Merkez Bankası başkanının "sürpriz" değişikliği

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Murat Uysal, gece yarısı alınan karar ve Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle görevden alınırken yerine eski Maliye Bakanı Naci Ağbal atandı.
- Bir adım geriden: Bir önceki TCMB Başkanı Murat Çetinkaya da görev süresinin dolmasına yaklaşık 10 ay kala görevinden alınmış ve yerine dönemin Başkan Yardımcısı Uysal atanmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çetinkaya için "Önceki Merkez Bankası Başkanı'nı görevden aldık çünkü laf dinlemiyordu" demişti.
Uysal döneminin özetine geçmeden önce Erdoğan’ın ekonomi politikasına bakarsak her şey daha iyi anlaşılacak. Sonuçta ikilinin politikalarının uyumu, pazar ve brunch uyumundan daha ağır basıyor.
- Ekonomi 101: Faiz, enflasyonu belli bir hedefe getirmekle yükümlü olan merkez bankasının elindeki temel araçtır. Mekanizma şu şekilde çalışır: Arzda çok önemli bir değişiklik yokken mal ve hizmetlere olan talep belli sebeplerle artar. Piyasada sizi bugünkü tüketimden vazgeçirmeye değecek bir faiz yoksa, tasarruf etmek yerine tüketme ihtimaliniz daha yüksek. Bu durumda fiyatlarda yükseliş olmasın diye merkez bankası faizleri yükselterek talebi kısar, fiyatlar üzerindeki yukarı yönlü baskı azalır ve enflasyon tehlikesi giderilmiş olur.
- Ek olarak: Enflasyonun bir diğer sebebi de maliyet kaynaklı fiyat artışlarıdır. Ülkemizde bu etkinin adı kurdur. Örnek üzerinden gidelim; ithal ettiğimiz enerji ya da ara malların fiyatları kurdaki yükseliş sonucu artıyor. Bu artış firmaların maliyetlerinin yükselmesine ve doğal olarak da bu artışın fiyatlara yansımasına sebep oluyor. Eğer faizleri düşürürseniz Türkiye’de yatırım yapmanın cazibesi azalır ve yabancı yatırımcının getireceği döviz kaynağından mahrum kalırsınız. Bu da döviz arzını azaltır ve doların fiyatının artmasına sebep olur. Bu durumda da merkez bankasının silahı, faizleri yükselterek kurdaki artışın önüne geçmek ve maliyetleri geriye çekerek enflasyonu düşürmektir.
- Erdoğan ekonomisi: Ekonomistlerin faizlerin düşük tutulmasının enflasyona sebep olacağı düşüncesinin tam tersini baz alıyor. Faizin yükseltilmesinin enflasyona sebep olacağını düşünen Cumhurbaşkanı Erdoğan, faizin düşük olmasının bütün maliyet girdilerini düşüreceğine ve yatırımlarda patlamalar meydana getireceğine inanıyor.
- Uysal dönemi: Göreve başladıktan sonra yapılan 1200 baz puanlık indirim kararıyla 2019'da dünyada en çok faiz indiren Merkez Bankası Başkanı olmuştu. İndirimler 2020 yılında da kapış kapış gitmeye devam etti ve ilk 5 ayda politika faizi 375 baz puan daha düşürüldü. Sürpriz bir kararla eylül ayı politika faizini 2 tam puan artırdı. Bunun üzerine optimist düşünmeye başlayan ekonomistler ve piyasalar, sürpriz yapmayı çok seven TCMB’nin ekim ayında faiz artırmama kararına karşı sert tepkiler verdi. Ekim ayı toplantısından sonra Dolar/TL 7,78'den 8,56'ya yükselerek rekor kırdı. Uysal, göreve başlarken 5,72 olan dolar kurunu 8,51 şeklinde hediye paketi yaparak devir teslimdeki verdiği çiçeklerlerle takdim etti.
“Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan”a dönen faiz-enflasyon nedenselliğini Ağbal’ın nasıl yöneteceği piyasalarda merak konusu. Piyasa uzmanları, görev değişiminin ciddi bir adım olduğunun gösterilmesi için Ağbal'ın politika faizini en azından 500 baz puan artırması gerektiği konusunda görüş veriyor. Sürpriz yapmayı çok seven TCMB’nin doğru politikalarla bu zor dönemi geride bırakması dileğiyle, gözler 19 Kasım Para Politikası Kurulu toplantısına çevrildi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
9 Kasım Pazartesi sabahından herkese günaydın. Bu hafta gündemimizde TCMB Başkanı’nın değişimi, ABD başkanı seçilen Joe Biden’ın ekonomi vaatleri ve Ant Group’un yılan hikayesine dönen halka arzı var.
09 Kas 2020

YAZARLAR

Hacer Sert
https://www.aposto.com

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir insanın “Ne iş yapıyorsun?” sorusuna iki cümleyle cevap verip daha fazlasını anlatma ihtiyacı duymamasıyla bir markanın neyi söyleyip neyi geride bırakacağını bilmesi, aynı olgunluk eşiğine işaret ediyor. Sadelik; hiçbir şey bilmemenin getirdiği bir sığlıktan değil, aksine çok şey bilip hepsinin ağırlığını tarttıktan sonra lüzumsuz olanları arkada bırakabilme cesaretinden geçiyor.

Nike’ın marka adı, onlarca yıldır “spor” kelimesiyle neredeyse eş anlamlıydı. Bu başarı, şirketi uzun yıllar borsanın favorileri arasında tuttu. Fakat son birkaç yılda ivme şaşırtıcı bir hızla tersine döndü ve şirket, yaklaşık 18 yılın ardından S&P 100 endeksine veda etmek zorunda kaldı. Peki ne oldu da dünyanın en güçlü spor markalarından biri, bu denli hızlı bir düşüşe sürüklendi?

Reklamcılık artık dikkat ekonomisinden niyet ekonomisine geçiş yapıyor. ChatGPT’nin test ettiği Sponsorlu Ajanlar, markaların tüketicinin karar verme konuşmasına doğrudan katılmasını sağlayan yeni bir katman açıyor. Kişiselleştirilmiş iknanın birim maliyeti neredeyse sıfıra inerken mesele, anlatının nerede durduğu ve kimin adına konuştuğunun her aşamada görünür olup olmamasında düğümleniyor.

Arama deneyimimizin yapısal olarak değişmeye başladığı aşikar. Artık sadece bilgi aramıyoruz, aynı zamanda alım kararlarımızı da yapay zekaya danışıyoruz. Ancak yeni denklem yalnızca GEO’dan ibaret değil: Araştırmalar, tüketicilerin yapay zeka önerilerinde hâlâ bağımsız insan deneyimine ve güvenilir üçüncü taraflara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Markalar için de esas mesele, algoritmada görünmek kadar, algoritmanın güvendiği üçüncü taraf dünyasında sahici, tutarlı ve organik bir yer edinebilmekte yatıyor.

Matcha, protein barlar, iki malzemeli Japon cheesecake’i, Gigi Hadid makarnası, çiğ köfte suşi… Yiyecek trendleri, artık sosyal medyanın etkisiyle çok daha hızlı yayılıyor. Tedarik zincirleri ise bu hıza ayak uydurmakta zorlanıyor. Talep, dijital hızda büyürken çiftlikler ve fabrikalardaki tarım ve gıda üretimi, fiziksel sınırlar içinde kalıyor.




