

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Dünya nüfusunun ortalama yaşam süresine dair yapılan araştırmaya göre, kadınlar 75.6, erkeklerde 70.8; her iki cinsiyetin ortalama ömrü ise 73.2 sene ölçülmüş. Bu ortalamaya ülkeler sıralamasında baktığımızda Türkiye'de ortalama yaşam süresi, kadınlarda 81.2 sene, erkeklerde 75.57 sene, ortalama yaşam süresinde ise 78.45 seneyle 52. sırada yer alıyor. Listenin son sıralarını ise Afrika ülkeleri oluşturuyor. Afrika ülkelerinde ortalama yaşam sürelerinin düşük olmasının erken çocuk ölümleri, açlık seviyesi, sağlık sisteminin kötülüğü, temiz suya ulaşımın zorluğu gibi nedenlere dayalı olduğunu tahmin edebiliyoruz.
Son 70 yılda insan yaşam süresi neredeyse 2 katı kadar uzadı.
Kendini gelişmiş ülkeler kategorisinde gören İngiltere’nin bile bu listede 29. sırada yer alabiliyor olması ise oldukça şaşırtıcı. Tabi ki bu sıralamada, her ülkenin içinde bulunduğu sağlık sistemi, ekonomik refah düzeyi, aile yapısı gibi birçok etken bulunuyor. Ancak bu etkenlerden biri de şüphesiz ki beslenme diyebiliriz.
Özellikle batılı ülkelerde artan obezite büyük bir sorun teşkil ediyor. Gıdanın adil dağıtılmaması hem sağlığımız hem de Dünya’mız için büyük bir tehdit oluşturuyor. Taze ve besleyici gıdaya erişebilmek yerine marketlerde paketlenmiş ürünlerin satışının desteklemesi elbette ki kapitalizmin sonuçlarından birisi. Gıdaya erişimi olmayan ülkelere bile bu tip besleyici özelliği düşük gıdalarla destek vermemiz sağlığımızı tehdit ediyor. Aynı zamanda üretimi, paketlenmesi ve sonrasında organik olmayan atığı ile de her geçen gün daha da çok karbon salımına yol açıyor.
- Aslında geçmişte atalarımızın yaptığı toplayıcılık, bugün bizim foraging diye adlandırdığımız doğaya çıkıp topladığımız besinleri tüketmekten çok farklı değil. Burada doğa derken akıllara sadece ormanlık bir alan, bir yeşillik gelmemeli. Şehirde de ağaç, gökyüzü, kuş, böcek canlı örtüsü yani doğaya ait öğeler mevcut. Balkonumuzda, camımızın önünde, arka bahçemizde pekâlâ yetiştirebileceğimiz birçok doğal ürünler mevcut.
Gıdayla kopan bağımızı geri kazanmamız gerekiyor.
Gıda bizim için sadece markete gidip reyondan aldığımız bir ürün olmamalı. Gıdanın kaynağını hatırlar ve özen gösterirsek zaten ihtiyacımız olduğundan fazlasını tüketmeyeceğiz. İkinci hamburgeri de sipariş ettiğimizde, pişirdiğimiz yemekten bir tabak daha koyduğumuzda, dostlarla oturduğumuz sofrada bir sonraki şişeyi açtığımızda da bunu hatırlamalıyız.
Vegan etiketli ürünler de raflarda paketlenmiş, özünü, geldiği kaynağı unuttuğumuz ve hızlıca tüketeceğimiz başka bir ürün yelpazesi haline geldi.
Bugün vegan ya da bitki bazlı beslenmenin, hem sağlığımız hem Dünya’mız için olumlu olduğu yönünde sıkça haber yapılsa da, durum vegan ürünlerde de farklı bir yere doğru gitmiyor aslında. Veganlık her geçen gün popülerleştikçe vegan yumurta peynir, sosis, sucuk, köfte gibi aklınıza gelebilecek birçok işlenmiş; içinde koruyucu gıda katkı maddeleri bulunan paketli ürün sayısı ve markası da artmakta. Oysa ki adından da anlaşılacağı gibi bitkisel beslenme, temelinde bitki, sebze olan ve hiçbir hayvandan bir işlem sonucu elde etmediğimiz gıdanın karşılığı olmalı.

Şu bir gerçek ki, hiçbir markaya ya da etikete ihtiyaç olmayacak kadar çok seçeneğimiz var. Bu yazıyı yazarken mezun olduğum üniversitede öğrencilerin vegan menü için imza kampanyası başlattığını okudum. Üniversite’ye başladığım 1998 yılından itibaren tüm öğrencilik hayatım boyunca, vegan giyim ve kişisel bakım ürünleri dışında hiçbir zaman gıda ile ilgili bir problem yaşadığımı hatırlamıyorum.
- Boudica Fox-Leonard’ın bu ay ‘The Telegraph’ da kaleme aldığı konuyla benzer ve ayrıntılı makalesi de okumaya ve üzerinde düşünmeye değer.
- 40 seneden daha uzun zamandır toprağı kazmadan yani ‘no dig’ gibi kolay doğal yöntemlerle bahçecilik yapan, Cambridge Üniversitesi mezunu Charles Dowding, kartonlarla ve kompost yaptığı bir tarım yöntemini anlattığı YouTube videosunu şu sözlerle bitiriyor; “…Sonuçta birçok leziz gıda elde ediyoruz. Evde yetiştireceğiniz besinin bir artısı da mikroplar. Toprak mikroplarının bağırsak ve sindirim sistemimize ne kadar faydalı olduğu daha ancak yeni keşfedildi. Immunolojistler (bağışıklık uzmanları) bunu ancak daha çok yakın zamanda gazetelerde açıkladılar ve toprağınızda siz buna sahipsiniz. Mikropların bir raf ömrü var ve çok uzun dayanmıyorlar. Yani topraktan yeni hasat ettiğiniz az da olsa, bir parça toprağı yemenin faydası çok. Mesela havucu topraktan çek, şöyle bir pantolonuna sil ve ye!.."
Topraktan çıkan taze ürünü tüketmek ve bu ürünlere erişimi olmayanlara olabilecek en taze, işlenmemiş haliyle ulaştırmak uzun ömrün ve sağlıklı yaşamın sırrı olacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Orman Liderleri, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Yeşil İş Ödülü
24 Haz 2022

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







