Suyun seyrettiği mahalle: Yeniköy


İstanbul’un zengin çay-kahve kültürünü HaHa Kafe ’de deneyimliyoruz Bugünkü bültene ilhamını İstanbul’dan alan, tam Soli okurunun cesur ve hayat dolu ruhuna göre bir mekânı konuk ediyoruz. Türk çayını ve kahvesini tüm dünyayla paylaşmak amacıyla bu yılın başında kapılarını açan ve yakında İstanbul’da farklı şubelerde hizmet vermeye hazırlanan HaHa Kafe , herkesi kahvesini, fırınından günlük olarak çıkan taptaze tatlılarını ve Premium Tirebolu Türk Çayı HaHa Tea 'yi denemek için Nişantaşı’na davet ediyor. HaHa Tea: Geleneksel Türk çayının bergamot aromasını hakkıyla damaklara taşıyan HaHa Tea, Türkiye’nin kadim çay kültürünü tüm dünyaya tanıtmanın gururunu paylaşıyor. Yüzyıllar önce Tirebolu’nun verimli topraklarında yetiştirilip demlenen çayın eşsiz rengi özenle korunarak HaHa Tea ambalajlarına doluyor. 1555 yılında İstanbul’da açıldığı bilinen dünyanın ilk kahve dükkânının mirasını günümüze taşımayı hedefleyen mekân, İstanbul’un zengin çay-kahve kültürünü ve günlük yaşamı bir potada eritiyor. Doyasıya yaşamaya ve gülmeye cesareti olanların uğrak noktası HaHa Kafe , vapurdayken martıların sesini duyduğumuzda, bir sokak kedisinin başını okşadığımızda, ya da sokakta hiç tanımadığımız biriyle selamlaştığımızda hissettiğimiz sıcaklığı bize bir fincanın içinde sunuyor. HaHa Tea’yi deneyimlemek ve Nişantaşı’nda keyifli anların tadını çıkarmak üzere HaHa Kafe ’ye davetlisiniz.
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Yeniköy’le ilk karşılaşma: kuş sesleri arasında, kollar açık yokuş aşağı koşarken hissedilen o coşku, deniz kokusu eşliğinde seyredilen gün doğumları ve gün batımları, kendi sesini duyabildiğin bir yerde içilen bir kadeh şarap ve cazın getirdiği şükür. Ağaçtan düşen bir yaprak gibi Yeniköy’ün ritmi. Dışarıdan durgun ama yaşayanına rüzgârını hissettiren bir akış. Kahkaha, müzik ve yeşilin kokusu. Mahallelinin yarattığı İtalyan filmi neşesine her gün ilk defa keşfeden misafirlerinin şaşkın sevinci ve hafta sonu kendini sahile atmak isteyeni eklenince çok daha renkli ve canlı bir yere dönüşüyor. Yaşama alan açıyor Yeniköy.

Yeniköy mahallelisi Rana Mengü
Yeniköy’ün ruhunda saygı var: doğaya, cana, farklılıklara karşı oluşan bu saygı Yeniköy’ün çeperi. Her sokağı sevilene kavuşma telaşının, eve dönüş huzurunun, dostlara yetişmek için atılan o hızlı hızlı adımların yonttuğu izleri taşıyor. Burada kaldırımlar suyun geçişine izin veriyor. Yağmurun aşındırdığı yollar seni her seferinde bir deniz kıyısına çıkarıyor, bir seyir armağan ediyor.
Kommarodes mi Geniköy mü?
Bir yere gitmeden ilk araştırdığım şey, isminin nereden geldiği. Yeniköy hakkında da araştırma yaptığımda çeşitli hikâyelere rastladım. Milattan sonra birinci ve ikinci yüzyılda yazılmış gezi kitaplarında Dionysos Byzantios Yeniköy’den “Kommarodes” adıyla bahsediyor. Bizans döneminde burada bol miktarda bulunan çilek bahçeleri ve kocayemiş ağaçları nedeniyle bölgeye bu ismin verildiğini söyleniyor.
Diğer ismin hikâyesi bir rivayetten ibaret gibi duruyor. The Magger’da yayımlanan “Yeniköy: Adına Şarkılar Yazılan Semt, Bir İstanbul Masalı” isimli yazıda buranın ilk sakinlerinin Romanya’nın Geni Bölgesi’nden olduğunu, bu nedenle “Geniköy” denildiğini ve zamanla bu ismin Yeniköy’e evrildiğini anlatıyor. Bir tarihçi olmadığım için hikâyelerin doğruluğu hakkında değil, bir okur olarak bana hissettirdiklerine odaklanmak istiyorum.

Yeniköy'ün yeşil yalıları
Bu iki hikâye de kalbimdeki Yeniköy’e bir ucundan bağlanıyor. İstanbul’daki çoğu yerin aksine Yeniköy hâlâ yemyeşil, dolayısıyla bir nevi Kommarodes, eskisi kadar olmasa da Romanya’dan gelmiş sakinleri var, dolayısıyla bir nevi Geniköy de. İki ismin hikâyesi de ayrı dursun, bu mahallenin bendeki adıysa dostluk.
17. yüzyıldan bugüne mimari ve sanat
Yalılar, adım başı görebileceğin yapılar Yeniköy için. 17. yüzyıl sonlarında saray erkanı, devlet görevlileri burada kendi konutlarını zamanının çok önemli mimarlarına yaptırıyor. 1850’lerden itibaren Yeniköy'e ilgi artınca yapıların sayısı da çoğalıyor. Bu durumun yansıması olarak da mahallede 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl arasında inşa edilen yapıları hâlâ görebiliyoruz.
Bu yapılardan biri ve benim en çok ilgimi çeken Erbilgin Yalısı. Zamanında binanın deniz tarafındaki kısmını, yolun karşı tarafında yer alan koruya bağlayan bir köprüsü varmış. Bugün, Yeniköy Garanti Bankası’nı geçip biraz ilerlediğinde duvarda bir çıkıntı vardır, o çıkıntı 1957-58 yıllarında yalıyı koruya bağlayan köprünün kalıntısı. Tarihî açıdan yıkılan köprülere dair en kuvvetli kalıntılardan biri.

Yeniköy'ün yalıları
Yeniköy’ün yolları mimari çeşitliliği bir arada tutuyor. Sahil hattında tarihî eser değeri taşıyan yalılar, arka sokaklarında bir patika gibi iç içe geçmiş taşlardan oluşan kagir yapılar ve sanki bir film platosundaymışsın hissini veren rengârenk ahşap Rum evleri… Hepsi özel mülk ama dokusu ve önemi gereği aynı zamanda mahallelinin. Yeniköy yaşanmışlığa hürmet eder, yapılanlar koruma anlamında birebir temasa dayanmasa da burada nefes alan buranın mihenk taşına sahip çıkıyor.
Mimari çeşitliliğin yarattığı bütünlük insan ilişkilerine de yansıyor. Yeniköy’de sinagog da kilise de cami de görebilirsin. Burada kutlamalar herkes için. Paskalya zamanı elinde hediyesiyle kiliseye giden imamı da var, iftar zamanını birlikte bekleyen papazı da. Komşusunu seven bir mahalle Yeniköy. Yan sokağında olup bitene sırtını dönmeyen, elinden tutan, ayağa kaldıran. Bu eskiye dayalı güven bağının yanı sıra sanat üretiminin de canlı canlı gözlemlenebilmesi "insan daha ne ister ki" dedirtiyor.

Yeniköy sırtlarındaki Gate 27 isimli Sanatçı Konuk Evi, caz günleri ve daha nicesi sanatçıyı da sanat severi de merkezine alıyor. Sanata alan açma klişesi, yapı çeşitliliği sayesinde burada kelimenin hakkını veriyor. Mimari olarak en uygun lokasyonlarla üretenleri birleştiriyor mahalleli. Panayia Rum Kilisesi’nde konsere gidip Gate 27'te sanatçıların atölyelerini gezerken adımların bir yalıdan gelen piyanoya eşlik edebiliyor.
Festival ruhunu sokaklara taşımak
Mahallelisi de ziyaretçisi de doğa ve sanat düşkünüdür Yeniköy’ün. Mahallede son iki yıldır Yeniköy Caz Günleri yapılıyor. Ve şimdi, tam festivalin olduğu dönem. Önümüzdeki hafta, 4 Haziran Cumartesi Avusturya Kültür Ofisi’nde üç büyük: David Friedman & François Lindemann & Andreas Metsler’ı dinleyebilirsin.
1920-1930’lu yıllara bir iade, tekrar cazı söz konusu etme meselesi. Mahallecilik sonucu oluşan, gelişen ve büyüyen bu etkinlik, pandemi nedeniyle zorluk yaşayan sahne çalışanları hariç herkes tarafından gönüllü olarak yapılıyor. Aradaki sıcak bağ için açılan lokal kapılar müzisyenlerin mahalleliyle buluşma noktası oluyor.
İstanbul’da çok az sayıda olan bisiklet kafelerinden biri, Sedona’nın da mahalleye büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Eskiden mola vermek için Sarıyer’de duran sporcuların yeni lokasyonu şimdilerde Yeniköy, bu da tabii ki kültür çeşitliliğini ve iletişimi arttırıyor.

Yeniköy'de denize atlayanlar
Kalabalığın ve yalnızlığın buluşma noktası
Eskiden çoğu insan için yazlıkmış zamanla şehrin içine katılmış Yeniköy. Benden eskilerle konuştuğımda burada ikibine yakın Rum’un yaşadığını öğreniyorum. Kulaklarda hep bir Rum şarkısı çalarmış yani. Şimdi, özellikle hafta sonları trafik sesleri duyuluyor müzik niyetine. Azaldı artık. O çok kültürlülük, sessizlik, sakinlik. Kalabalıklaştı, kendine göre hızlandı Yeniköy.
Açık hava vitrinine benzetiyorum bazen. Sahil hattının o kaosu, restoranlara gelenlerin yarattığı küçük galeri havası rahatsız etmiyor desem yalan söylerim. Gün içinde “Yeter artık şu kornaya basmayın!” diye avaz avaz bağırasım geliyor bazen. Buranın doğasına aykırı o gösteriş, o acele. Aslında arka sokaklar hâlâ durgun, dingin daha bir kendi gibi. Zaman zaman bu ayrımı hissettirse de kalabalığın ve yalnızlığın buluşma noktası. İki kutupluluğun yarattığı bu çoğalma başka bir katman ekliyor mahalleye.
Yeniköy, mahallelinin kendine verdiği izin. Yalılardaki hayatın manzarası-seyir alanı, bisikletçinin başta uğrak zamanla yaşam alanı, sanatçının evi-ilhamı-üretim alanı. Gün geçtikçe dönüşüyor burası. Diğer her yer gibi. Kuşaklardır var olan esnafcılık yerini sıklıkla üstünü değiştiren birinin dolabı gibi konumlanan kafelere bıraksa da mahallecilik inatla bırakmıyor Yeniköy’ün yakasını. Buraya geldiğinde biriyle tanışmadan dönemezsin. Öyle sıcakkanlıdır mahalleli. Yaklaşık 10 yıldır buradayım, çok şey değişti zamanla, bu durum hariç. Bir bardak suyunu esirgemeyen Başak’lar, içten gülümsemesiyle yan masanda konuşmak için bekleyen Mert’ler, elinin uzandığı yardımı esirgemeyen Ahmet Abi'lerle dolu. Geleni, gideni, kalanı, ayrılamayanı çok.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ağaçtan düşen bir yaprak gibi Yeniköy’ün ritmi. Dışarıdan durgun ama yaşayanına rüzgârını hissettiren bir akış. Kahkaha, caz ve yeşilin kokusu.
29 May 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Kalabalıklardan, sıcaktan ve gürültüden kaçınmak isteyenlerin tatil zamanı Eylül geldi. Bu dönemde tatiler çıkan kişi sayısının giderek artması Süper Eylül trendini de beraberinde getirdi. Peki dinginlik arayışını bir ileri safhaya taşıyanlar nerelere gidebilir? Örneğin dünyanın en sessiz adalarına. Uydu ve harita verilerini kullanarak yapılan analiz sonucu belirlenen dünyanın en sessiz adaları.

Tarihin ve toplumsal olayların binaları nasıl değiştirdiğini ve geçmişin detaylı mimarisinden bugünün daha sade yapılarına nasıl geldiğimizi Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık kurucu ortağı Kerem Erginoğlu ve SO? Mimarlık ve Fikriyat kurucu ortağı Sevince Bayrak’la birlikte inceledik.

Carlsberg’in dev üretim merkezinden Mikkeller’in craft biralarına, üç yüz yıllık barlardan aquavit ve gløgg’a: Öresund’un iki yakasındaki Kopenhag ve Malmö’yü barları, biraları ve yerel içkileri üzerinden keşfetmek isteyenlere dört günlük bir rota.

ABTA'nın her yıl yayımladığı seyahat trendleri raporunun sonuncusunda üst sıralarda alışık olmadığımız bir terim yer alıyor: Super September, yani Süper Eylül. Eylül ayında yurt dışı tatiline çıkmayı planlayanların oranı giderek artıyor. Bu yükselişin ardında ise üç temel motivasyon yatıyor: Sıcaklardan kaçma, boşalan plaj ve sokaklar ile uçak ve konaklama fiyatlarının düşmesi.

Son yılların en belirgin kültürel eğilimlerinden biri, kürasyona dayalı yaratıcı komünitelerin yükselişi. Berlin'den New York'a, Londra'dan İstanbul'a, insanlar artık kitlesel platformların anonim kalabalığı yerine kendilerine benzeyen, aynı kafadan, yaşam tarzına yakın hissettikleri insanlarla bir araya gelmeyi tercih ediyor.
03 Eyl 2026



