

Alternatif Bank : Engelsiz bir dünya için dilimizdeki ve algımızdaki engelleri kaldıralım “ Sevgi her engeli aşar ”, “ onlar bir melek ”, “ engelli kardeşlerimiz ”, “ engeline rağmen başardı ”… Günlük yaşantımızda sıklıkla karşılaştığımız engelli bireylere yönelik bu ifadeler ne kadar doğru? Bu kalıpların engellilik hakkında birçok yanlış yargıyı barındırdığını ve engelli bireylere karşı negatif önyargıları besleyebildiğini hiç düşündünüz mü? Engelli bireyleri ‘aciz’ ve ‘yardıma muhtaç’ olarak resmeden bu ifadeler, zihnimizde engelliliğe dair bir resim ve önyargı oluştururken; bu durumun davranışlarımıza da aynı şekilde yansıdığını görüyoruz. Öyle ki aklımızda yer eden “yapamazlar, başaramazlar, muhtaçlar” gibi düşünceler “yardım temelli” davranış modeline neden oluyor. Bu noktada, engelliliğin dilimizde ve algımızda başladığını, sorunun temelde bir hak meselesi olduğunu görüyoruz. Engellerin kalktığı bir dünyada herkesin toplumsal yaşama bağımsız bir şekilde dâhil olabileceğine inanan Alternatif Bank , dönüşüm için gerekli sorumluluğu üstlenerek son 4 yıldır “Engelsiz Bankacılık” için var gücüyle çalışmalar yürütüyor . Bankacılık hizmetlerine herkesin eşit şekilde ve kolaylıkla erişebileceği “hak temelli” bir hizmet modeli doğrultusunda, çalışanlarının bu alandaki farkındalık ve yetkinliğini artırıyor, fiziksel ve dijital olmak üzere tüm hizmet kanallarının erişilebilirliğini geliştirmek üzere çalışıyor. Alternatif Bank’ın Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği iş birliğiyle doğru bilinen yanlışlara değindiği video serisine buradan ulaşabilirsiniz. Gelin, engelsiz bir dünya için önce dilimizdeki ve algımızdaki engelleri kaldıralım.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Aylık bazda 3,6 milyar lira fazla veren merkezi yönetim bütçesinde geçen yılın aynı ayına göre gelirlerin %108, harcamaların ise %186 oranında arttığı görülüyor. Bunun sonucunda da faiz dışı fazla değeri bir önceki yılın aynı ayına göre %52’lik bir daralma yaşamış durumda.
Verilere yılın başından bu yana bakıldığında gelirlerdeki artışın giderlerdeki artışın önüne geçtiği görülüyor. Bu durum ise, geçen yılın aynı zaman aralığındaki açığın kapanarak toplamda 33 milyar liralık fazlaya dönmesini sağlamış durumda.
Gelir kalemleri incelendiğinde vergi gelirlerindeki artışın (bu alanda kurumlar vergisi ve ithal ürünlerden alınan KDV öne çıkıyor) yarattığı destek göze çarpıyor:

Veri setinin detaylarında kur korumalı mevduat (KKM) hesaplarına aylık bazda 15 milyar lira ödeme yapıldığı görülüyor. Böylelikle KKM hesaplarının hazineye toplam maliyeti 75,6 milyar lira seviyesine ulaşıyor.
Verilerde dikkat çeken diğer bir unsur da kamu iktisadi teşebbüslerine (KİT) yıl başından bu yana yapılan 88 milyar liralık borç aktarımlarının 50 milyar liralık kısmının bu ay yapılmış olması.
Sonuç olarak veri olumlu seyretmekle birlikte KKM’nin olası ilave yükleri ve yavaşlaması beklenen ekonomik aktivite sebebiyle performans kaybetmesi muhtemel vergi gelirleri görünüm üzerinde olumsuz bir hava oluşturuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Merkezi Yönetim Bütçesi, IMF tanımlı net uluslararası rezervler, özel sektörün dış borcu.
16 Eyl 2022

YAZARLAR

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Fed’in 25 baz puanlık faiz artışı, küresel tahvil piyasalarında yalnızca politika faizinin bir kademe daha yükselmesi anlamına gelmiyor. Kararın piyasa açısından daha önemli tarafı, ABD’de para politikasının beklenenden daha uzun süre sıkı kalabileceğine yönelik algının güçlenmesi. Bu noktada küresel tahvil piyasasının en önemli referansı ABD 10 yıllık tahvil faizi olmaya devam ediyor.

SPK'nın 131 fonu tasfiye etmesiyle 455 bini aşkın yatırımcının birikimi askıda kaldı. Türkiye'nin derin bir sermaye piyasası kurabilmesi için haksız kazanç geri alınmalı, zarar mükellefe yüklenmemeli. Bu kriz, doğru dersler çıkarıldığında Türkiye sermaye piyasası için bir eşik olabilir.

ABD’den Türkiye’ye, fiyatların gelirlerden hızlı arttığı bir dönemde tüketici harcamaktan vazgeçmek yerine alışveriş biçimini değiştiriyor. Daha küçük sepetler, market markaları, daha sık alışveriş ve kredi kartına yayılan ödemeler hane bütçesindeki baskının giderek daha görünür hâle gelen sonuçları. Tüketim verileri canlılığını korurken, bu canlılığın arkasında gelir dağılımı, borçlanma ve sürekli sonraya bırakılan harcamalar var.

Ülkemiz fon piyasasında önceki hafta adeta deprem yaşandı. Teknik detaylara ilişkin çokça yazılıp çizilse de dip toplamda tasarruf sahiplerinin “paramı ne zaman ve hangi değer üzerinden geri alabileceğim?” sorusu yanıtlanmayı bekliyor. Bu noktada benzer yaşanmışlıkları yakın geleceğe dair belirsizlikleri azaltabilecek bir ayna olarak kullanabiliriz. 2008'de ABD'de yaşanan Reserve Primary Fund krizi de öğretici bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.

TCMB verilerine göre Türkiye, Ocak-Temmuz döneminde toplam 34,8 milyar dolarlık cari açık verdi. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla 10,6 milyar dolar büyüyen açığın finansmanında bankaların ve şirketlerin dış borçlanması öne çıktı. İlgili dönemde açığın finansmanı için yurt dışından kullanılan krediler önemli ölçüde artarken, rezervlerden de geçen yıl kullanılanın iki katından fazla kaynak kullanıldı.



