Parasal gevşemeye hazır mıyız?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Pandemi esnasında bir yana, sonrasında ise başka bir yana savrulan küresel ekonomik öncelikler bugün tarihî sıkılaşma sürecinin fiilen sona ermesi ile yeni bir yöne evriliyor. Eylül ayında 50 baz puanlık agresif bir faiz indirimiyle bu yeni dönemin resmi açılışını yapan Fed'e neredeyse tüm büyük merkez bankaları eşlik ediyor ya da edecek.
Salgın döneminde "nabzı durdurmamak" adına girişilen parasal gevşeme yarışını takip eden dönemde içine girdiğimiz enflasyonist dönemi de arkamızda bırakıyoruz. İlkin geçici olarak adlandırılan bu dönemin yarattığı hasarı tam olarak ölçmenin güçlüğü bir yana, bugünün sorularına dünün cevapları ile çözüm bulup bulamayacağımız daha önemli bir sorun.
Herkes hata yapar
Salgın dönemi, ekonomilerin hemen her aktörü için büyük bir belirsizlik dalgasının doğmasına sebep oldu. Modern çağda yaşadığımız belki de en karmaşık sorunlar yumağını doğuran bu süreçte tüm gözler kaptanlarda, yani merkez bankalarındaydı. Başını Fed’in çektiği kaptanlar grubu bu devasa bilinmezlik ortamında (o gün doğru gibi görünse de) bazı hatalı değerlendirmelerde bulundular. Talep dinamiklerinin bozulması tüm dengeleri alt üst ederken normal şartlarda aşırı uçlarda yönlendirme ve hareketlerden kaçınan otoriteler tarihin en hızlı gevşeme ve sıkılaşma adımlarını attılar. Bu savrulmalar zaman zaman kredibiliteye dair soru işaretlerini de doğururken piyasa fiyatlamaları ile beklentiler arasında önemli ve uzun süreli ayrışmalara yol açtı.
Bugünün soruları, dünün cevapları
Salgın sonrası dünyada kalıcı olarak değişen tüketici davranışları ve iş modelleri, içine girdiğimiz parasal gevşeme sürecinin etkinliği açısından önemli olacak. Yeni dünyanın konvansiyonel adımlara olan duyarlılığını test edeceğimiz günler bizleri bekliyor. Hâlihazırda uygulan politikalar ve atılan adımların kısa vadeli etkileri literatürle uyumlu olmakla birlikte uzun soluklu etkileri önemli ölçüde bilinmezlik içeriyor. Bu dönemde merkez para otoriteleri başta olmak üzere ekonomi yönetimlerinin daha esnek, daha hedef odaklı ve yer yer heterodoks adımları değerlendirmeye başlamaları gerekecek.
Herkesin derdi başka
Sıkılaşma döngüsü biterken elimizde “one size fits all” bir çözüm bulunmuyor. ABD, enflasyon şokunun ardından atılan adımların beslediği resesyon endişeleri eşliğinde istihdam piyasasına odaklanmayı sürdürüyor. Tüketim dinamiklerinin yönlendirdiği ekonomide hanehalkının harcanabilir gelirinin korunması ve bunu enflasyonist baskıyı artırmadan yapabilmek arzusundalar. Powell, bu süreci başarıyla tamamladığı takdirde tarihî bir merkez bankası başkanına dönüşebilir.
Avrupa’da sorunlar daha derinlere kök salmış durumda. Yapısal sorunları sebebiyle durgunluk eğiliminde olan bölgenin dev ekonomileri, salgınının ardından Rusya-Ukrayna savaşından da büyük hasar aldı. Enerji tedariki başta olmak üzere arz yönlü sorunlarına ilaveten yerleşik atalet talep dinamiklerini de sınırlıyor. Bunun yanında, bölge içindeki ekonomilerin birbirlerinden çok farklı dinamiklere sahip olması ve ekonomi politikalarının tek elden yürütülmesi kaynaklı politika verimliliği sorunları da görünümü kötüleştiriyor. Eski kıtanın toparlanabilmek için faiz indirimlerinden daha fazlasına ihtiyacı var.
Doğuda ise manzara tamamen farklı. Tüm dünya dengeli bir soğuma gayreti içindeyken Çin’de ekonomiyi ısıtmak için genişletici politika setleri devreye alınıyor. Bölgenin batı dünyası ile olan ve çoğunlukla ekonomik temellere dayanan gerilimleri ise olası başka engellerin temelini atıyor. Japonya’da ise pozitif faize geçiş süreci dünya gündeminin ilk sıralarında yer almayı sürdürüyor.
Ülkemiz, yaşadığı enflayonist şokun ardından sıkı para ve maliye politikaları eşliğinde hızlı bir dezenflasyon sürecinde. Bu süreç fiili gevşeme adımlarının taydaşlarımızdan daha geç gelmesine sebep olacak. Yurt içinde, enflasyon beklentilerinin çıpalanması ise gevşeme sürecinin başka bir fiyatlama etkisi yaratmadan başlayabilmesinin ön şartı.
Olmazsa olmaz: Jeopolitik riskler
Küresel enflasyonist baskının ana besleyici tetikleyicilerinden Rusya-Ukrayna savaşı, Çin-Tayvan gerilimi ve ABD-Çin rekabeti gibi başlıklar bu yeni dönemin de ana risk unsurları. Çin'in Tayvan üzerindeki iddiaları ve ABD’nin Asya’daki askeri varlığı, bölgedeki gerilimi besliyor. Ayrıca, ABD’de yaklaşan seçimler, Ortadoğu’daki istikrarsızlık ve İsrail’in agresif politikaları da küresel çapta dengeleri etkileyebilecek önemli riskler arasında. Kısaca, bu cenahta manzarayı ve öngörüleri tamamen değiştirebilecek güçte riskler var olmayı sürdürüyor.
Sonuç olarak
Aşırı gevşedik, aşırı sıkılaştık ve şimdi yine gevşemeye başlıyoruz. Son birkaç yılda yaşadığımız deneyimler bu sürecin dikensiz bir gül bahçesi olmadığını gösteriyor. Yakın geleceğe dair ekonomik beklentiler yarının bugünden daha iyi olacağına işaret etse de bir miktar itidalli olmakta fayda var. Temkinli iyimserlik olarak nitelenebilecek bu yaklaşım en rasyonel ana senaryo olarak kabul edilebilir.
Öte yandan, dinamiklerde yaşanan kalıcı değişimler ekonomi yönetimlerinin ellerindeki araçların etkinliklerinin tartışılması gerekliliğini ortaya koyuyor. Bu süreçte bölgeler arasında ayrışmalar görmemiz çok olası. Toplumların politik eğilimlerindeki değişimlerden bölgesel gerilimlerin yaratabileceği yıkıcı etkilere kadar onlarca farklı risk unsuru ise söz konusu politika adımlarının yaratacağı sonuçlara etki edecek. Evrilen politika setlerinin orta/uzun vadeli etkilerini ise deneyimleyerek öğreneceğiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yurt içinde bugün ana gündem maddemiz TÜİK tarafından saat 10.00 sularında açıklanacak olan manşet enflasyon. Ancak veride kaydedilecek negatif bir sürpriz, bütün yıl sonu projeksiyonlarının yeniden düzenlenmesine neden olabilir.
03 Eki 2024

YAZARLAR

Eralp Ersoy
Sipay’da Hazine Direktörü.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.

20.yy çeliğin yüzyılıydı; 21.yy ise elektriğin yüzyılı olacaktır. Elektrodevlet, gücünü fosil yakıtlardan değil, elektriğin kendisinden alarak bunu bir kalkınma, nüfuz ve düzen kurma aracına dönüştüren devlet tipidir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı (UNCTAD), 'Çalkantılı Bir Dönemde Uluslararası Yatırım' temalı 2026 Dünya Yatırım Raporu'nu yayımladı. Raporda hem Türkiye'yi, hem de bütün gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren ilginç veriler mevcut.




