19. yüzyıl Galata'sından kahve kokulu bir not

Yazar Knut Hamsun'un 19. yüzyıldan bir notu hâlâ aynı sebeplerle Galata’ya gidiyor ve keyif yapıyor olduğumuzu gösteriyor, peki bu doğru olabilir mi? Hep beraber bakalım.
19. yüzyıl Galata'sından kahve kokulu bir not

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Bir mahalleyi anlamak için mahalle sakinleriyle karşılaşmak ve onları gözlemleyebilmek kimi zaman yeterli. Almanya doğumlu Knut Hamsun da 1899 yılında uğradığı İstanbul’da bunu yapma imkânı bularak notlarını 1905'te basılan seyahatnamesinde aktarıyor. Hamsun’un siyasi tercih ve söylemlerini bir kenara bırakarak yaptığı gözlemlerden, kahve ve Galata arasındaki kurduğu bağa bu yazıda kimi cümlelerine dikkat çekmek istiyorum. Çünkü yüzyıl sonra hâlâ aynı sebeplerle Galata’ya gidiyor ve keyif yapıyor olabilir miyiz? Hep beraber bakalım. 

“Üç duvarı olan bir yere dükkâna giriyoruz. Dükkânın sokağa bakması lazım gelen duvarı yok olmuş. Kırmızı yastıklı sekilerde, fesli, türbanlı adamlar ayaklarını altına toplayarak oturmuş, kahve ve tütün içiyorlar. Hoş bir yer burası; ateşteki bakır kaplar lezzetli şeyler ihtiva ediyor gibi. Hizmetkârlar ortalıkta dolaşıyor ve sigara içiyorlar. Refakatçim bir hanım olduğundan boş bulunan en güzel köşeye buyur ediyorlar bizi.” diye başlıyor betimlemeye Hamsun. Ardından içtiği Türk kahvesinin zift gibi gelmesi üzerine bir not düşerek şekerli yapılan kahvenin bir de sadesini rica ederek gözlemlerini not ediyor: “Avrupa’nın bu kadar yakınında yaşayan bir halk, kendini telaşa kaptırmamakla ne kadar iyi bir şey yapmış oluyor! Şimdi şurada yirmi adam sedirlere uzanmış, fabrikalara, bürolara, koşturup yorulmaktansa sabahın keyfini çıkartıyorlar. Kalkıp gidenlerin yerine durmadan yenileri geliyor.” Buna şaşırmamış olabilirsiniz çünkü bu bir kültürün yansıması; fakat Hamsun için "bu değirmenin suyu nerden akıyor?" sorusu... Bütün bunlara şaşırmış görünen yazar, içtiği kahvelerin sonunda kendini yorgun hafif çarpıntılı hissettiğini belirtiyor. Hemen ardından yemek yemek içinse yapması gereken rüşvet vermek oluyor. Çünkü öncesinde kendisine kahvede yemek servis edilmediği net bir dille söyleniyor. 

Aslında Hamsun’un şehre girişindeki itirafı neler yaşayacağını müjdeliyor: “Gökkubbenin altında başka hiçbir yerde böylesine bir renk cümbüşü gördüğümü zannetmiyorum ve başka hiçbir şeyin de Tanrı’nın yaptığı kadar güzel olamayacağını hissediyorum.” Dediği doğru olabilir, ne dersiniz? Bunu düşünürken yazarın şehirle ilgili notlarının derlendiği İstanbul'da İki İskandinav Seyyah kitabını okumanızı da tavsiye ederim. Bugün size yarenlik etmesi için de acı bir kahve içmeyi unutmayın lütfen. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

19. yüzyıldan bugüne: Bir İstanbul gezintisi

Bugün İstanbul'un anıt ağaçları arasında İstanbullu olmak üzerine düşünüyor, Galata'dan Eminönü'ne yürüyor, 19. yüzyılı anıyor, balık ekmek yiyoruz. Katılır mısınız?

11 Eki 2020

19. yüzyıldan bugüne: Bir İstanbul gezintisi

YAZARLAR

Ege Dikencik

1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor