Gelişen ülkelerin para politikaları nasıl şekillenmeli?


Emlak, bilgi, güven: Zingat “ Gayrimenkul yatırımı, insanların hayatlarında verilebilecek en önemli finansal kararlardan biri ve belki de en önemlisidir. ” diyen Zingat’a katılıyor ve bugünün bülteninde sizi, hayalinizdeki evi bulma yolculuğunuzda güvenilirliği ve deneyimiyle her an yanınızda yer alacak gayrimenkul sektörünün fark yaratan platformu Zingat’la buluşturuyoruz. Nedir? 2015 yılında faaliyete geçen Zingat , Türkiye'de gayrimenkul sektörüne yatırım yapanlar, gayrimenkul satanlar/kiralayanlar, yeni ev arayışında olanlar, bu sektörden profesyonel kazanç sağlayan kişileri doğru, kapsamlı referans bilgilerle aynı çatı altında buluşturan güvenilir bir gayrimenkul bilgi ve pazarlama platformu. Neden Zingat? Türkiye’de gayrimenkul alanında oldukça sınırlı veri ve bilgi bulunuyor, bu esnada doğru olmayan bilgiyle de sıkça karşılaşılabiliyor. Zingat, REIDIN gibi dünyanın sadece gelişmekte olan ülkelerine odaklanan, ilk ve en büyük gayrimenkul bilgi platformuyla yaptığı iş birliği ve bünyesinde barındırdığı profesyonel analiz-içerik ekipleriyle gayrimenkulle ilgili her şeye dair doğru ve yararlı bilgiyi sunma gayesiyle çalışıyor. Zingat Bana Ev Bul : Gayrimenkule dair alışkınlarımızı değiştiren Zingat, Bana Ev Bul hizmetiyle ücretsiz ve yenilikçi bir deneyim yaratıyor. Zingat Bana Ev Bul hizmeti, satılık ya da kiralık ev, iş yeri veya arsa arayışlar için bu zorlu süreci akıllı ve hızlı hâle getirerek ev arama yolculuğunuzda tamamen kişiselleştirilmiş bir çözüm sunuyor. Tek yapmanız gereken aradığınız ya da satmak/kiralamak istediğiniz gayrimenkulün detaylarını Zingat’la paylaşmak. Mutluluğa giden gayrimenkulu bulmak üzere bu bağlantı üzerinden Zingat’ı keşfedebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Ekonomi politikalarını, döviz kurunu ve enflasyonu dilimizden düşüremediğimiz günlerden geçiyoruz. Ülkedeki çoğu insan finansal istikrarın ve alım gücünün korunduğu, öngörülebilir bir ekonomi hayali kuruyor. Peki bizi bundan ne alıkoyuyor? Makroekonomi politikaları neden istenilen sonucu veremiyor?
Sorun ne?
İlk olarak sorunun net olarak anlaşılması gerekiyor. Çok daha derin bir konu olan yapısal sorunları şimdilik bir kenara bırakırsak, Türkiye’nin son dönemdeki problemini en basit şekilde kurdaki yükselişten beslenen enflasyon olarak özetleyebiliriz. Peki, kur neden yükseliyor? Kurdaki yükselişin iç ve dış nedenleri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Enflasyonun çok altında kalan faiz oranları, sürekli değişen makroekonomik hedeflerle birlikte artan finansal oynaklık ve azalan merkez bankası rezervleri gibi dinamikler iç nedenleri oluşturuyor. Dış nedenler ise her geçen gün etkisini daha fazla hissedeceğimiz değişimleri barındırıyor. Bu değişimler arasında Amerika Merkez Bankası'nın (Fed) sıkı para politikasına geçişi ve pandemi sonrası normalleşmeyle birlikte dünya genelinde artan enerji ve gıda fiyatları yer alıyor. Türkiye ne yapmalı kısmına geçmeden önce, bizim gibi ülkeler ne yapıyor ya da ne yapmalı sorusunu güncel bir gelişmeyle kısaca özetleyelim.
IMF'in uyarıları
IMF’in geçen hafta pazartesi günü yayımladığı tüm gelişen ekonomilere yönelik bir uyarı bulunuyor. Uyarıda, neredeyse son 40 yılın en hızlı enflasyonu nedeniyle sıkı para politikasına geçiş yapan Fed’in gelişen ülke ekonomilerindeki görünümü belirsiz hale getirdiği vurgulanıyor. Yüksek enflasyon ve kamu borcuyla mücadele eden Brezilya, Rusya ve Güney Afrika gibi gelişen ülkelerin 2021’de faiz artışlarına başladığı hatırlatılıyor. Son olarak IMF, Fed’in hızla sıkılaşmaya devam ettiği senaryoda ABD’de talebin daralabileceğinin ve bu durumun gelişen ülkelerden sermaye çıkışı ve bu ülkelerin para biriminde değer kaybı anlamına gelebileceğinin altını çiziyor.
IMF, uyarısını bir çözüm önerisiyle noktalıyor. Öneride, gelişen ülkelere politika altyapılarını güçlendirme ve finansal kırılganlığı azaltma çağrısında bulunuyor. Enflasyonu kontrol altına almak için sıkılaşan merkez bankalarına, kamu kesimi ile finansal istikrarı sürdürmeye yönelik planlarını açık ve tutarlı bir biçimde paylaşmaları tavsiyesi veriyor. Yüksek miktarda yabancı para cinsinde borca sahip ülkelerin bu durumu kontrol altına almaları gerektiğini ve eğer mümkünse hedge yoluna başvurmaları gerektiğinin altını çiziyor. Özetle IMF, Fed sıkılaştığı için gelişen ülkelere bir ton tavsiyede bulunuyor. Bu tavsiyeler özetle faiz artışıyla birlikte fiyat istikrarını ve sağlıklı bir borç yapısını sağlamak için gereken adımları içinde barındırıyor.
Türkiye ne yapmalı?
Yorum yaparken öncelikle geleneksel para politikalarına göre “Türkiye ne yapmalı?” sorusunu tartışmak faydalı olabilir. Ekonomistler ve akademisyenlerin sürekli olarak merkez bankasına faiz artışı çağrısında bulunmasının bir nedeni bulunuyor. Bu çağrının arkasındaki temel mantık, merkez bankasının alacağı faiz artışı kararıyla enflasyonun baskılanabileceği beklentisi. En basit anlatımla, merkez bankasının faiz artışıyla birlikte ülkedeki borçlanma maliyetleri yükselir; tüketiciler artan maliyetler nedeniyle borçlanarak harcama yapmaktan çekinir ve getirisi yükselmeye başlayan birikime yönelir. Tüketici alışkanlığındaki bu değişim harcamaların azalmasına neden olur, ısınan ekonominin yavaşlamasını ve enflasyonun güç kaybetmesini sağlar. Faiz artışı, aynı zamanda dolaylı yollardan da ekonomiye etki eder. Enflasyonun üzerinde bir faiz oranıyla yatırımcılara reel getiri sunmak, o ülkenin para birimine olan talebi artırır, kurda ayarlama yapılmasına olanak sağlar. Biraz daha ileri gidersek; etkin para politikasıyla kurda ve makroekonomik göstergelerde öngörülebilirliğin sağlanması yabancı yatırımcıya güven verir, ülkeye sermaye girişinin daha da güç kazanmasını sağlar.
Peki, neden yapmıyoruz?
Türkiye, uzun yıllar yüksek faizle çözüme kavuşmadığı düşünülen sorunları şu anda geleneksel olmayan para politikalarıyla çözmeye çalışıyor. Aslında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kasım 2021'de yaptığı açıklamada geleneksel politikanın dışına çıkılma nedenini açıkça belirtti. “Artan faizle birlikte yüksek faiz kazancı için kısa vadeli olarak ülkeye giren küresel fonlar var. Bu sıcak para, döviz kurunu geçici olarak düşürebilir ama bu ideal olan değildir,” diyen Erdoğan, “Yüksek faiz vererek sıcak para çekme politikasını elimizin tersiyle itiyoruz. Düşük faizle yatırımı ve ihracatı destekleyeceğiz,” diye de ekledi. İhracata dayalı büyüme modeline sahip olan Türkiye’de bu politika, başarıya ulaşacak mı? İşte, bunu zaman gösterecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
NEREDE YAYIMLANDI?
TCMB dövize neden ve nasıl müdahale ediyor? ABD Merkez Bankası'nın sıkılaşmaya gittiği bu dönemde Türkiye ve gelişen ülkeler nasıl bir para politikası izliyor? IMF, hangi konularda uyarıyor?
21 Oca 2022

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Gün bittiğinde o yapılacaklar listesindeki bütün tikleri atmış olmak profesyonel hayatın gereği olabilir. Müşterinizin, yöneticinizin memnuniyeti elbette önemli… Ancak bir şekilde kendi düşüncelerinizle baş başa kalma lüksünü bulabildiğiniz bir an olursa kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: "Bugün sadece önüme yığılan işleri mi erittim, yoksa ortaya gerçekten bana ait bir şeyler koyabildim mi?"

Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?



