Yerin kulağı var: KMRU

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Geçtiğimiz günlerde Çetin Balanuye’nin 2020 çıkışlı Naturans: Yeni Bir Ontolojiye Doğru isimli kitabını okudum. Notlarımı alırken yazarın hayatın yarı-belirsiz dengesine ve geçmişin kabul edilebilir sempatisine dayandırarak muallakta bıraktığı şu cümlesi üzerine düşünmeye başladım: “İnsan doğayı ne koruyabilir ne de ona zarar verebilir! Söylenmek istenen (ve söylenmesi gereken) insanın kendi var-kalma çabası açısından ‘kendi doğal çevresini tanıması ve koruması’ gerektiğidir; korumalıdır, aksi durumda doğal çevresi insanın var kalışını olanaksız hâle getirebilir.”
Ünlemle başlayan ve ihtimallere dayandırılarak biten bu ifade, başlı başına bir hayat öyküsü. Tıpkı Kenya’nın başkenti Nairobi’de, dedesinden miras aldığı ismi, sesin olanaklarını keşfetmeye yönelik doğuştan gelen bir arzuyla yaşatmaya çalışan Joseph Kamaru’nun müzikle yaratmaya çalıştığı geri dönüşüm gibi. Yerini bilmek, fark etmek, anlamak; yönünü seçmek ve belirsizlikte belirmek… Sesi en aşkın ve en onarıcı dokularına geri döndürmek isteyen Joseph Kamaru, müziğiyle doğa ve yaşamın kesiştiği alana demir attı. Onun yarattığı karmaşık sonik manzaralar, atmosferik gürültülerin birer parçası. Aynı zamanda sıra dışı bir deneyimin de ilk adımı.
KMRU ve dedesi Joseph Kamaru
İlk ve tek kahraman: Kedisiyle aynı adı taşıyan, 60 yıla yakın müzik kariyeriyle Kenya’da ikonik bir Kikuyu müzisyeni ve politik aktivist olarak tanınan dedesi sayesinde Joseph Kamaru, müzikal ruhun daima canlı kaldığı bir evde büyüdü. Gitarı eşliğinde postkolonyal Kenya'nın mücadelelerini lafını esirgemeden müziğine taşıyan dedesi, ilk ve tek kahramanı oldu. “Dedem yakın bir arkadaşımdı ve ondan çevre, yaşam ve müzik hakkında çok şey öğrendim. Birlikte gitar çalıştık ve bu, bir enstrümandan akor yazma ve melodi besteleme yaklaşımımı etkiledi,” sözlerinden de bunu anlamak mümkün.
Kamaru, zaman geçtikçe hem dedesinin doğaçlama merkezli müziğiyle insanlarla nasıl büyük bir bağ kurduğunu anlamaya başladı hem de pratik yapmanın en temel ilkesinin dinlemek olduğu fark etti. Ebeveynlerine karşı çıkarak üniversitede müzik teknolojisi bölümünü tercih eden Kamaru, burada dijital ses işleme istasyonuyla (DAW) tanıştı ve klasik gitar odaklı enstrüman öğreniminin yanına ona sonsuz bir dünya sunan müzik prodüksiyonu kabiliyetleri ekledi. Tüm bunlar olurken dedesinin geride bıraktığı arşiv üzerinden taramalar yapmayı ve onun üretimlerini dijitale aktarmayı ihmal etmedi. Belli ki onun izini hiç kaybetmek istemedi.
Kaldır kafanı
Tam dokuz yıl önce ne yapmak istediğimden emin bir şekilde başladığım yayıncılık serüvenime ara verdiğimde fark ettiğim tek şey kafamı kaldırmayı unutmuş olmaktı. Joseph Kamaru için de durum benzerdi. Zamanı umursamadan müzik prodüksiyonuna kendini kaptıran Kamaru, Doğu Afrika’dan sanatçıların disiplinlerarası iş birlikleri yapmaları için hazırlanan East Africa Soul Train isimli rezidans programına başvurmaya karar verdiğinde uzun bir aradan sonra ilk kez başını kaldırdı.
Ülkeler arası bir yolculukta etrafındakilerin üretim telaşından sıyrılan Kamaru, seyahat ettiği eski, yavaş ve gürültülü trenin gerçeküstü ve bunaltıcı atmosferini müziğe çevirmenin hevesine kapıldı. Trenin mekanik seslerini iPod’u ile kayda alan müzisyen, çok geçmeden burada topladıklarının yapı taşı olduğu EAST isimli, üç şarkıdan oluşan bir kısaçalar yayımladı. Bu bir ikna süreciydi — ilk aşama geçilmişti. Aynı yıl Uganda’da katılımcı olarak yer aldığı Nyege Nyege Festivali’nde kendisiyle benzer ilgi alanlarına sahip üreticilerle tanıştığında da yalnız olmadığını anladı. Kilit açıldı. Onun evreninden yaşadığı topraklara bir yol vardı. Geriye sadece keşfetmek ve üretmek kalmıştı.
KMRU
İşitsel farkındalık: 7 ya da 8 yaşlarından itibaren okula gitmek için matatuslara binen Joseph Kamaru, şehrin tüm gürültüsünü içine alan ve daima yüksek sesle müzik dinlenen bu otobüsler sayesinde işitsel farkındalık kazandı. Gençlik döneminde ailesiyle birlikte kırsal alana taşınan Kamaru, zamanla sessizlikten doğan sesleri duymaya başladı. Africa Soul Train sonrası satın aldığı kayıt cihazıyla uzun bir süre sadece çevresindeki sesleri dinlemek için kayıtlar alan sanatçı, bir süre sonra bu sesleri zihninde dönen kompozisyonlarda kullanmak için sample’lamaya ve parçalamaya başladı. Duygusal olarak yankı uyandıran tetikleyicilerin peşine düşen Kamaru, lineer ilerlemeyen ve tekrarı bulunmayan bu süreçte dinleme ve doğaçlama arasındaki eşsiz dansı sevdi. Artık tüm evren onun enstrümanıydı.
Ses sanatçısı: Mutek Yapay Zekâ Laboratuvarı’nda makine öğrenimi programına katılarak kısa bir süre Montreal’e taşınan Joseph Kamaru, bu sayede farklı şehirlerin sonik ses manzaralarıyla tanıştı. Pandeminin hemen öncesinde ses çalışmaları ve ses sanatları alanında yüksek lisans eğitimi almak için Berlin’e taşınan Kamaru, Nairobi’deki kenar mahallelerinin sürükleyici doğal seslerinden uzaklaşıp beton şehir yaşamının filtrelenmiş huzursuzluğuna karıştı. Bu değişimle birlikte, şimdiye kadar Bandcamp üzerinden yayımladığı denemelerini albüm formatına dönüştürdü ve ses sanatçısı unvanıyla KMRU ismini aldı.
KMRU
"Sessizlik asla sessiz değildir... Siz sessizlikte kalır ve kulaklarınız buna alışırken yavaş ama emin adımlarla daha fazla ses kendini gösterir," diyen KMRU, peşi sıra polikromatik ses manzaraları içeren dokusal derinlikli prodüksiyon yaklaşımını ön plana çıkardığı albümler yayımladı. "Her parça bir olayı, alanı veya konumu yansıtıyor," cümlesinin ardından KMRU’nun 2020 ve 2021 yılında yayımladığı Opaquer, Jar ve Logue isimli albümlerini birer hatıra defteri olarak tanımlamak mümkün.
"Sessizlikten öğrenecek çok şey var,” diyen KMRU’nun dinleme ve duyarlılık temelleri üzerinde yarattığı yolu takip etmek için pek çok sebep var. Hayat etrafımızda gelgitler hâlinde akıp giderken hareketsiz kalarak evrene kulak vermek ve ara sıra kafamızı kaldırmak bunlardan sadece birkaçı.
Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan sanatçıların tamamını Spotify çalma listemizden dinleyebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Keşif sahnesinde kafasını kaldıran KMRU ve Dila Yumurtacı'nın bedensellikten uzak gelecek tahayyülü.
13 Tem 2021

YAZARLAR

Taner Turna
grandkid of david bowie, son of nick cave, brother of thom yorke & damon albarn

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.





