Sinemacı gözü sahneye taşınırsa: Emin Alper'den 'Öteki'

Abluka, Kız Kardeşler ve Kurak Günler filmleriyle tanıdığımız yönetmen Emin Alper, tiyatro sahnesindeki prömiyerini Dostoyevski uyarlaması “Öteki”yle yaptı.
Sinemacı gözü sahneye taşınırsa: Emin Alper'den 'Öteki'

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Bir romanın tiyatroya uyarlanması her zaman doğru bir tercih mi? Sahnedeki dünyanın okurun kendi hayal dünyasında kurduğu dünyayla örtüşmemesi nasıl bir his yaratır? Kafamda bu soru işaretleriyle 12 Ocak’ta Uniq İstanbul’un yolunu tuttum. Can Yayınları’ndan İkiz, İletişim Yayınları’ndan Öteki ismiyle Türkçeleştirilen Dostoyevski’nin novellasını, “Öteki” adıyla sahneye uyarlayan, Kurak Günler filmiyle 59. Antalya Altın Portakal Festivali’nde 9 ödülün sahibi olan yönetmen/yazar Emin Alper’in oyununu izlemeye gidiyorum.

Aslında Dostoyevski’nin eserleri daha önce de farklı tiyatro toplulukları tarafından sahneye konulmuştu. Yeraltından Notlar, Budala, Suç ve Ceza, Uysal Kadın, İnsancıklar bunlardan bazıları. Öteki’yi ise ilk kez sahnede izleyeceğiz.

Öteki’nin yolculuğu, tiyatro yapımcısı Nisan Ceren’in, yönetmen Emin Alper’le biraraya gelmesiyle başlıyor. Birkaç metin değerlendirildikten sonra Öteki’de karar kılıyorlar. Metnin özgür bir uyarlamaya uygun olması da kararlarında etkili oluyor. İki aylık bir hazırlık sürecinden sonra ise oyun 12 Ocak’ta prömiyer yapıyor. Anlaşılması pek de kolay olmayan bir metin tercih edilmiş, ama yerele ve güncele uyarlanmasıyla bu mesafeyi kapatmayı başarmışlar. Ayrıca Dostoyevski gibi karanlık bir yazardan bu kadar güldürücü öğe çıkartabilmek de oyunun ayrı bir başarısı olmuş. Tabii bu, yazarın eserlerine sinmiş sivri ve alaycı dilin günümüze uyum sağlaması olarak da okunabilir.

Oyun, temel çatışmasını, alter-egomuzla mücadelemiz üzerine kuruyor. Size fiziksel olarak benzeyen, ancak karakter bakımından taban tabana zıttınız olan, üstelik de nefret ettiğiniz özellikler taşıyan biriyle aynı işyerinde çalışmaya başlarsanız neler olur? Hele ki sizin hayallerinizi bir bir gerçekleştirmeye başlayan o olursa nasıl tepki verirsiniz? 

Bütün bu soruları, kara komedi tarzıyla ele alan oyunun kadrosunda Erdem Şenocak, Cem Yiğit Üzümoğlu, Derya Karadaş ve Gökhan Yıkılkan var. Tehlikeli Oyunlar’daki muazzam oyunculuğuyla hatırladığımız Erdem Şenocak, yine müthiş bir performansa imza atıyor. Craft’ın sahneye koyduğu Kalp oyunuyla radarımıza giren, daha sonra Evlat ve Sırça oyunlarıyla da hafızamızda yer edinen Cem Yiğit Üzümoğlu’nu ise onun “şeytan ikizi” olarak izliyoruz. “İş arkadaşı” rolünde Gökhan Yıkılkan ve Hayriye rolünde televizyon ekranlarından tanıdığımız Derya Karadaş da rollerinin hakkını veriyorlar.

Kitabın baş kahramanı Jakov Petroviç Golyadkin, bir memur; daha doğrusu işinde terfi bekleyen bir memur. İstediği terfi başkasına verildiği gibi, bir de kendisiyle aynı pozisyona gelen kişinin fiziksel olarak kendisine tıpatıp benzediğini görüyor. Neredeyse ikizi gibi... Bu karşılaşma sonrası kurdukları arkadaşlık, “ikizinin” onun hayatını ele geçirmeye başlamasıyla bir düşmanlığa dönüşüyor. 

Yönetmen Emin Alper, oyunda 1846’da yazılan Golyadkin karakterini yerelleştirip bugüne taşıyarak “Burak Çıplak” adını veriyor. Onu beyaz yakalı bir banka çalışanı olarak tasvir ediyor. Alper, Milliyet Sanat’a verdiği röportajda karakteri şöyle anlatmış: “Romanın orijinalinde Dostoyevski’nin ve 19. yüzyıl romanlarının pek çoğunda olduğu gibi yükselme arzuları, hırsları aristokrasi tarafından ketlenmiş bir küçük memurun mücadelesi ve trajedisi anlatılıyor. Ben onu büyük ölçüde beyaz yaka dünyasına transfer etmeye çalıştım.” 

Büyük plazaların büyük ofislerindeki yükselme yarışına taşınan hikayede, hayatın neredeyse her alanında karşımıza çıkan “kayırmacılık” ve “liyakatsizlik” de temel çatışma eksenlerinden. Emin Alper’in sıklıkla sinema perdesine aktardığı taşradan şehre, şehirden taşraya giden karakterlerin varoluş mücadelesi, burada da yansımasını buluyor. Kayseri’den İstanbul’a gelen “öteki” Burak, kısa zamanda kendini insanlara sevdirerek bir yerlere gelmeye çalışırken, “Golyadkin”i temsil eden esas Burak’ın kurumsal beyaz yaka dünyasının iktidar duvarlarına toslarken dengesini iyice yitirmesini izliyoruz. 

Oyunun en merak uyandırıcı yönlerinden biri, Emin Alper’in ilk tiyatro deneyiminde nasıl bir dil benimseyeceğiydi. Bir tiyatro oyununun, sinemacı gözüyle sahneye nasıl konulacağını görmek seyirci açısından da heyecan verici bir deneyim. Nitekim sinemacı gözünün yarattığı fark, aynalar ve dijital ekranlarla donatılmış sahnede de kendisini hissettiriyor–burada sahne tasarımına imza atan Deniz Göktürk Kobanbay’a bir alkış. Aynalardaki yansımaların kullanımı, farklı benlik algıları ve yüzleşmeyle ilgili temel temayı desteklerken oyunla eşzamanlı olarak arka plandaki ekrandan izlediğimiz bazı sahneler, sinematografik bakış açısının tiyatroyla iç içe geçtiği anları yansıtıyor. Bunun başka bir örneğini geçen sezon sahnelenen “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nde de görmüştük. Dijital teknolojinin giderek tiyatronun parçası hâline geldiği bir ana şahitlik ediyoruz. Ancak bu tercihin tiyatroya kattıklarını ya da ondan eksilttiklerini tartışmak başka bir yazının konusu olsun.

Sonlara doğru maskelerin kullanımı da karakterlerin kendileriyle konuştuğu hissini yaratmak bakımından yaratıcı bir tercih olmuştu. Oyunun alt metnindeki “kendine dışarıdan bakma” meselesiyle de örtüşüyordu.

Bazı oyunların sonları belliyken bazı oyunların sonları muğlak bırakılarak seyirciye teslim edilir. “Öteki”de de Burak’ın akıbeti seyirciler olarak bize teslim edilmiş. Burak’ın yaşadıkları rüya mı, gerçek mi? Gerçekse ne kadarı gerçek? Oyunun sonunda bu sorular havada kalırken, biz de kendimizle karşılaşmanın dünyayı ve içindeki her şeyi sorgulamaya kapı açıp açmayacağını düşünerek salondan ayrılıyoruz. Hatta belki gerçekliğin kendisini bile…




ÖTEKİ

Süre: 90 dakika.
Yaş Sınırı: +12
Yazar: Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
Yönetmen / Uyarlayan: Emin Alper
Oynayanlar: Cem Yiğit Üzümoğlu, Erdem Şenocak, Derya Karadaş, Gökhan Yıkılkan
Yapımcı: Luz Yapım, Nisan Ceren Özerten
Sahne Tasarım: Deniz Göktürk Kobanbay
Işık Tasarım: Ahmet Sesigürgil
Ses Efekt & Tasarım: Okan Kaya
Yardımcı Yönetmen: Ömer Güneş
Yapım Asistanı: Ekinsu Köse
Uygulayıcı Yapımcı: Deniz Saip
Yürütücü Yapımcı: Naz Güven

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni