Talk to Me: Yılın en çok konuşulan korku filmi


Öyle bir geçer zaman ki : Vintage Festival Vintage Festival 7 - 8 Ekim'de Derde derman olmanın, iç dökmenin, kafayı dağıtmanın, hüzne hüzün coşkuya coşku katmanın evrensel formülü müzikle ne senin ne de bizim geçmişimize sığan bir ilişkimiz var. Günbegün büyüyen sonsuz ve müzikal bir çığın tarihine ortak olmaktan keyif duyuyoruz. Bugüne ve kulaklığına varan kim varsa, eskilerin mirasından beslendiğini de çok iyi biliyoruz. Bu heyacanı kendi tellerinde yaşatan, nostaljinin her bir ritimle yeniden kulağına çalındığı isimlerle buluşmak için müzikal bir yolculuğa çıkıyoruz. Yollarda Türkiye rock tarihinin usta isimleri, sen de 70’ler funk biz diyelim 80’ler disco, cızırtısıyla makbul plaklar ve politik atmosfere sıçrayan retro turuncular bizi bekliyor. Bu yolun yolcusu kim dersen; geçmişin ağızda keyif bırakan tadıyla bugünün gerçekliğini nefis bir şekilde harmanlayan Hey! Douglas , Altın Gün severlerin şüphesiz bayılacağı Şatellites , çocukları pistten alamadığımız düğünlerin kendine özgün sound ’unu yeteneğiyle sahneye taşıyacak Elektro Hafız ve Türk folk müziğini bir de onların yorumuyla dinlemeni tavsiye edeceğimiz Nasipse Kısmet . Babylon’da geçen altın değerinde akşamların nostaljik mimarı Oldies But Goldies partisi de bu yolculuğun özel bir konuğu. Bavulunu hazırladıysan 7 - 8 Ekim ’de Festival Park Kadıköy ’de Vintage Fesival ’la nostalji rüzgârına kapılalım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ ’nin organizasyonuyla gerçekleşecek bu yolculuk için biletler ve detaylı program şurada .
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Talk to Me
Yönetmenler: Danny ve Michael Philippou
Yapım yılı: 2022
Süre: 95 dakika
Avustralya korku sineması; 2000’ler sonrasında The Loved Ones (2009, Sean Byrne), The Babadook (2014, Jennifer Kent) ve Relic (2020, Natalie Erika James) gibi filmler sayesinde yükselişe geçti. Ocak 2023’teki Sundance Film Festivali’nin geceyarısı seçkisinin en çok konuşulan filmi de yine Avustralya’dan bir korku filmiydi: RackaRacka adıyla YouTube’da yayınladıkları korku-komedi videolarıyla nam salmış ikiz kardeşler Danny ve Michael Philippou’nun yönetmen koltuğunda oturduğu Talk to Me. Film, festival gösteriminin hemen ardından, nitelikli korku filmleri ve bağımsız yapımları anında radarına alan A24 tarafından satın alındı. A24’un kararının oldukça isabetli olduğunu söylemek mümkün çünkü film Hereditary’nin ardından ABD’de en iyi açılışı yapan ikinci A24 filmi oldu. Talk to Me, mumyalanmış bir el ve onun aracılığıyla ruhların bedenleri ele geçirdiği bir ritüelin gençler arasında yaygınlaşan bir oyuna dönüşmesini ve bunun bir grup genç üstündeki beklenmedik sonuçlarını konu alıyor.

Kaynak: Bir Film
Filmin kitleleri etkilemesinin, popülerleşmesinin ve gişe başarısının ardında konu olarak seçtiği jenerasyonu ve dinamiklerini çok iyi kavramış olması yatıyor. Yönetmenlerin bizzat bu jenerasyona yakın ve uzun süredir onlar için içerik üretiyor olmasının katkısı da yadsınamaz tabii. Filmdeki ayin sahnelerinde gençler, filmin korku unsuru ya da lanetli objesi olan mumyalanmış elin etrafında önceki jenerasyonların bir şişenin ya da bir masa oyunu tahtasının etrafında toplandığı gibi toplanıyorlar. Söz konusu objenin, onun oyunlaştırılmasının ve tüm bu deneyimin etkilerinin korkutucu olduğunun bilincindeler. Fakat artık 2020’lerdeyiz ve her şeyin çabuk tüketildiği bu çağda eğlence ihtiyacı aşırıya kaçmayı normalleştiriyor. Şeyler kolektif yapıldığında anlamsız, tehlikeli ya da aptalca olma özelliklerini kaybediyor. Cinselliği erkenden keşfetmiş ve yaşamış gençler artık şişe çevirmecenin heyecanıyla tatmin olmuyor. Bilgisayar oyunlarının sanal gerçekliğinin etkisini tatmış gençler artık masa oyunlarını beğenmiyor. Daha fazlasını (bu örnekte ruhlar tarafından ele geçirilmeyi) istiyorlar. Öte yandan aynı gençlerin kolektif deneyimleme ve gündemdekinin bir parçası olma merakı onları kolektif salaklıklara itebiliyor. Pandemi döneminde yaygınlaşan ve birçok genci hastanelik eden akımı hatırlatan RogerEbert.com yazarı Nick Allen’ın cümleleriyle: “Bir YouTuber’ın muhtemelen bir zamanlar Tide kapsüllerini yemekle ilgili olarak söylediği gibi: Ne kadar heyecan verici!”

Kaynak: Bir Film
Makro düzeyde dersine iyi çalışmış, konu edindiği ve hitap ettiği kitlenin eğlence formülünü çok iyi kavramış ve bundan bir korku filmi çıkarmış olan Philippou Kardeşler’in aynı başarıyı mikro düzeyde yakalamış olduğunu söylemek pek mümkün değil. Filmin asıl odağında üç kişi var: Yakın zamanda annesini kaybetmiş ve bunun yarattığı travmayla hâlen tam anlamıyla yüzleşememiş Mia, eski erkek arkadaşının yeni sevgilisi oluvermiş en yakın arkadaşı Jade ve Jade’in henüz reşit olmayan kardeşi Riley. Talk to Me’nin üç karakterin bireysel, ikili ve üçlü çatışmalarını makro düzeydeki korku atmosferine yedirirken tembel davrandığını düşünüyorum. Mia’nın süren yası, Jade’in büyüyen kıskançlığı ve Riley’nin büyüme arzusu; filmin ayin sahnelerinde umursanmaz oluyor. Fakat söz konusu ayin sahnelerinin henüz filmin ilk dakikalarından itibaren kamera hareketleri ve kurgunun gücüyle oradaymış hissi veren, şok edici ve beklenmedik anlarla bezeli olması filmi yılın en sürükleyici işlerinden birine çeviriyor; Philippou Kardeşler’i takip edilecek yeni yönetmenler arasına ekletiyor.
Nerede izleyebilirsin? Talk to Me bugün gösterime giriyor.
Benzer işler:
- The Conjuring (2013, James Wan)
- Hereditary (2018, Ari Aster)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Avustralya korku sinemasının A24 damgalı son harikası, kayıp mekânlar ile kayıp ruhları bir araya getiren Sofia Exarchou’nun sineması ve yönetmenle sohbet.
01 Eyl 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.




