Pestisit dosyası: AB geri gönderiyor, zehirli gıdalar kimin sofrasına geliyor?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Türkiye’den yurt dışına ihraç edilen taze gıdalardan her hafta bir yenisi tehlikeli derecede yasaklı katkı maddesi içerdiği gerekçesiyle geri çevriliyor. Tüketicilerin bu gıda ürünlerinin iç pazara dağıtılıp dağıtılmadığı ve tükettiğimiz diğer gıda ürünlerindeki katkı maddeleri konusundaki endişeleri büyürken üretici ve ihracatçılar gıda kontrol testlerine getirilen yeni taban fiyat uygulamasının maliyeti artırmasından şikayetçi.
Gıda Kontrol ve Genel Müdürlüğü, geçen hafta Hatay’da üretilen ve Dubai’ye ihraç edilecek 71.250 kilogram limonda Türkiye’de kullanımı sonlandırılan yasaklı pestisit fenbutatin oxide maddesi tespit edildiğini ve limonların imha edildiğini açıkladı. Şubat ayının başından beri Türkiye, Avrupa’ya gönderdiği ürünlerin içerisindeki maddeler nedeniyle sekiz bildirim aldı. Asma yaprağı için kullanım ruhsatı olmayan Dimethomorph’un, AB’nin belirlediği limitin 420 kat fazlası oranında olduğu kayıtlara geçti.

Greenpeace’in RASFF’tan (Gıda ve Yem için Hızlı Uyarı Sistemi) derlediği verilere göre, Türkiye 2024 yılında pestisit nedeniyle Avrupa sınırından ürünleri en çok geri çevrilen 2. ülke oldu, pestisit kaynaklı bildirimlerin yaklaşık %57'si (98 bildirim) karar mekanizmasında en üst seviye olan “ciddi riskli” olarak kaydedildi.
Sınırdan en çok çevrilen ürünlerin başında ise biber ve limon geliyor. 2024 boyunca Avrupa'ya gönderilmek istenen biberler 29 kez sınırdan çevrilirken onu 23 kez sınırdan çevrilen limon takip etti.
Tarım zehirleri ve zararları
Buğday Derneği’nin Zehirsiz Sofralar Tüketici Rehberi'nde pestisitler (tarım zehirleri) tarımsal üretimde kullanılan toksik etkili kimyasal maddeler olarak tanımlanıyor. Bu maddeler işlevlerine göre, böcek öldürücü (insektisit), ot öldürücü (herbisit), mantar öldürücü (fungusit) veya kimyasal yapılarına göre organoklorlu, organofosfatlı, karbamatlı gibi çeşitli sınıflara ayrılıyor.
Buğday Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu, bu maddelerin sonundaki “-icide” ekinin “belirli bir kişiyi ya da bir şeyi öldüren biri ya da bir şey, öldürme eylemi” anlamı taşıdığına dolayısıyla örneğin, intesticide'in böcek ilacı değil böcek öldürücü anlamına geldiğine, bu ürünlerin içeriğindeki aktif maddelerin büyük çoğunluğunun özünde zehir olduğuna dikkat çekiyor.
“Pestisitlerin yani endüstriyel tarımda yetiştirilen ürünler için zararlı olabilecek ot, böcek gibi canlılar ile hastalık etmenlerine karşı koruma amaçlı püskürtülen pestisitlerin %90’ından fazlası kullanılan alan dışında hava, su ve toprak gibi ortamlara dağılıyor ve hedef olmayan canlı türlerine bulaşıyor. Tarımsal ürünlere zarar veren ot ve böcekler pestisitlere karşı direnç geliştirirken zararlılarla beslenen, toprağı zenginleştirerek tarımda fayda sağlayan çok sayıda faydalı canlı türünün zarar görüyor, biyoçeşitlilik azalıyor, su kaynakları kirleniyor.”
Son 30 yılda pestisit kullanımı küresel olarak %81 arttı. Pestisit kullanımının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri en yoğun olarak tarlalarda çalışan çiftçilerde görülüyor. 1990 yılında 25 milyon olarak kaydedilen pestisit zehirlenmesi vakalarının 2020’de 385 milyona ulaştığı görülüyor. Her yıl dünyadaki 860 milyon tarım insanının %44’ü zehirleniyor, pestisit zehirlenmesine bağlı ölümler yılda 11 bini buluyor.
Gıda ürünlerinde biriken pestisit kalıntıları tüketicilerin de sağlığını etkiliyor. Pestisit kalıntılı gıda tüketimi alınan zehirin dozuna bağlı olarak akut ya da kronik, çeşitli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Araştırmalar pestisitlere maruz kalma ile prostat kanseri, bazı lenfoma çeşitleri, lösemi ve meme kanseri arasında güçlü bağlantılar olduğunu gösteriyor. Endişe verici bir diğer mesele ise araştırmaların büyük çoğunluğunun tekil katkı maddeleri üzerine yapılması. Oysa gıda ürünleri birden fazla pestisit kalıntısı içeriyor, bu bileşimlerin yol açtığı sağlık sorunları ise henüz tam olarak aydınlatılmış değil.
Bebek ve çocuklardaki kanser riskinin yetişkinlere kıyasla 10 kata kadar daha fazla olması, bu yaş grubunu pestisitlerin yol açtığı sağlık zararı açısından en kırılgan grup hâline getiriyor.
Greenpeace Türkiye Gıda Kampanyası Sorumlusu Duygu Kural, şu an Türkiye'de gıda üretimi ve dağıtımında yolunda gitmeyen temel uygulamaları şöyle özetliyor:
"Türkiye’de şu anda gıda üretimi ve dağıtımında planlama ve denetim eksikliğini temel sorunlar olarak değerlendirebiliriz. Tarımsal üretim planlamasının eksikliği, arz-talepte dengesizliğe, gıda fiyatlarında dalgalanmalara ya da gıda israfına yol açıyor. Geçen yaz planlı üretim yapılmadığı için birçok gıdanın çiftçinin elinde kaldığını, çiftçilerin ülke çapındaki protestolarıyla şahit olduk. Bu da plansızlığın gıda üretimindeki en büyük sorun olduğuna dair işaretlerden biri. Sorunu çözmek adına, Tarım ve Orman Bakanlığı planlı üretim uygulamasını açıkladı. Ancak, yakın zamanda Aydın Valiliği Havza Bazlı Su Dağıtım Planlaması Kararı ile Aydın’daki tarımsal alanların yalnızca %50’sine su verebileceğini açıkladı. Söz konusu açıklama, Bakanlığın üretim planlaması ile uyumlu değil. Hâliyle planlar yapılırken kurumların ve sahanın koordinasyonu oldukça önemli.
İkinci olarak, denetimde ve şeffaflıktaki eksiklikleri görüyoruz. Örneğin, pestisit denetim sonuçları kamuya açık olarak paylaşılmadığı için tüketiciler bilinçli seçim yapamıyor. Denetim sonuçları açıklanmadığı için denetimlerin yeterliliğine ve etkinliğine dair de takip mümkün olmuyor. RASFF (Gıda ve Yem için Hızlı Uyarı Sistemi) sisteminde karşımıza çıkan limitlerin üstünde pestisit tespiti ya da Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yasaklanmış olmasına rağmen hâlâ kullanıldığını gördüğümüz yasaklı aktif maddelerin varlığı, denetimin yeterliliğini ve etkinliğini sorgulamaya yol açıyor."
Türkiye’deki durum ve ‘taban fiyat’ tartışmaları
Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği’nin Mutfaktaki Kimyacı kitabının yazarı Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık’ın katkılarıyla hazırladığı “Tarımda Kullanılan Zehirler Hakkında Gerçekler ve Rakamlar: Pestisit Atlası” raporuna göre yararlı böceklere en fazla zarar veren pestisit türü olan neonikotinoidlerin kullanımına 2018 yılında Türkiye’de de bazı kısıtlamalar getirilse de 2019 yılında gıda ürünleri üzerinde yapılan incelemelerde bu zehrin kalıntılarına rastlanması bu sınırlamaların uygulanmadığını gösteriyor.
Bunun yanında: 2021 tarihinde çıkarılan yeni pestisit yönetmeliği ile 2018 yılında alınan yasaklama kararı esnetilerek çeşitli ürünlerde (asetamiprid, imidakloprid, tiakloprid, tiametoksam) kullanımı serbest bırakıldı. En bilinen tarım zehirlerinden biri olan ve Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın “muhtemelen kanserojen” olarak sınıflandırdığı glifosatın Türkiye’de kullanımı ise hâlâ serbest.

Tarım ve Orman Bakanlığı, geçen yıl yurt dışından pestisit nedeniyle dönen ürünlerin sayısının artmasıyla harekete geçmiş, laboratuvar denetimlerini sıklaştırmış, Resmî Gazete’de 1 Ağustos 2024’te yayımlanan Gıda Kontrol Laboratuvarları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 13 maddesinde “Özel gıda kontrol laboratuvarları özel istek analizlerinde Bakanlıkça belirlenen analiz ücretlerinden daha düşük bir fiyattan analiz hizmeti veremezler” ibaresi yer almıştı.
- Bu kararla yeni fiyat yaklaşık 4 katına çıkarak ikili pestisit test için 3.600 lira + KDV olarak belirlenmişti. Kararın 1 Şubat’ta uygulamaya geçmesinin ardından laboratuvar yetkilileri ve ihracatçılar ile üreticiler arasında tartışmalar başladı.
Düzenli olarak isteğe bağlı test yaptıran üretici ve ihracatçılar, giderlerinin artmasından şikayet ederken laboratuvar temsilcileri yurt dışından gelen hammaddeler, tek kullanımlık laboratuvar malzemeleri ve test sürecinin maliyetinin eski fiyatlarla karşılanamayacağını, bazı laboratuvarların pestisit testlerini gerektiği gibi yapma işlevi bulunmayan eski makineler, son kullanma tarihi geçmiş aktif maddeler ve özensiz yönetilen süreçlerle fiyat düşürerek müşteri kazandığını ve yanıltıcı sonuçlar yayımladığını söylüyor.
- İletişime geçtiğimiz bir laboratuvar yetkilisi kendi test süreçlerini değerlendirmek üzere aynı testi Avrupa’da bir laboratuvarda yaptırmak için 400 avronun üzerinde ücret ödediğini belirtiyor.
Duygu Kural, yürürlüğe giren yeni uygulamayı şöyle değerlendiriyor:
“Pestisit analizlerine taban fiyat uygulamasının birçok tarafı etkilediği açık. Uygulama, fiyatlama konusunda bir standart getirse de, konunun farklı taraflarına daha fazla danışılması gerektiğini ihracatçıların ve üreticilerin rahatsızlıklarını dile getirmesinden anlıyoruz. Bu uygulama özellikle temiz üretim yapmaya çalışan küçük üretici açısından dezavantaja yol açıyor. Küçük üreticilerin üretimlerine dair bilgi edinme ve gerekiyorsa ürünlerini iyileştirmelerini imkanını zorlaştırıyor.
Daha adil bir rekabet ortamı sağlanması, denetimsizliğin, yasaklı aktiflerin kullanımının önlenmesi için düzenlemenin tüm tarafları gözetecek şekilde gözden geçirilmesini öneriyoruz.
Öte yandan sorunu daha geniş ele almak gerekir. Gıda güvenliğini pestisit analizleri ile sınırlamamak gerekir. Pestisitlerin kullanılması, dahası pestisitlerin yasal mevzuata uygunsuz bir biçimde kullanılması, daha çok dikkat verilmesi gereken konu. Pestisit analizlerin yapılması ve kamuoyuna bilgi verilmesi gıda güvenliği açısından oldukça önemli olsa da, pestisitlerin çevre ve halk sağlığına etkileri göz önünde bulundurulduğunda pestisit kullanımını ortadan kaldıran/azaltan politikalar uygulanmadıkça; tarlada, bahçedeki pestisit kullanım alışkanlığı denetlenip, düzenlenmedikçe test yaptırılması yeterli olmayacaktır. Ürün pestisitli çıktığında imha edilecektir, bu üretici açısından çok büyük zarar, ekolojik açıdan kirlilik ve yük, tüketici açısından ise gıda güvenliği riski demek.”
Batur Şehirlioğlu da laboratuvarların denetlenmesinin öneminin yanında üreticilerin refahının da gözetilmesi gerektiğine dikkat çekiyor:
"Pestisit analizi yapan laboratuvarların tabii ki belirli bir standardı ve maddi değeri olması gerekir. Eğer Bakanlık yaptığı denetimlerde eksiklikler tespit ettiyse bunu düzeltmenin yolunu da aynı titizlikle takip etmeli. Düzenli denetimlerin yapıldığı bir sistem kurulmalı ve işini doğru yapmayan yetkililere verilen cezalar artırılmalı.
Biz Buğday Derneği olarak Türkiye’de ekolojik ürünlerin iç pazarda adil, sürdürülebilir, güvenilir bir alışveriş modeli ile tanıtılması ve yaygınlaştırılması amacıyla yürüttüğümüz %100 Ekolojik Pazarlar’daki ürünleri düzenli olarak kontrol ettiriyoruz. Kurduğumuz organik pazar komisyonu pazarlarda satılan ürünlerden üreticiye haber vermeden numuneler alıyor ve laboratuvara yollayarak pestisit testlerini yaptırıyor. Bu testleri pazarda ürünü satılan üreticiler ve esnaf gönüllü olarak yaptırıyor ve ücretini de üreticiler ve esnaf ödüyor. Fiyatlardaki bu artışın ardından üretici de bu maliyeti karşılamakta zorlanacak.
Bunun yanında pestisit tartışmalarının odağına çoğunlukla 'güvenli doz' alınıyor ama bu, yanıltıcı bir bakış açısı. Yurt dışından geri dönen ürünlerin güvenli dozun üzerinde pestisit içerdiği vurgulanıyor oysa ki konu tarım zehirleri olduğunda güvenli doz diye bir şey yoktur. Kullanımı yasaklanmış olsa da olmasa da tüm pestisitler insan ve çevre sağlığı üzerinde ciddi sorunlara yol açıyor. Her yıl dünyada yaklaşık 385 milyon pestisit zehirlenmesi vakası yaşanıyor. Akut ve kronik hastalıklara yol açan pestisitlere maruz kalanlar kalp, akciğer ya da böbrek yetmezliği ile karşı karşıya kalıyor.
200’den fazla pestisit etken maddesi ülkemizde ve Avrupa Birliği’nde limit altında kaldığı sürece güvenli kabul edilip kullanımına izin verildikten yıllar sonra yasaklandı. Bu durum pestisitlerde güvenli doz olamayacağının ve pestisitlerin zararlarını ortaya koyan araştırmaların günden güne çoğaldığının bir göstergesi.
Pestisitlerin gıdalarda bulunabileceği Maksimum Kalıntı Seviyesi, bu kimyasalların toksik etkilerinin ancak belirli bir dozu aştığında ortaya çıkacağı varsayımıyla belirleniyor. Ancak, düşük dozlarda pestisitlere maruz kalmanın bile hormon bozucu etkiler yaratabileceğini gösteren araştırmalar, bu varsayımın geçerliliğini ortadan kaldırıyor. Pestisitlerin endokrin bozucu özellikleri, hücresel aktiviteleri etkileyerek hormonal sinyalleri bozabiliyor ve bu durum, obeziteden kısırlığa, bağışıklık sistemi hastalıklarından nörodavranışsal sorunlara kadar geniş bir yelpazede sağlık sorunlarına yol açabiliyor."
Greenpeace’in pestisit analizlerinin açıklanmasına yönelik başlattığı kampanya sayfasında da Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Mart 2022’den beri yayımlanmayan taklit-tağşiş listelerini artık anlık olarak paylaştığı; sağlığımızı tehdit edecek şekilde üretim yapan firmalar anında ifşa edilirken listelere pestisit analizlerinin dahil edilmediği bilgisi yer alıyor.
Buğday Derneği’nin Youtube kanalında geçen ay yayımlanan "Pestisitler, Çocuklar ve Zehirsiz Sofralar" başlıklı webinar’da da Türkiye’de üretilen taze gıdaların yaklaşık %10’unun ihraç edildiğine, üretici ve ihracatçıların yurt dışına yollanan ürünleri nispeten özenli üretilen gıdalar arasından seçmeye özen gösterdiğine iç pazara sunulan %90’lık gıda ürününün pestisit raporlarının açıklanmadığına dikkat çekiliyor.
Duygu Kural, “Türkiye'de tüketicilerin güvenle taze gıda satın almasını sağlamakla yükümlü kurumlar kimlerdir ve sistemin düzgün işlemesi için getirilecek uygulamalar neler olmalı, denetim mekanizması nasıl işlemeli?” sorumuzu şöyle yanıtlıyor:
"Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye’de gıda güvenliğinden sorumlu ana kurumdur. Bakanlık başta gıda güvenliği ile ilgili politikaları ve mevzuatı belirler ve uygular. Bakanlık ve taşra teşkilatları (İl ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlükleri), gıda üretim, işleme, dağıtım ve satış yapan işletmelerin denetimini yapar, hijyenin korunması için eğitimler düzenler. Denetimlerde mevzuata aykırılıklar tespit edilirse idari yaptırımlar uygular. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın yanı sıra Sağlık Bakanlığı'nın da gıda güvenliği bağlamında sorumlulukları vardır. Gıda kaynaklı hastalıkların takibini yapar ve halk sağlığını tehdit eden durumlarda gerekli önlemleri alır. Zehirlenme vakalarında araştırmalar yaparak halkı bilgilendirir. Bir diğer sorumlu kurum ise belediyelerdir. Belediyeler, yetki alanları doğrultusunda pazar yerleri, seyyar satıcılar ve belirli sokak gıda satış noktalarının denetlenmesinden ve belediye ruhsatına tabi işyerlerinde genel hijyen kurallarına uygunluğun sağlanmasından sorumlular.
Tüketicinin taze ve güvenli gıdaya erişebilmesinin en önemli yolu tedarik zincirlerini kısaltarak herkesin yakınındaki üreticiden ürün alabilmesini sağlamaktır. Bunun yanı sıra pestisit denetimleri, taklit tağşiş denetimleri, toksin madde denetimlerinin sıklaştırılması, söz konusu tespitlerin de yurttaşla şeffaf bir biçimde paylaşılması denetim mekanizmasını etkin kılacaktır. Bakanlıkça yapılan açıklamalarda, pestisit kalıntısının önlenmesi amacıyla son 3 yılda 246.946 denetim gerçekleştirildiğini öğreniyoruz, ancak denetim sonuçları, uygunsuzluklar karşısında alınan önlemler ve cezalar kamuoyuyla paylaşılmalı."
Güvenli ve sağlıklı gıda için görüştüğümüz iki kurumun yürüttüğü çalışmalar:
- Greenpeace Türkiye'nin temiz gıdaya ve bilgiye erişim hakkımızı savunmak ve korumak adına pestisit analizlerinin açıklanması için yürüttüğü Zehir Etme kampanyası.
- Buğday Derneği'nin hem bize hem de doğaya zarar veren pestisitlerin yasaklanması için yürüttüğü Zehirsiz Sofralar kampanyası.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta yeni taban fiyat uygulaması ve sınırdan dönen gıdalardaki artışla yeniden gündeme gelen pestisit tartışması ve son 20 yılda yaşanan kelebek kıyameti bültende.
15 Mar 2025

YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?




