Venedik Film Festivali'nden Sulukule'ye bilinç akışı

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Venedik Film Festivali 2-12 Eylül tarihleri arasında pandemiye rağmen önlemler alınarak gerçekleştirildi. Geleceğiyle ilgili şüphe uyandıran etkinliklerin yarattığı atmosfer, kültür sanat alanına emek verenler için yıpratıcı oluyor. Bu yıpranma payı herkese çok daha ötesini düşündürüyor, “Şimdi ne yapacağız?” veya “Bu böyle ne kadar devam edebilir ki?” gibi. Bu yüzden bu sıralar umuda daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Dolayısıyla bilinirliği açısından bakarsak Venedik Film Festivali’nin ödül töreniyle kıymetli bir sonuç elde edildi. Fakat bu haftaki konumuz festivalin yeşerttiği umut ortamı değil, festivalde Hayaletler filmiyle Sinema Eleştirmenleri Haftası Ödülü’nü alan Azra Deniz Okyay’ın bize hatırlattıklarıyla şekilleniyor biraz. Okyay’ın filminde kentsel dönüşüm ve dans öğeleri var. Tıpkı 2016 yılında yayımladığı Sulukule hikâyesi gibi… Bunu anımsamamın sonucunun sizlere de bir yansıması olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kültürel dönüşümün kentsel mekândaki ilk örneğini anımsamış oluyorum. Bir elimde kahve, bir elimde notlar… Bakalım İstanbul’un kimi sakinleri bizleri affedecek mi? Tadını kaçıracağım herkesten şimdiden özür diliyorum.
- Sulukule Mon Amour: !f İstanbul’un 2016 yılındaki açılış filmlerinden Sulukule Mon Amour, Sulukule’de doğup büyüyen ve dans etmeyi seven iki genç kızın hikâyesini anlatıyor. Azra Deniz Okyay’ın yönetmenliğini yaptığı altı dakikalık filmde tarihi zengin bir mahalleye, kentsel dönüşüme, kadın olmaya ve özgürlüğe doğduğumuz yerlerin nasıl farklı yorumlar getirdiğini görebiliyoruz. Şu an o filmde anlatılan mahalle bambaşka bir yer. Eskiden 5.000 kişinin yaşadığı alanda şu an Osmanlı Konutları olarak bilinen villalar var.
- Sulukule: 2006 yılındaki deprem riskinin yıkıcı sonuçları olabileceği belirtilerek hakkında acele kamulaştırma ve yenileme kararları alınan yapılar 2008’de yıkılarak yeni yapılaşmanın merkezi oldu. Hakkında çıkan haberlerle de kamuoyunun dikkatini çekti ve üç ayrı bilirkişi raporuyla da buranın afet riski barındırmadığının altı çizildi. Bütün bunlara rağmen sonuç değişmedi ve zaman alsa da ilk kentsel dönüşüm projesi gerçekleşti. Hatta sosyal ve kültürel dönüşüm yaşayan mahallenin sınırları da demir tellerle çevrildi. Geçtiğimiz ay bu tellerin kaldırıldığını okuduk. Yıllar içinde yıpranan ve umuda ihtiyacı olan eski mahalle sakinlerinin ise çoğu hemen yanındaki Karagümrük mahallesinde yaşamaya devam ediyor. Baştaki umut konusuna dönersek onların umudu da her şeyin eskisine dönmesi üzerine.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Semtlerin bellekleri, kilisenin çalınan çanları, Kalamış'ın yeni parkı, Bomonti'nin güzelleri ve dahası.
20 Eyl 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...




