Nolan imzası

Nolan'ın zaman, belirsizlik ve seyirciyle ilişkisi üzerine
Nolan imzası

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

17 Temmuz’daki vizyon tarihi pandemi nedeniyle önce 31 Temmuz’a sonra 12 Ağustos’a ertelenen Christopher Nolan’ın Tenet filmi nihayet 26 Ağustos Çarşamba günü sinemalarda gösterime girdi. 7 Ağustos’ta normalleşme süreci kapsamında açılan sinema salonlarının izleyicileri yeniden salonlara çekmek için büyük umutlar bağladığı Tenet hakkında sosyal medyadaki ilk yorumlar ise filmin Nolan filmografisinde en üst sıralarda yer alamayacağı yönünde. Film teknik olarak takdir edilse de duygusal olarak izleyiciyi etkilemekte zayıf kaldığı, filme dair eleştirilerde üzerinde büyük ölçüde uzlaşılan noktalardan biri. Eleştirmenlerin üzerinde uzlaştığı bir numaralı konu ise bunun tam bir Christopher Nolan filmi olduğu. Yönetmenin yıllar içinde oturan ve artık tanınır hâle gelen tarzının, bu filmde kendisini hiç olmadığı kadar hissettirdiği belirtiliyor.

Tenet filminden
Tenet filminden

Biz de bu haftaki bültenimizde Tenet’i sinemalarda izlemeden önce Nolan sinemasında öne çıkan ortak noktaları, bir nevi yönetmenin imzası olan özellikleri hatırlamanın yararlı olacağını düşündük. Filmi çoktan izlemiş olan okurlar da Tenet ile Nolan sineması arasındaki ilişkiyi daha iyi karşılaştırma şansı elde eder sanırım. 

Nolan ve zaman: 11 filmlik kariyeriyle Christopher Nolan kendine has bir tarz yaratmış, günümüzün en mainstream auteur'lerinden biri desek yanılmış olmayız. Christopher Nolan deyince akıllarda canlanan en önemli unsurlardan biri yönetmenin zamanla olan ilişkisi. Following, Memento, Inception ve Dunkirk gibi filmlerinde zaman kavramıyla oynaması, onu doğal ve doğrusal akışından çıkararak bir bozulmaya uğratması, Nolan sinemasının bir parçası hâline geldi. Following ve Memento filmlerinde hikâyeyi lineer akışından çıkararak izleyici merak uyandıran ve aynı zamanda tekinsiz bir dünyanın içine dâhil ederken Inception’da Nolan, film boyunca kurulan rüyanın farklı katmanlarında, slow-motion tekniğiyle zamanı olabildiğince manipüle ediyor. Bu manipülasyon seyirciyi, izlediği şeyin gerçekliğini sorgulamaya da itiyor. Dunkirk’te ise lineer olmayan hikâye akışını bir adım daha ileri taşıyarak farklı zamanlarda başlayan üç farklı olayı üç farklı zaman diliminde anlatıyor. Fragmandan anladığımız kadarıyla Tenet’te de Inception’daki slow-motion kullanımına benzer zamanın akışını bozan teknik olarak etkileyici aksiyon sahneleri izleyeceğiz. 

inception
Inception filminden

Nolan ve belirsizlik: Tüm Nolan filmlerinde kendini hissettiren bir diğer öğe olarak karşımıza anlam bulanıklığı, belirsizlik çıkıyor. Bir Nolan filmi izlerken kendimizi kaygan bir zeminde gibi hissediyoruz çünkü bazen filmdeki gerçekliği ve hatta başkarakterin doğruluğunu bile sorgulamak zorunda kalıyoruz. Memento’da ana karakter kime güvenmesi gerektiğini bilmediği bir ortamda kendi güvenirliğinden bile emin olamazken Inception’da, filmin final sahnesi de dâhil olmak üzere, seyirci olarak sürekli izlemekte olduğumuz sahnenin rüyada mı gerçekte mi ilerlediğini sorguluyoruz. Bu kasıtlı belirsizlik Nolan’ın bizi seyirci olarak karakterle aynı konuma yerleştirme isteğinden geliyor diyebiliriz. Bu etkiyi güçlendirmek için Nolan, tüm filmlerini karakterlerin öznel bakış açısıyla yansıtıyor. İzleyici olarak sahip olduğumuz bilgi karakterin bildikleriyle sınırlı kalıyor. Ana karakterle aynı anda bir şeyleri keşfedip, aynı soruları cevaplandırmaya çalışıyoruz. Böylece izleyici olarak ana karaktere duyduğumuz sempati güçlenirken karakterin yaşadığı kavram karmaşalarını da onunla birlikte yaşar ve sorgular hâle geliyoruz.

dunkirk
Dunkirk filminden

Nolan ve seyirci ilişkisi: Bu da bizi Nolan filmlerinde seyirci olarak sürekli tetikte olmaya, ortaya koyduğu sorunlar üzerine kafa yormaya ve pasif bir seyirci yerine aktif bir seyirci rolü üstlenmeye sevk ediyor. İntikam, suçluluk, öfke ve anılar gibi temaların çevresinde gelişen hikâyelerin temelinde etik ve insan doğasına dair sorgulamalar yatıyor. The Dark Knight Trilogy, Nolan’ın filmografisinde bu yönüyle en zengin örneklerden biri desek yanlış olmaz sanırım. Yönetmen, filmlerinde karakterlerin içine düştüğü çıkmazlarda “doğruluk” ve “gerçeklik” kavramları üzerinden seyirciye sorular sorarken bu soruları kasıtlı bir şekilde cevapsız bırakıyor. Hatta bu tutumunu Inception’da olduğu gibi bazen muğlak finallerle de pekiştiriyor. Biz de seyirci olarak sinema salonunu terk ettikten sonra da film hakkında düşünmeye ve sorgulamalar yapmaya devam ediyoruz. Bu yüzden Nolan filmografisinin öne çıkan özelliklerinden biri de yönetmenin izleyici yorumuna alan bırakan, seyircinin filmi izlerken aktif bir rol oynayabileceği bir sinema deneyimi yaratma isteği.

dark knight
Dark Knight filminden

Nolan ve Tenet: Bu hafta vizyona girmesinin ardından gelen ilk yorumlar Tenet’in aksiyonu, etkileyici sahneleri, farklı ülkelere uzanan bir macera sunmasıyla beyazperdeye yakışır bir görsel deneyim vadettiği yönünde olsa da karmaşık hikâyesi ve izleyiciyle duygusal bağ kurmakta zorluk çekmesiyle eleştiriliyor. Fakat yazının başında da belirttiğimiz gibi eleştirmenlerin üzerinde uzlaştığı ilk nokta Tenet’in bir Nolan filminden beklenen tüm özellikleri taşıdığı. Bu da aslında seyirciye izleyeceği filmin kalitesi konusunda belirli bir güven sağlıyor. Tenet'in beklentileri ne kadar karşıladığını ise filmi izledikten sonra göreceğiz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

Senden önce senden sonra

Bon Iver'den önce Justin Vernon, pandemiden sonra Berghain, Tenet'ten önce Christopher Nolan, müzeden sonra Sarah Davachi

28 Ağu 2020

Senden önce senden sonra

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm

Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

Eda Solmaz

·

03 Ağu 2026

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm
DuendeDuende

HİKAYE

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

Bahar Çuhadar

·

03 Ağu 2026

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?
DuendeDuende

HİKAYE

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Tuba Büdüş

·

31 Tem 2026

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?
DuendeDuende

HİKAYE

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

Emre Eminoğlu

·

31 Tem 2026

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?
DuendeDuende

HİKAYE

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

Soner Can

·

31 Tem 2026

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine