Kaynak

·

09 Ağu 2026

Eski Şark Eserleri Müzesi yeniden açıldı: İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin gözden kaçan hikayeleri
İstanbul’da neden bir Doğu Roma müzesi yok?

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Şerif Yenen

·

04 Ağu 2026

İstanbul’da neden bir Doğu Roma müzesi yok?
Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?