Witches: Yakamadığınız cadıların torunları


Konfor ve donanım bu SUV’de buluşuyor: Honda HR-V e:HEV Honda’nın hibrit modeli HR-V e:HEV ile Hayalleri ileri sürün. Modern iç-dış tasarımı ve keskin çizgileriyle dikkat çeken model, aynı zamanda verimli hibrit güç aktarma sistemiyle verimli bir sürüş sunuyor. Honda HR-V e:HEV neler sunuyor? 1,5 litrelik DOHC i-VTEC benzinli ve elektrikli motora sahip hibrit güç aktarma sistemiyle esnek bir sürüş deneyimi vadediyor. Çevre dostu e:HEV teknolojisi benzinli motordan ve rejeneratif frenden güç alarak kendini şarj ediyor, prizden şarj etme ihtiyacı da ortadan kalkıyor. Honda SENSING teknolojisiyle kullanıcılarına güvenli bir sürüş sunan HR-V e:HEV, Trafikte Sürüş Asistanı’yla 0 km/s'den itibaren sürüş desteği sağlıyor, aracınızı şeritte tutarken kör noktaları gösteriyor. Fonksiyonel iç tasarımıyla hem sürücü hem de ön yolcunun kablosuz şarj yuvasına erişimini kolaylaştıran HR-V, ses yalıtımıyla sessiz bir sürüş deneyimi sağlıyor. Arka alanda tamamen katlanma esnekliği sunan çok yönlü Sihirli Koltuklar ile ergonomik ve geniş bir iç mekan sunuyor. 3 özgün versiyon: Honda HR-V e:HEV, Elegance , Advance ve Style + olmak üzere üç farklı versiyonuyla otomobil tutkunlarıyla buluşuyor. Advance donanım seçeneğinden itibaren ısıtmalı direksiyon, kablosuz şarj, otomatik bagaj kapağı, kablosuz Apple CarPlay ve Android Auto bağlantısı gibi teknolojiler sunuyor. Style+ donanımında ise çok açılı kamera sistemi ve panoramik cam tavan sayesinde güvenli ve ferah bir yolculuk vadediyor. Keyifli sürüş deneyimini hibrit araç esnekliği ve fonksiyonlarıyla sunan Honda HR-V e:HEV ile buradan tanışabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Witches
Yönetmen: Elizabeth Sankey
Yapım yılı: 2024
Süre: 90 dakika
Elizabeth Sankey imzalı Witches, belgesel ve deneme film formlarını biraraya getiren bir tür “cadı belgeseli”. Hem kamera arkasına hem de önüne geçen Sankey, filminde kendi doğum sonrası depresyon sürecini ve bu sırada tanıştığı diğer kadınların deneyimlerini beyazperdeye aktarıyor. Yönetmen, hem kendisi hem de konunun diğer özneleri için anlatması oldukça güç olan postpartum dönemini sinemada cadı temsilleri üzerinden “yeniden canlandırıyor.” Oz Büyücüsü’nden (1939) Suspiria’ya (1977), The Witch’ten (2015) Gretel ve Hansel’e (2020) hem klasik hem de güncel filmlerden parçalarla başlayan film, sinema tarihinde gelgitli bir yolculuğa sürüklüyor seyircisini. Büyü yapan fantastik cadılardan, aykırı tavırları nedeniyle cadı avlarına kurban gitmiş kadınlara, şifacı “iyi cadılardan” modern masalların feminist cadılarına - aynı sözcük altında anılan onlarca kadını biraraya getiriyor film.

Witches | Kaynak: MUBI
Bir tür kolaj ya da deneme film olarak başlayan ilk bölüm, bu kısmı takiben gelecek olan röportajlara hazırlıyor sanki seyircisini. Birazdan dinleyeceğiniz hikayeleri, şimdi gördüğünüz imgeler bağlamında dinleyin der gibi: Başka bir yüzyılda doğsaydı, bu kadınlar çoktan yakılmış olabilirdi. Sankey ve arkadaşlarının doğum sonrasında yaşadıkları depresyon ve psikoz süreçlerini anlattıkları röportaj bölümü ara ara kesintiye uğruyor.
Hikayelerini paylaşan katılımcılar, belki çoktan geride bırakılmış travmatik anılarını paylaşırken zorlandığında yeniden cadı filmlerine dönüyoruz. Röportajlarda konuşan kadınların dillendiremediği, belki bunca zaman sonra kendilerinin bile anlamlandıramadığı hatıralar, sessizlik anları, belki de zihinlerinde canlanan (ya da bir flaş gibi “çakan”) imgeler… Sinema tarihinin cadıları, bu anıların temsil yükünü sanki bir tür dayanışma ve ortaklık hissi üzerinden üstlerine alıyor. En azından Sankey filmin kurgusunda böyle bir “rahatlatma” etkisini hedeflemişe benziyor. Çünkü aynı zamanda kurmacanın gerçekliği kırdığı, rahatlattığı, hayalle gerçeğin birbirinin içinde eridiği bir kurgu bu. Sonuçta filmde röportaj veren kadınların doğum sonrası yaşadığı süreç, onların anlatımıyla, gerçekten de gerçekliğin kaydığı, kökeni belirsiz hayal ve hatta kimi zaman halüsinasyonların ortaya çıktığı bir dönem olarak tasvir ediliyor.
Filmde ise bireysel ve toplumsal bilinçdışının ürettiği bu imgelere, sinema tarihinin cadıları hayat veriyor. Sankey kamerasını zihnine ve anılarına uzatamıyor belki, ancak kendi deneyiminin sinematik bir dışavurumunu bu filmler aracılığıyla kurguluyor.

Witches | Kaynak: MUBI
Sankey sadece sinemadaki cadı imgeleriyle kalmıyor, kendi seslendirdiği anlatıcı eşliğinde tarihte yaşamış ve cadı avları sırasında katledilmiş kadınların isimlerine ve hikayelerine de yer veriyor. Yönetmen, bu kadınların bir kısmının da muhtemelen kendisinin (ve filmde röportaj veren diğer kadınların) deneyimlediğine benzer bir psikolojik süreç yaşamış olabileceğini ima ediyor böylece. Yaşadığı travmatik süreci gerekli desteğe sahip olduğu ve tedaviye erişebildiği için sağlıklı bir şekilde atlatan ve geride bırakan Sankey kendisinin de çok değil, sadece birkaç yüzyıl önce olsa “deli”, “cadı” ya da “şeytan” olarak damgalanıp yakılabileceğini söylüyor.
Anlatıdaki bir diğer hat ise doğum sonrası depresyon ve psikoz konusundaki tabu ve önyargıların bugün bile hâlâ tam olarak bitmediğini vurguluyor. Bilinç ya da bilinçdışı yoluyla tarihsel olarak aktarılan “cadı hikayelerinin”, günümüzde hâlâ bu tür rahatsızlıklar yaşayan kadınların sağlıklı bir diyalog alanına ulaşmasını da bir bakıma engelliyor yönetmene göre. Bu, hem postpartum döneminde çıkan psikolojik rahatsızlıklar üzerine yeterince çalışma olmaması, hem de tedaviye erişimin tam da “kötü anne” olarak damgalanma korkusu ve toplumsal önyargılar nedeniyle yeterince yaygın olmayışından kaynaklanıyor.

Witches | Kaynak: MUBI
Röportajda deneyimlerini paylaşan kadınlar, öncelikle kendilerini ne kadar yalnız hissettiklerinden ve yaşadıkları durumu tek başlarına anlamlandırmaya çalışırken nasıl zorlandıklarından bahsediyor. Bunun temel nedeni, filmde de anlatıldığı üzere postpartum sırasında bebeğe ve anneliğe dair yaşanan negatif duyguların hâlâ toplumsal olarak konuşulamaz olması.
Filmdeki kadınlar hikayelerini anlattıkça aslında bu rahatsızlık için özelleşmiş kurumlar olduğunu, psikolojik ve psikiyatrik desteğin (özellikle de İngiltere gibi sağlık sistemi oldukça gelişmiş bir ülkede) erişilebilir olduğunu fark ediyoruz. Ancak bu kadınların ilk aşamada rahatsızlıklarının adını koymakta zorlandığını, sonrasında ise bunu çevreleriyle paylaşmaktan ve yardım istemekten çekindiğini, gerekli destek ile aralarındaki görünmez bir bariyere takıldıklarını görüyoruz.
Hatta filmde oldukça trajik bir vakaya da yer veriliyor. Tam da bu korku ve toplumsal önyargı nedeniyle yardım isteyememiş ve hem kendisini hem de çocuğun öldürmüş bir kadının kocası, hikayesini seyirciyle paylaşıyor. Filmde bunun gibi pek çok ağır hikaye, anı ve olay dinliyoruz. Sankey özellikle bu röportajları olabildiğince sade bir mizansenle kurgulamış ve ajitasyona savrulmamaya dikkat etmiş. Bu nedenle bu sahnelerde anlatılan hikayenin ve anlatıcının sesinin önüne hiçbir şey geçmiyor, yalnızca arka planda derin bir sessizlik eşlik ediyor.
Sankey, bu filmi yaparak hem kendi kişisel tarihine bir not düşmeyi, hem de doğum sonrası depresyon ve psikozu daha konuşulabilir kılmayı amaçladığını söylüyor. Film, geçmişten taşınan ve bugünkülerle birleşen bu ağır hikayeleri yalnızca derin ve trajik bir sessizlikle karşılamıyor, aynı zamanda bir paylaşım alanı kuruyor ve deneyim aktarımı için yollar arıyor.
Tüm bu deneyim ve öykülerin biraraya gelişi, filmin bir yerinde de söylendiği üzere, bir tür “cadı meclisi” de oluşturuyor. Film, çeşitli sosyal medya mecralarından ve Whatsapp gruplarından birbirine ulaşan ve konu hakkında deneyim paylaşımı yapan tüm bu kadınların, belki kendi kurdukları “modern” cadı meclisi sayesinde hayatta kaldıklarını söylemiş oluyor böylece. Ayrıca filmin kendisi de bu kadınları yeniden bir araya getirerek ve onların hikayelerini kadrajın dışına taşıyarak çok daha geniş, seyirciye kadar ulaşan bir tür cadı meclisi kurmuş oluyor. Sankey ayrıca filmi terapistinin uyarısına rağmen çektiğini, bunun onun için ikinci bir iyileşme süreci oluşturduğundan da bahsediyor.

Witches | Kaynak: MUBI
Filmin sonlarına doğru röportajların içinde çekildiği odanın ve etrafındaki setin bir görüntüsüyle karşılaşıyoruz. Oda, capcanlı renklerle dolu bir mekanken bir anda sanki bir korku filminden fırlamış, eski ve küflü bir bebek odasına dönüşüyor. Anlatıcı gerçekliğin bazen nasıl kaydığından bahsederken, biz de pembe bir rüyanın nasıl ölü bir mekana dönüşebileceğini görüyoruz. Filmde hikayelerini bizle paylaşan tüm kadınların iç dünyalarının bir tür dışavurumu gibi bu sahne.
Bazen kadrajda gördüğümüz kadınların neşesi, özgüveni ve dayanışmacı ruhlarıyla, anlattıkları “karanlık” hikayeleri bağdaştırmakta zorlanıyoruz. Sankey bu son sahnedeki mekaân geçişiyle tam da bu geçişin ne denli kolay olabildiğine, insan zihninin ne kadar kırılgan olduğuna dikkat çekiyor. Kadınlığa ve anneliğe dair karanlık ve çatışmalı tarafları dışlayan patriyarkanın, daha karmaşık ve karanlık kadın karakterleri kadraj dışına iten ya da onlardan çekinen sinema tarihiyle iç içe olduğunu görüyoruz böylece.
Bir kadın ya da anne olarak insan ruhunun şüpheli, çelişkili ve anlaşılmaz taraflarına sahip olmanın, bizi çoğunlukla bilinçdışımızda bir tür “sivri burunlu ve çalı süpürgeli” karikatürize bir cadı temsiline götürdüğünü, bu iyi ve kötü cadılar üzerine kurulu temsilden de ancak yeni kadın -ve cadı- imgeleri üreterek kaçabileceğimizi vurguluyor film.
Nerede izleyebilirsin? Witches, 22 Kasım’dan beri MUBI’de izlenebiliyor.
Benzer işler:
- The Witch (2015, Robert Eggers)
- The Lost Daughter (2021, Maggie Gyllenhaal)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Elizabeth Sankey’nin kişisel deneyimlerinden yola çıktığı belgeseli Witches'ın incelemesi. 14. Suç ve Ceza Film Festivali günlükleri.
29 Kas 2024

YAZARLAR

Aslı Ildır
Sinema yazarı, film eleştirmeni ve akademisyen. Altyazı Sinema Dergisi'nin yardımcı editörlerinden biri olan Ildır, film çalışmaları ve yeni medya alanlarında akademik çalışmalar yürütmektedir.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İlk sezonuyla En İyi Komedi Dizisi dahil 19 dalda Primetime Emmy adaylığı elde eden "Widow’s Bay", eksantrik karakterleri ve her bölüm değişen korku gelenekleriyle türün sınırlarında geziniyor.

İstanbul bu ay adeta konser yorgunu. Temmuz boyunca her gün birden fazla uluslararası yıldız sahnedeydi. Farklı şehirlerden gelen dinleyiciler de büyük fedakarlıklarla bu deneyimin parçası oldu. Konser alanlarındaki müzikseverlerle konuştuk.

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.




