

Kordsa’dan girişimcilere destek: Wire Up Wire Up Girişim Hızlandırma Programı Lastik, inşaat ve kompozit güçlendirme ürünleriyle ileri malzeme pazarının lider oyuncusu Kordsa , hem Türkiye’nin girişimcilik ekosistemiyle birlikte güçlenmeyi hem de bu ekosistemi güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu hedefle yola çıkan Kordsa, Wire Up Girişim Hızlandırma Programı ile sürdürülebilir ve yenilikçi çözümleri olan girişimlere kucak açıyor. Nedir? Kordsa Wire Up Girişim Hızlandırma Programı , sürdürülebilirlik teknolojilerinden İSG çözümlerine, yapay zekâ teknolojilerinden İK çözümlerine, sensör teknolojilerinden makine öğrenmesi yazılımlarına kadar uçtan uca yenilikçi çözümler üreten girişimcilerle beraber proje geliştirmeyi hedefleyen bir program. Neden önemli? Büyük veri ayıklama ve etiketleme, endüstri 4.0, görüntü işleme teknolojisiyle makine bakımı, kurum içi süreç yönetimi, lojistik süreçlerinin optimizasyonu, makine öğrenmesi ve veri analizi, sanal gerçeklik gibi Kordsa ’nın odak alanlarına yönelik girişimleri desteklemek üzere yola çıkan program, yeni fikirlerin inovasyona dönüşmesine imkân sağlamayı amaçlıyor. Dahası: Teknoloji iletişimcisi Dr. Sertaç Doğanay’ın girişimcilik üzerine konuşacağı ve Kordsa çalışanlarının program detaylarını paylaşacağı Wire Up Meet Up etkinliği, 24 Kasım ’da 13.00-19.00 arasında SabancıDx Digital Campus ’te gerçekleşecek. Wire Up Girişim Hızlandırma Programı hakkında daha fazla bilgi almak için burayı , programa kaydolmak içinse bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), 2022 yılı için küresel petrol talebi tahminini 100 bin varil azaltarak, bir kez daha düşürdüğünü açıkladı. Böylece örgütün petrol talebi tahmini nisan ayından bu yana beşinci kez aşağı yönlü revize edilmiş oldu.
OPEC'in konuya ilişkin yayımladığı raporun arından brent petrol %3'ten fazla değer kaybıyla 92,7 USD seviyesine kadar geriledi.
Daralma sinyalleri petrol talebini etkiliyor
OPEC tarafından yayımlanan aylık petrol piyasası raporunda, 2022 yılı küresel petrol talebinin geçtiğimiz yıla göre günlük 2,5 milyon varil artışla 99,5 milyon varil olmasının beklendiği açıklandı. Bu sayı, bir önceki raporda belirtilen tahminden 100 bin varil daha aşağıda.
Petrol talebi tahminindeki aşağı yönlü revizyonda ise küresel ekonomide her geçen gün gittikçe belirginleşen daralma sinyalleri ve Çin'de Covid-19 sebebiyle uygulanmakta olan katı kısıtlamaların etkili olduğu ifade edildi.
Yayımlanan raporda konuya ilişkin olarak, "Küresel ekonomiye ilişkin önemli belirsizlik ve küresel durgunluk korkuları, küresel petrol talebi büyümesinin aşağı yönlü riskine katkıda bulunuyor. Buna ek olarak, Çin'in "sıfır COVID-19 politikasına" katı bir şekilde bağlı kalması, bu belirsizliği artırarak ülkenin toparlanma yolunu daha da öngörülemez hale getiriyor" ifadelerine yer verildi.
OPEC'in küresel ekonomiye ve petrol talebine ilişkin endişeleri yersiz gibi de değil. Küresel ekonominin en büyük oyuncusu olan ABD'de nisan ayında 59,2 seviyesinde bulunan imalat PMI, ekim ayında 50,4 seviyesine kadar geriledi. Avro Bölgesi ve Çin'de ise durum çok daha vahim. Avro Bölgesi imalat PMI 9 aylık bir düşüş serisinin ardınan 46,4 puana kadar gerileyerek imalatta daralma sinyallerini belirginleştirdi. Çin imalat PMI ise ekim ayında eşik değer olan 50'nin altında kalarak 49,2 seviyesinde gerçekleşti.
Bütün bunlara rağmen yine OPEC verilerine göre ekim ayında küresel petrol üretimi günlük 700 bin varil artışla 101,5 milyon varil seviyesine yükseldi. Günlük üretimi en çok artıran ülke 33 bin varil ile Nijerya olurken, en çok azaltan ülke ise "petrol fiyatını yapay olarak artırmaya çalışmakla" suçlanan Suudi Arabistan oldu.
Arz kesintisi kararı
OPEC ülkeleri geçtiğimiz ay petrol arzı ile ilgili kritik bir karar vererek petrol arzını kasım ayından itibaren günlük 2 milyon varil daraltacaklarını duyurmuştu.
ABD yönetimi alınan bu kararı siyasi olarak değerlendirse de, OPEC bu kararın ekonomik gerekçelere dayandığını ve arz kısıtlamasının gerekli bir hamle olduğunu öne sürdü.
30 Eylül'de 83,5 USD'den işlem gören brent petrol varil fiyatı, kararın alındığı 5 Ekim'in ardından 95,8 USD seviyesine kadar yükseldi.
Petrol talebinin küresel daralmanın etkisiyle düşebileceğini tahmin eden ve buna bir karşılık olarak arzı azaltma yoluyla petrol talebini yüksek tutmak isteyen örgüt için bu makul bir karar olarak değerlendirilebilir. Fakat yüksek kalmaya devam eden petrol fiyatları, dünya ekonomisini ve özellikle gelişmekte olan ülkeleri oldukça sert bir biçimde etkiliyor.
Özellikle bu konuda OPEC'e karşı kararlı bir duruş sergileyen Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, "OPEC+’nın üretimi günlük 2 milyon varil kısma yönündeki son kararı kesinlikle yapıcı değildi. Bu hamle özellikle gelişmekte olan ülkelerde enflasyonu körükleyen ve tekrar düşünmeyi gerektiren bir karar" ifadelerini kullanıyor. Birol ayrıca petrolde bir tedarik kesintisi olması durumunda halihazırda piyasaya sürülebilecek olan pek çok stoğun bulunduğunu belirtiyor.
ABD Başkanı Joe Biden ise ABD Enerji Bakanlığı stratejik petrol rezervlerinin yarısından fazlasının dolu olduğunu ve petrol fiyatlarını düşürmek adına aralık ayı sonuna kadar 15 milyon varili piyasaya sürebileceklerini belirtiyor.
Pek çok siyasi mercinin OPEC'ten kararını gözden geçirmesini istemesine rağmen örgüt petrol arzını kısmakta kararlı gibi görünüyor. Devler arasındaki bu "soğuk petrol savaşı" sırasında petrol fiyatlarının nereye gideceğini ise bizlere zaman gösterecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
TÜİK dış ticaret endeks verilerini açıkladı. Biden ve Jinping "samimi" bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirtirken, OPEC küresel petrol talebi tahminini 100 bin varil düşürdüğünü duyurdu
15 Kas 2022

YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.

Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio’ya göre asıl risk ABD’nin ne kadar borçlandığı değil, giderek büyüyen tahvil arzını yatırımcıların hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı. Sıfıra yakın faizlerle kamu borcunun maliyetinin görünmezleştiği dönem kapanırken piyasa artık yalnızca enflasyonu ve merkez bankalarını değil, devletlerin bilançolarını da fiyatlamaya hazırlanıyor.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak Ağustos ayı sektörel enflasyon beklentileri ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü ABD'de açıklanacak ikinci çeyrek GSYH revizyonu ve Temmuz ayı PCE enflasyonu ile Cuma günü Fed Başkanı Kevin Warsh'ın Jackson Hole konuşması takip edilecek.
24 Ağu 2026

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran’ın BAE topraklarına yönelik balistik füze saldırılarının ardından İran ile yürütülen tüm faaliyetleri, ticari alışverişi ve finansal işlemleri ikinci bir karara kadar askıya aldığını duyurdu. İran yönetimi füze saldırısıyla ilgisi bulunmadığını ve bunun bir “sahte bayrak” operasyonu olduğunu ifade etmiş olsa da, BAE’nin kararı İran’ın en büyük ithalat kapısını ve yaptırımlar altında kullandığı başlıca ödeme merkezlerinden birini aynı anda devre dışı bırakma potansiyeli taşıyor.

Hem Japonya’da hem de Amerika’da piyasaların merkez bankalarını faiz artırmaya zorladığı bir süreçten geçiliyor. Ancak tarih gösteriyor ki genellikle bu savaşın kazananı tahvil piyasaları oluyor. Bu nedenle önümüzde, faizlerle ilgili olarak piyasaların çok da sevmediği stresli bir sürecin içinde bulunduğumuzu bir kez daha görülüyor.




