Nostalji: Sığınak mı tutsaklık mı?

Yaşanmamış bir geçmişin hayaletleri, gelecek fikrinin ve zaman algısının kaybına yol açabiliyor.
Nostalji: Sığınak mı tutsaklık mı?

11 Kasım - Paribu - Duende
Paribu ile birlikte

Paribu Cineverse ’ten Dünya Sinema Günü’ne özel kutlama

Paribu ve CGV Mars Cinema Group iş birliğinde sinemalarda yeni bir dönem başlatan Paribu Cineverse , Dünya Sinema Günü ’ne özel bir kampanya düzenliyor. Nedir? Paribu Cineverse , Dünya Sinema Günü’nü Paribu kullanıcılarıyla kutluyor.

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Nostalji, geleceğin belirsizliği ve şimdinin boğuculuğu karşısında hepimiz için bir tür sığınak işlevi görebiliyor. Karamsar gelecek senaryoları, geçmişin farklı çekmecelerinden bulunmuş parçalarla örtülüyor. Geçmiş, geleceğin belirsizliğinin aksine bize güvenlik ve aidiyet duygusu sağlayabiliyor. Yenilik fikri yerini eskinin (çoğu zaman gerçekdışı) hayaletlerine bırakıyor. Peki, bu sığınağın bize sunduğu kısa süreli aidiyet duygusuna tutunmak başka bir hikâye anlatıyorsa? Ya geleceğimizi çoktan iptal etmiş hâlde aslında hiç yaşamadığımız bir geçmişin kapanına kısılmışsak?

Nostaljinin etimolojisi
“Nostalji” terimi Yunanca “eve dönüş” anlamına gelen “nostos” ile “acı” anlamına gelen “algia” kelimesinin birleşiminden oluşuyor. Ancak bu kelime varlığını ne şairane bir çabaya ne de felsefi bir uğraşa borçlu. Nostalji terimini ilk kez tıp doktoru Johannes Hofer yurt özleminden doğan, hem bedeni hem de ruhu tahrip eden bir hastalığı adlandırmak için kullandı. “İnsanın ait olduğu yuvasını özlemesi” diye özetleyebileceğimiz bu tanım, nostalji kelimesinin uzun yolculuğundaki ilk adımdı.

Ancak günümüzde egemenliğini (hatta diktatörlüğünü) ilan eden nostalji eğilimi, psikolojik bir çerçeveden ziyade kültürel bir davranış örüntüsü olarak dikkat çekiyor. Gündelik hayatımızda tercih ettiğimiz şarkı, film, dizi gibi kültürel üretimlerden giyim tarzına kadar geçmişteki biçimleri tekrar ve tekrar tüketmeyi seviyoruz. Örneğin “retro” ya da “vintage” tarzın dönem dönem yeniden yükselişi geçmişin farklı fragmanlarının içerikten yoksun bir estetik formunda geri dönüşü şeklinde değerlendirilebilir. 

Geçmişin hayaletleri
Günümüzde yenilik tahayyülünün ortadan kalkması ve erişilemez görünmesi, bazı büyük riskler taşıyor. Geçmişe dönmenin konforu, bizi yeninin yaratıcı kopuşundan mahrum bırakıyor. Yaşanmamış bir geçmişin hayaletleri, gelecek fikrinin ve zaman algısının kaybına yol açabiliyor. Artık ileri doğru akmayan ve çoktan öldürülmüş tarih anlatısı, insanı şimdinin boğucu iklimine mahkum ediyor. Nostalji duygusu da yalnızca geçici bir sığınaktan ve yanıltıcı bir kaçış yolundan ibaret kalıyor.

Yazar Mark Fisher, Hayatımın Hayaletleri (Habitus Kitap, 2020) kitabında "Geçmiş sürekli geri dönüyor çünkü şimdiki zaman anımsanamıyor,” diye yazıyor. Geçmişin melodileri, hikâyeleri ve görünütüleriyle kuşatıldığımız bir çağda, ileriye bakmak bir yana şimdinin hikâyelerine bile odaklanamıyoruz. Fisher da kitabında 1980’li yılların kültürel ürünlerini inceleyip 2000'lerdeki motiflerle ne kadar benzediğini gösteriyor. Aslında ilerleme bir yana, bir tür sonsuz tekrarın içinde olduğumuzu söylüyor.

Geleceğin yitişi
Filozof Franco “Bifo” Berardi, Gelecekten Sonra (Otonom Yayıncılık, 2014) adlı kitabında bu süreci “geleceğin usulca yitişi” diye adlandırıyor. Bu ifade, kültürel olarak her şeyin belirli ölçülerde gelişeceğine yönelik felsefi inancın yok olmasına vurgu yapıyor. Mark Fisher da benzer bir noktadan kültür endüstrisinin bizi gelişimden yoksun bir tekrara bağımlı hâle getirdiğini vurguluyor. Nostaljiye kapılıyoruz, çünkü şimdinin potansiyeline hiçbir inancımız yok. Fisher’ın deyişiyle, sonsuz bir şimdiki zamanın içinde hapsolmuş durumdayız.

Nostaljinin egemen olduğu çağımızda, her seferinde geçmişte ortaya çıkarılan biçimlerin yeni uyarlamalarıyla karşılaşıyoruz. Son dönemde en çok dinlenen müzik türlerine bakınca, geçmişteki üretimlerden bariz bir kopuş görülmemesi bu tespiti doğrular nitelikte. Örneğin, Spotify’ın açıkladığı verilere göre Türkiye’de arabesk dinlemeleri son 3 yılda 4 kat artmış durumda. 1980’lerle özdeşleşmiş bir tarzın günümüzde tekrardan yaygınlaşması, şimdinin sınırlarını yeniden düşünmemiz gerektiğini söylüyor. 

“21. yüzyıl ezici bir sonluluk ve tükenmişlik duygusu tarafından baskı altına alınmıştır. Gelecek gibi hissettirmiyor [...] Arctic Monkeys'in 2005 tarihli single'ı 'I Bet You Look Good On The Dancefloor'un videosunu ilk gördüğümde, bunun 1980'lerden kalma kayıp bir eser olduğuna gerçekten inanmıştım." –Mark Fisher, Hayatımın Hayaletleri

Kendi hikâyemizi yaratamıyoruz
Böylesine durağan bir kültürel iklimde nostaljiye duyulan yoğun tutku elbette şaşırtıcı değil. Özellikle pandeminin yarattığı kopuşla birlikte hepimiz 2019’a kadar akan bir tarihin artık sona erdiğini hissediyoruz. Sayıları giderek artan farklı felaket senaryoları da bu inancı pekiştiriyor. Kıyamet senaryolarının fazlasıyla revaçta olduğu bu dönemde, gelecek fikri bir tür çıkışsızlıkla eşdeğer hâle geldi. 

Nostalji, işte bu geleceksizlik fikrinin yaygınlaşmasında ve yerleşmesinde önemli bir rol oynadı. Geçmişe ait formların, ürünlerin, hikâyelerin cazibesi bize yapay bir konfor alanı sağlıyor. Şimdinin çelişkilerine odaklanıp yorulmak yerine, geçmişin donuk resimleriyle kendimizi avutmayı tercih ediyoruz. Dolayısıyla hareket etmeyen “retro” bir estetiğin "durağan akışına" kapılmaktan kurtulamıyoruz. Daha da kötüsü, yaşamadığımız bir geçmişe özlem duymanın beyhude sıkıntısına kapılıyor, kendi özgün hikâyemizi yaratamıyoruz. 

Edebiyat eleştirmeni Fredric Jameson, Kültürel Dönemeç (Dost Kitabevi, 2005) kitabında “biçemsel yeniliğin artık olanaklı olmadığı bir dünyada geriye sadece ölü biçimlere öykünmek, maskelere ve düşsel müzedeki biçemlerin sesleriyle konuşmak kalmaktadır,” diyor. Bu radikal nostaljik kültürel durumun bizi her şeyden önce kendi sesimizden mahrum ettiğini görmemiz gerekiyor.

Deneyim krizi
Bu zamansızlık hissinin elbette başka nedenleri de var. Günümüzdeki görüntü ve bilgi enflasyonu deneyimlerimizi hayatımıza işlememize neredeyse olanak tanımıyor. Yani deneyimler inşa etmek yerine sürekli olarak aşırı dozda enformasyona maruz kalıyoruz. Bu nedenle yeni hikâyeler biriktiremiyor ya da inşa sürecini bilinçli bir şekilde gerçekleştiremiyoruz. 

Nostalji duygusu da bu noktada bir telafi olarak beliriyor. Geçmişin donmuş deneyimleri, bizi şimdinin hızlı akışını kontrol etme zahmetinden kurtarıyor. Eski biçimlere, geçici tatminler için bağlanıyoruz. Bu bağlamda, bir tür deneyim krizinin ortasında olduğumuz da söylenebilir. 

Geleceği yeniden kazanmak
Elbette geçmişle bağlarımızı bütünüyle koparmamız ya da nostalji duygusundan sürekli sakınmamız gerekmiyor. Belirli dönemlere ya da geçmişteki kimi deneyimlerimize özlem duyabiliriz. Ancak bu durumun aşırı uçlara savrulup yaygın kültürel bir motif haline gelmesi, bizi kolektif bir mahkumiyete sevk ediyor. 

Alternatifsizliğin kabulü ve geçmişin konforu, bizi kopuşlara ve yeni yaratılara gebe olan gelecek fikrinden mahrum bırakıyor. İçinde bulunduğumuz gerçekliğin yapısal dinamiklerini kavramadan, geçmişe duyduğumuz çocuksu özlemin bedeli büyük olabilir. Bunlardan biri de bize dayatılan kıyamet fikrine inanmak, hatta ortak olmak. 

Nostalji bizi geleceğin belirsizliğinden koruyup geçmişin güvenli sularında tutsa da gelecekten bu kadar sakınmanın farklı bir probleme işaret ettiğinin farkına varmamız gerekiyor. Nostaljinin artık istismar edildiği günümüzde, geleceğimizi yeniden kazanabilmenin hem bireysel hem de kolektif yollarını keşfetmeye ihtiyacımız var.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

Nostalji: Sığınak mı tutsaklık mı?

Risk değerlendirmesine ihtiyacımız var.

15 Kas 2022

Paribu ile birlikte
Fotoğraf: Alexandra Marta.

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

Sinem Çelik

·

22 Eki 2026

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası
AngstAngst
∙

HİKAYE

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

Zeynep Erdoğan

·

18 Eki 2026

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine
AngstAngst
∙

HİKAYE

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

Cem Arıdağ

·

14 Eki 2026

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?