Nostalji: Sığınak mı tutsaklık mı?

Yaşanmamış bir geçmişin hayaletleri, gelecek fikrinin ve zaman algısının kaybına yol açabiliyor.
Nostalji: Sığınak mı tutsaklık mı?

11 Kasım - Paribu - Duende
Paribu ile birlikte

Paribu Cineverse ’ten Dünya Sinema Günü’ne özel kutlama Paribu ve CGV Mars Cinema Group iş birliğinde sinemalarda yeni bir dönem başlatan Paribu Cineverse , Dünya Sinema Günü ’ne özel bir kampanya düzenliyor. Nedir? Paribu Cineverse , Dünya Sinema Günü’nü Paribu kullanıcılarıyla kutluyor. Düzenlediği kampanyayla Paribu kullanıcılarına Paribu Cineverse salonlarında geçerli 140 TL değerinde CGV Para ve mısır menülerinde geçerli %25 indirim kodu hediye ediyor. Neler var? 11 - 20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek kampanyadan, “PARIBU CINEVERSE” yazarak 0850 303 60 00'e mesaj atan ilk 14 bin Paribu kullanıcısı faydalanabilecek. Kampanyadan yararlanabilmek için kullanıcıların Paribu’da en az 10 TL değerinde kripto varlığı bulunması gerekiyor. 11 - 20 Kasım arasında alınan hediye kodları 14 Aralık'a kadar kullanılabilecek. Kampanya ile ilgili detaylar ve katılım koşulları için burayı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Nostalji, geleceğin belirsizliği ve şimdinin boğuculuğu karşısında hepimiz için bir tür sığınak işlevi görebiliyor. Karamsar gelecek senaryoları, geçmişin farklı çekmecelerinden bulunmuş parçalarla örtülüyor. Geçmiş, geleceğin belirsizliğinin aksine bize güvenlik ve aidiyet duygusu sağlayabiliyor. Yenilik fikri yerini eskinin (çoğu zaman gerçekdışı) hayaletlerine bırakıyor. Peki, bu sığınağın bize sunduğu kısa süreli aidiyet duygusuna tutunmak başka bir hikâye anlatıyorsa? Ya geleceğimizi çoktan iptal etmiş hâlde aslında hiç yaşamadığımız bir geçmişin kapanına kısılmışsak?

Nostaljinin etimolojisi
“Nostalji” terimi Yunanca “eve dönüş” anlamına gelen “nostos” ile “acı” anlamına gelen “algia” kelimesinin birleşiminden oluşuyor. Ancak bu kelime varlığını ne şairane bir çabaya ne de felsefi bir uğraşa borçlu. Nostalji terimini ilk kez tıp doktoru Johannes Hofer yurt özleminden doğan, hem bedeni hem de ruhu tahrip eden bir hastalığı adlandırmak için kullandı. “İnsanın ait olduğu yuvasını özlemesi” diye özetleyebileceğimiz bu tanım, nostalji kelimesinin uzun yolculuğundaki ilk adımdı.

Ancak günümüzde egemenliğini (hatta diktatörlüğünü) ilan eden nostalji eğilimi, psikolojik bir çerçeveden ziyade kültürel bir davranış örüntüsü olarak dikkat çekiyor. Gündelik hayatımızda tercih ettiğimiz şarkı, film, dizi gibi kültürel üretimlerden giyim tarzına kadar geçmişteki biçimleri tekrar ve tekrar tüketmeyi seviyoruz. Örneğin “retro” ya da “vintage” tarzın dönem dönem yeniden yükselişi geçmişin farklı fragmanlarının içerikten yoksun bir estetik formunda geri dönüşü şeklinde değerlendirilebilir. 

Geçmişin hayaletleri
Günümüzde yenilik tahayyülünün ortadan kalkması ve erişilemez görünmesi, bazı büyük riskler taşıyor. Geçmişe dönmenin konforu, bizi yeninin yaratıcı kopuşundan mahrum bırakıyor. Yaşanmamış bir geçmişin hayaletleri, gelecek fikrinin ve zaman algısının kaybına yol açabiliyor. Artık ileri doğru akmayan ve çoktan öldürülmüş tarih anlatısı, insanı şimdinin boğucu iklimine mahkum ediyor. Nostalji duygusu da yalnızca geçici bir sığınaktan ve yanıltıcı bir kaçış yolundan ibaret kalıyor.

Yazar Mark Fisher, Hayatımın Hayaletleri (Habitus Kitap, 2020) kitabında "Geçmiş sürekli geri dönüyor çünkü şimdiki zaman anımsanamıyor,” diye yazıyor. Geçmişin melodileri, hikâyeleri ve görünütüleriyle kuşatıldığımız bir çağda, ileriye bakmak bir yana şimdinin hikâyelerine bile odaklanamıyoruz. Fisher da kitabında 1980’li yılların kültürel ürünlerini inceleyip 2000'lerdeki motiflerle ne kadar benzediğini gösteriyor. Aslında ilerleme bir yana, bir tür sonsuz tekrarın içinde olduğumuzu söylüyor.

Geleceğin yitişi
Filozof Franco “Bifo” Berardi, Gelecekten Sonra (Otonom Yayıncılık, 2014) adlı kitabında bu süreci “geleceğin usulca yitişi” diye adlandırıyor. Bu ifade, kültürel olarak her şeyin belirli ölçülerde gelişeceğine yönelik felsefi inancın yok olmasına vurgu yapıyor. Mark Fisher da benzer bir noktadan kültür endüstrisinin bizi gelişimden yoksun bir tekrara bağımlı hâle getirdiğini vurguluyor. Nostaljiye kapılıyoruz, çünkü şimdinin potansiyeline hiçbir inancımız yok. Fisher’ın deyişiyle, sonsuz bir şimdiki zamanın içinde hapsolmuş durumdayız.

Nostaljinin egemen olduğu çağımızda, her seferinde geçmişte ortaya çıkarılan biçimlerin yeni uyarlamalarıyla karşılaşıyoruz. Son dönemde en çok dinlenen müzik türlerine bakınca, geçmişteki üretimlerden bariz bir kopuş görülmemesi bu tespiti doğrular nitelikte. Örneğin, Spotify’ın açıkladığı verilere göre Türkiye’de arabesk dinlemeleri son 3 yılda 4 kat artmış durumda. 1980’lerle özdeşleşmiş bir tarzın günümüzde tekrardan yaygınlaşması, şimdinin sınırlarını yeniden düşünmemiz gerektiğini söylüyor. 

“21. yüzyıl ezici bir sonluluk ve tükenmişlik duygusu tarafından baskı altına alınmıştır. Gelecek gibi hissettirmiyor [...] Arctic Monkeys'in 2005 tarihli single'ı 'I Bet You Look Good On The Dancefloor'un videosunu ilk gördüğümde, bunun 1980'lerden kalma kayıp bir eser olduğuna gerçekten inanmıştım." –Mark Fisher, Hayatımın Hayaletleri

Kendi hikâyemizi yaratamıyoruz
Böylesine durağan bir kültürel iklimde nostaljiye duyulan yoğun tutku elbette şaşırtıcı değil. Özellikle pandeminin yarattığı kopuşla birlikte hepimiz 2019’a kadar akan bir tarihin artık sona erdiğini hissediyoruz. Sayıları giderek artan farklı felaket senaryoları da bu inancı pekiştiriyor. Kıyamet senaryolarının fazlasıyla revaçta olduğu bu dönemde, gelecek fikri bir tür çıkışsızlıkla eşdeğer hâle geldi. 

Nostalji, işte bu geleceksizlik fikrinin yaygınlaşmasında ve yerleşmesinde önemli bir rol oynadı. Geçmişe ait formların, ürünlerin, hikâyelerin cazibesi bize yapay bir konfor alanı sağlıyor. Şimdinin çelişkilerine odaklanıp yorulmak yerine, geçmişin donuk resimleriyle kendimizi avutmayı tercih ediyoruz. Dolayısıyla hareket etmeyen “retro” bir estetiğin "durağan akışına" kapılmaktan kurtulamıyoruz. Daha da kötüsü, yaşamadığımız bir geçmişe özlem duymanın beyhude sıkıntısına kapılıyor, kendi özgün hikâyemizi yaratamıyoruz. 

Edebiyat eleştirmeni Fredric Jameson, Kültürel Dönemeç (Dost Kitabevi, 2005) kitabında “biçemsel yeniliğin artık olanaklı olmadığı bir dünyada geriye sadece ölü biçimlere öykünmek, maskelere ve düşsel müzedeki biçemlerin sesleriyle konuşmak kalmaktadır,” diyor. Bu radikal nostaljik kültürel durumun bizi her şeyden önce kendi sesimizden mahrum ettiğini görmemiz gerekiyor.

Deneyim krizi
Bu zamansızlık hissinin elbette başka nedenleri de var. Günümüzdeki görüntü ve bilgi enflasyonu deneyimlerimizi hayatımıza işlememize neredeyse olanak tanımıyor. Yani deneyimler inşa etmek yerine sürekli olarak aşırı dozda enformasyona maruz kalıyoruz. Bu nedenle yeni hikâyeler biriktiremiyor ya da inşa sürecini bilinçli bir şekilde gerçekleştiremiyoruz. 

Nostalji duygusu da bu noktada bir telafi olarak beliriyor. Geçmişin donmuş deneyimleri, bizi şimdinin hızlı akışını kontrol etme zahmetinden kurtarıyor. Eski biçimlere, geçici tatminler için bağlanıyoruz. Bu bağlamda, bir tür deneyim krizinin ortasında olduğumuz da söylenebilir. 

Geleceği yeniden kazanmak
Elbette geçmişle bağlarımızı bütünüyle koparmamız ya da nostalji duygusundan sürekli sakınmamız gerekmiyor. Belirli dönemlere ya da geçmişteki kimi deneyimlerimize özlem duyabiliriz. Ancak bu durumun aşırı uçlara savrulup yaygın kültürel bir motif haline gelmesi, bizi kolektif bir mahkumiyete sevk ediyor. 

Alternatifsizliğin kabulü ve geçmişin konforu, bizi kopuşlara ve yeni yaratılara gebe olan gelecek fikrinden mahrum bırakıyor. İçinde bulunduğumuz gerçekliğin yapısal dinamiklerini kavramadan, geçmişe duyduğumuz çocuksu özlemin bedeli büyük olabilir. Bunlardan biri de bize dayatılan kıyamet fikrine inanmak, hatta ortak olmak. 

Nostalji bizi geleceğin belirsizliğinden koruyup geçmişin güvenli sularında tutsa da gelecekten bu kadar sakınmanın farklı bir probleme işaret ettiğinin farkına varmamız gerekiyor. Nostaljinin artık istismar edildiği günümüzde, geleceğimizi yeniden kazanabilmenin hem bireysel hem de kolektif yollarını keşfetmeye ihtiyacımız var.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

Nostalji: Sığınak mı tutsaklık mı?

Risk değerlendirmesine ihtiyacımız var.

15 Kas 2022

Paribu ile birlikte
Fotoğraf: Alexandra Marta.

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?