

Bankacılık işlemleri Q-Finansal Zeka ile daha kolay
Pandemi tekstilden mobilyaya, gıdadan ev ürünlerine başta perakende olmak üzere birçok sektörün dijitalleşme süreçlerini hızlandırdı. Bazı araştırmalar, pandemi döneminde markaların dijital yatırımlarının ortalama üç kat büyüdüğünü…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
“Biliyorsunuz parkların / Sizi çağıran tarafları / İnsanın gizli, karanlık köşeleriyle oranlı / Orada saklanıyor onlar / Çünkü her türlü saklanıyorlar orada…”
Sanat gözüyle park: Şehrin içinde doğanın bir parçası olarak yer alan parklar, kimi zaman şiir kişisinin karmaşadan kaçışının bir yansıması olarak kullanılır. Edip Cansever’in bu dizesi, gizlilikler ve karanlık taraflar ne kadar fazla ise insanın parka gitme isteğinin de bu oranda artacağını gösterir. İnsanların açığa çıkarmadığı duygularıyla parkta yüzleşmesi, onları baskı altında tutacak duvar veya tavan olmadığından daha kolaydır. Kendilerini açıkta ve özgür hissettiklerinde, duygularıyla doğa içinde daha rahat yüzleşirler.
Bir başka bakış açısını da filmlerde görebiliriz. Örneğin; Richard Linklater’ın romantik üçlemesinin ilk iki filmi Before Sunrise (1995) ve Before Sunset (2004); Avrupa’nın iki güzel şehrinde, sırasıyla Viyana ve Paris’te geçer. Jesse ve Céline’in hayat ve ilişkiler üzerine derin ve anlamlı diyalogları, iki şehrin de en güzel parklarında su gibi akıp gider ve parklar karakterlere yeniden duvarsız, tavansız ve sınırsız bir alan sağlar.
Şehrin aynası: Bir şehrin havasını solumanın ve şehir insanlarını yakından tanımanın en keyifli yollarından biri de o şehirdeki parklarda vakit geçirmektir. Parklar, şehrin aynası gibidir ve bulunduğu şehir hakkında birçok bilgi verir. Şehirdeki bir parkta oturup bir süre gözlem yaptığımızda o şehre dair birçok ipucu bulabiliriz.
Parklar neden önemli? Şehirleşmenin başlangıcından beri büyük şehir parklarının her zaman önemli bir rolü vardı. İlk başlarda kamuya açık olmanın yanında bu alanlar, kutsal olarak kabul edilen bahçeler, aristokrasi için dinlenme alanları ve aynı zamanda av sahalarıydı. Bugünse parklar, şehrin içinde yer almasına rağmen gürültüden, karmaşadan ve düzensizlikten bir kaçış yolu olarak görülüyor. Fiziksel ve zihinsel rahatlamaya olanak sağlayan; koşmak, bisiklete binmek, yeşilliklere uzanmak, kitap okumak gibi aktivitelere alan sunduğu için de parklar, toplum sağlığı için önemli bir yere sahip. Diğer yandan, günümüzde şehirlerin büyümesiyle yeşil alanların azalması, şehirlerin üzerinde ısı adalarının oluşmasını ve hava kirliliğinin artmasını beraberinde getiriyor. Bu anlamda şehir parklarının, iklim değişikliklerinin ve doğal afetlerin de olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabileceği düşünülüyor.

Fotoğraf: Elif Bayram
İsim, şehir, park: Dünyanın en popüler şehir parklarından bazılarını New York’taki Central Park, Londra’daki Hyde Park, Amsterdam’daki Vondelpark ve Tokyo’daki Ueno Park olarak sıralarken, İstanbul’daki en meşhur parklardan bazılarını da; İstanbul’un en çok ziyaretçi çeken parklarından biri olan Gülhane Parkı, Yıldız Sarayı’nın alt tarafındaki Yıldız Parkı Korusu ve Üsküdar sırtlarında yaklaşık 260 metrelik bir tepede bulunan Çamlıca Tepesi olarak sıralayabiliriz.
%2,2’lik nefes alanı: Dünya’daki bazı şehirlerin yeşil alan oranları şu şekilde: Oslo %68, Singapur %47, Viyana %45, Zürih %41, Londra %33. İstanbul ise %2,2. “Peki İstanbul’un yeşil alan oranı bu kadar düşük iken mevcut yeşil alanları kullanma durumu nasıl?” diye sorduğumuzda 2017’de yapılan bir araştırma ilgimizi çekiyor: Araştırmaya göre, İstanbul’da yaşayanların %59'u son bir yılda şehir parklarını kullanmadıklarını bildirmişler. Ayrıca şehir parkına yakın oturmanın kullanımı arttırdığı görülmüş. En fazla tercih edilen şehir parkları ise; Gülhane Parkı (%16), Çamlıca Tepesi (%15), Yıldız Parkı (%12), Emirgân Parkı (%10), Fethi Paşa Korusu (%8), Haliç Parkları (%10), Fenerbahçe Parkı (%8), Diğer Sahil Parkları (%18), Diğer Şehir Parkları (%2) şeklinde sıralanmış.
Anlaşılan o ki hayatın hızla aktığı, yaklaşık 15 milyon kişiyi barındıran bu büyük metropolde, şehrin içinde doğanın bir parçası olarak yer alan parklar, kimi zaman şiir kişisinin ya da filmdeki bir karakterin karmaşadan kaçışının bir yansıması olarak kendine bir yer bulsa da gerçek hayatımızda henüz istediğimiz imkâna ve kullanıma ulaşabilmiş değil. Açıkçası ben, Edip Cansever'in şiirine referansla, karanlık taraflarımız az olduğu için parklara az gittiğimizi düşünmüyorum. Siz ne dersiniz?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Şehirde tarımın son kalesi kent bostanları, %2,2'lik nefes alanları, şehrin kirli suları.
27 Ara 2020

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.



