Şehrin yok olan yapılarının ardındaki imar seferberliği ve köprü


Şehir hayatında ev işlerinin akıllı yardımcısı: iRobot Roomba Robot Süpürge
Uzun, yoğun ve stresli mesailer, trafik, şehir gürültüsü, hız, yorgunluk ve bir türlü yetmeyen zaman... Tüm bunların üzerine idare edilmesi gereken, düzenli temizlenmeye ihtiyaç duyan evlerimiz… İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşamanın…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Muhakkak etrafınızdaki birileri İstanbul’dan bahsederken buranın artık “Eski İstanbul olmadığını” söylüyordur. İşin ilginç tarafı, bunun hangi uzunluktaki bir periyotla ilgili söylense de doğru çıkması. Çünkü İstanbul nefes alan bir şehir; fakat dinamik olmasının bir sonucu olarak nefesleri düzensiz. Son birkaç aydır da ayağınızın gitmeye alıştığı yerler somut bir yıkıma bağlı olmaksızın mekânlarını terk edebiliyor. Yani, şehrin çehresi dediğimiz demi, hızlanarak değişmeye devam ediyor. Bunu bir yıla bağlamak ne kadar doğru emin değilim fakat referans olarak bir zamana odaklanarak izah etmek mühim. Çünkü İstanbul gibi bir şehri planlarken veya planından bahsederken geçmişindeki dönüşümlere de selam vermek önemli. Örneğin, 1957-1960 yılları arasında açılan kimi yollar ve Boğaz Köprüsü’nün yapımı kimi bellek çalışmaları için bildiğinizden daha fazlası olabilir.
İmar seferberliği sonucu açılan yollar: Adnan Menderes’in başbakanlık görevini sürdürürken açıkladığı “imar seferberliği”, planlanan caddeleriyle “şehre girişin” keyfini artırmayı amaçlıyordu. Kötü bir kasaba girişi olarak değerlendirilen yolların yapımı için yıkılacak yapıları envanter girişleriyle arşivleyecek Eski Eserler ve Anıtlar Kurulu ise 1970’te kurulacaktı. Dolayısıyla, Millet Caddesi 1957’deki yıkımların sonucunda doğarken ucunun Beyazıt Meydanı’na çıkarılması için Şimkeşhane ve Hasan Paşa Hanı’nın yarısının yıkılıp yola katıldığı biliniyor. Fakat Karaköy’ü Tophane’ye bağlayan Kemeraltı Caddesi’nin açılması için yıkılan binalar hakkında pek bir şey bilinmiyor. Çünkü, 1850-1920 yılları arasında “Batı ülkelerindeki” mimari akımların etkisiyle inşa edilen binalar, envanter olarak fişlenemeden yıkılıyor.

Kaynak: Dünya Bizim
Köprü yıkımları: Şehir plancısı İlhan Tekeli, İstanbul ve Ankara için Kent İçi Ulaşım Tarihi Yazıları kitabında Boğaziçi Köprüsü’nün yapımıyla ilgili şehrin sakinlerinin ikiye bölündüğünü ve siyasetin bir inşaatta ne kadar önemli olduğunun altının çizildiğini anlatıyor. Yapımına karar verilirken dört tane rapor hazırlatılan köprünün mezarlık, hazine, çeşme, su deposu gibi 163 taşınmaz varlığın kaldırılmasına sebep olduğu belirtiliyor. Fakat köprünün en mühim etkisinin, şehrin kentsel alanı genişletmesi ve dolayısıyla artan nüfus için kimi yapıların teker teker yıkılması olduğunun altı çiziliyor.
Sadece konutlar için de değerlendirilmemesi gereken yıkımlar, farklı kentsel fonksiyonların inşasını da barındırıyor. Mimar Besim Çeçener’e göre 1987’ye kadar olan kimi yıkımlar beraber okunabiliyor. Eski bir sahil sarayı olan Boğaziçi Lisesi’nin yıktırılması, yapımıyla kentsel sit alanını bozan İstanbul Üniversitesi ek binası, Sultanahmet Meydanı’ndaki eski Adalet Sarayı’nın hizmete açılmasından sonra bulunduğu açıklanan Bizans İmparatorluğu kalıntıları da bunlara örnek olarak sayılabiliyor. Bütün bunlar paralel bir evrende nasıl bir İstanbul olduğu konusunda ise bir fikir vermeye yetmiyor. Ama bilirsek geleceğe dair bir umut vadediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şehirde yapay aydınlatmanın sebep olduğu ışık kirliliği, Galata'nın efsaneleri, yolu İstanbul'dan geçen yabancı filmler ve dahası.
13 Ara 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




