Mercanlara koruma projesi: Denizlerin ormanı tehlike altında

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Yüzlerce deniz canlısı türüne ev sahipliği yapan mercanların deniz yaşamı için ne kadar önemli olduğu, yeteri kadar konuşmadığımız bir gerçek. Binlerce deniz canlısının barınmak, üremek ve beslenmek için kullandığı mercanlar, deniz yaşamının yüzde 25'ine ev sahipliği yapıyor; denizlerin temizliğinde önemli rol oynuyor; su ve atmosferdeki karbonu depolama özellikleri sayesinde karbon döngüsüne katkıda bulunuyorlar.
Ne yazık ki mercanlar, iklim değişikliği ve bilinçsiz avcılık gibi tehlikelerle karşı karşıya. Bunun sonuçlarını ve olası çözümleri, Türkiye İş Bankası ve TÜDAV işbirliğinde hayata geçirilen "Denizlerin Ormanları: Mercanlar" projesinin geçen hafta Gökçeada'da düzenlenen toplantısında dinleme şansı bulduk. Projeye öncülük eden İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Başkanı ve TÜDAV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, bu konuda her birimizin üstlenmesi gereken sorumlulukların da altını özellikle çizdi.
Gökçeada'nın mercanları
Öncelikle Gökçeada etrafında bulunan siyah ve taş mercanları biraz daha yakından tanıyalım. Koralijen habitatlarda bulunan bu mercanlar, on binlerce yıldır denizin derinliklerinde yaşayan endemik türler; 400 türden binlerce balık ve deniz canlısını barındırıyor, derin deniz ekosistemlerinin iskeletini oluşturuyorlar. Küçük canlılar, mercanlar içerisinde saklanıp hayata tutunuyor. Yani mercanlar, biyolojik çeşitliliğinin korunması için bir sığınak görevi görüyor.
Peki siyah ve taş mercanlar neden tehlike altında? Prof. Dr. Bayram Öztürk, bu mercanların yılda sadece 2-5 milimetre arasında büyüyebildiğini, yavaş gelişimleri nedeniyle son derece hassas olduklarını belirtiyor. Karşı karşıya kaldıkları en büyük tehdit ise iklim krizi. Prof Dr. Öztürk’ün aktardığına göre son 50 yılda Akdeniz’de deniz suyu sıcaklıkları ortalama 1,5°C artarken Kuzey Ege’de bu artış 1,6°C’ye ulaşmış. Yükselen deniz sıcaklığı, mercanların beyazlamasına ve zamanla ölmelerine sebep oluyor.
Müsilaj da mercanların hayatını tehlikeye atan faktörlerden. Çoğumuz müsilajla, geçen yıllarda Boğaz'ı kaplaması sonucunda tanışmış; deniz yüzeyinin temizlenmesiyle de bu gündemi rafa kaldırmıştık. Fakat müsilaj problemi, denizin derinliklerinde sürüyor ve mercanların yaşam alanlarına zarar veriyor.
İnsan kaynaklı tehditleri de unutmamak gerek: Mercanlar, balık ağlarına takılarak hedef dışı avcılığın kurbanı oldukları gibi denizlerde bırakılan hayalet ağlardan da zarar görüyorlar. Avcılar tarafından süs eşyası ve akvaryum dekorasyonuna dönüştürülmek üzere de habitatlarından koparılıyorlar.
Mercanları nasıl koruyabiliriz?
TÜDAV'ın önerisiyle 10 Eylül 2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan kararla taş mercanlar koruma altına alındı. Ancak bir türün koruma altına alınması, bundan sonra da korunacağının garantisini veremiyor. Geniş kapsamlı, etkili ve farkındalık oluşturacak bir harekete ihtiyaç var.
Türkiye İş Bankası’nın desteğiyle TÜDAV’ın “Denizlerin Ormanları: Mercanlar” projesi de bu sebeple doğdu. 3 yıl sürmesi öngörülen proje kapsamında öncelikli olarak bilimsel bir altyapı oluşturulacak. Bunun için önce siyah mercan ve taş mercanların habitatları haritalandırılarak bu türlerin yayılım alanları belirlenecek. İklim değişikliğinin mercanlar üzerindeki etkileri takip edilecek, ölü mercanlardan alınacak örnekler analiz edilip kaydedilecek. Bölgede temizlik çalışmaları yapılacak, hayalet ağlar gibi mercanların yaşam alanına zarar veren faktörler elimine edilecek. Trol avcılığının yarattığı etki üzerine bir envanter çalışması yürütülecek. Mercanların yasa dışı yollarla avlanılmasının önüne geçilmesi için balıkçılarla görüşülecek; farkındalık oluşturulacak. Son olarak, farkındalığı yaymak için seminerler düzenlenecek.
Biz ne yapabiliriz? Bu konuda en büyük eksik farkındalık, en büyük etkiyi yaratacak faktör de bu. Bu yüzden önce kendimizi, sonra çevremizi bilgilendirmemiz gerekiyor. Projenin tanıtım filmi bu konuda iyi bir başlangıç noktası sunuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Leyla Ezgi
Aposto'da metin yazarı

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.




