

Yapımlab’ın sinema topluluğu: House of Yapımlab
Her sanat dalında olduğu gibi sinemada da sanatçıların yaşadıkları dönemin koşulları, birlikte deneyimledikleri olaylar ve sinemanın geleceğine ilişkin düşünceleri üretimlerine yansıyor. Öyle ki bu yansımalar bazen bir manifestoyla bizzat…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Alternatif rock’ın dev ismi Sonic Youth, farklı sanat disiplinlerinin birbirini beslediği New York sahnesinden büyük bir plak şirketine giden yolda, 80’ler boyunca beş bağımsız albüm yayımladı. Kuruluşundan itibaren görsel sanatlarla iç içe olan grubun, büyük bir plak şirketinden çıkan ilk albümü Goo, Sonic Youth’un bir önceki albümü Daydream Nation ile yakaladığı ivmeyi güçlendirdi, ana akımın kapılarını ardından gelecek alternatif rock ve grunge grupları için araladı, Raymond Pettibon imzalı kapağıyla da ikonikleşti.

Kaynak: Green and Black Music
1980’lerde adını duyurmaya başlayan Raymond Pettibon, punk dünyasının aşina olduğu bir isim. Ağabeyi, Black Flag kurucusu Greg Ginn’in sahibi olduğu SST Records bünyesindeki gruplara poster ve albüm kapakları çizerek tanınan Pettibon, Black Flag logosunun da yaratıcısı. Sonic Youth kurucularından Kim Gordon, Pettibon’un işlerini o dönemde takip ettiği fanzinlerden biliyor; hatta Artforum dergisinde kendisiyle ilgili bir yazı da yazmış. Çizgi roman estetiğindeki kare, 1960’larda Manchester’da beş çocuğu öldüren seri katiller Ian Brady ve Myra Hindley’nin davasında tanık olan Maureen Hindley ve David Smith’in bir fotoğrafından hareketle çizilmiş. “Kız kardeşimin erkek arkadaşını çaldım. Her şey kasırga gibi hızlı oldu. Bir hafta içinde ailemi öldürüp yola düştük,” cümleleriyle iyice karanlıklaşan kapak, Geffen Records’ın hoşuna gitmese de yayımlanıyor ve geçtiğimiz yıl 30. yaşını kutlayan albümün alametifarikası oluyor.

Kaynak: Discogs
Sonic Youth üyesi Lee Ranaldo, albüm kapaklarının tutku duydukları şeyleri dinleyiciyle paylaşmanın bir yolu olduğunu söylüyor. Her zaman sanat dünyasıyla iç içe olan grup, bunu albümlerinde Gerhard Richter, Mike Kelley, Raymond Pettibone, Richard Prince gibi sanatçılarla çalışarak gösteriyor. Thurston Moore ise, gerçek bir fotoğraftan uyarlanan tek bir karenin birçok anlatıma olanak sağlamasının gücüne dikkat çekiyor.
Pettibon’un Goo'daki izi sadece kapak tasarımında değil. Albüm ve içerdiği My Friend Goo şarkısı, adını sanatçının 1989 tarihli kısa filmi Sir Drone’da yer alan bir karakterden alıyor. Goo aslında Sonic Youth’un albüm için düşündüğü ilk isim değil. Grubun aklındaki asıl isim, Geffen’in değiştirmeleri için yana yakıla kapılarını aşındırdığı Blowjob?. Sonic Youth bu adı, bağımsızlıklarını büyük bir plak şirketine “sattıkları” için uygun görmüş.
Goo'nun kapağı, Seinfeld’den The Simpsons’a, popüler kültürün hayat damarlarını oluşturan birçok yapımdaki karakterlerle birleştirilerek tekrar tekrar çizildi. Grup 2020’de, albümün 30. yılında, bu uyarlamaları bir kitap hâline getirmek istediğini ama pandemi nedeniyle önceliklerinin değiştiğini açıkladı. Bir gün Goo parodilerinden oluşan bir kitap yayımlanırsa, içinde Darth Vader’dan Taylor Swift’e birçok pop kültür figürünün olması kaçınılmaz. Pettibon, kapağın artık ayrı bir yaşam sürdüğünü söylüyor. Spin’e verdiği röportajda dediği gibi, “Goo’dan kaçmak imkânsız.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Leifur James'in gürültülü sessizliği, 30 yıllık kapak Goo, Altın Küre Ödülleri, 123 yer ve dahası.
05 Mar 2021

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı
Duende müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ramize Erer’in "Séparation" sergisi, Paris’in tarihî atmosferini günümüze taşıyan Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu. Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş’la resimlerdeki hüznü, geçiciliği ve mekanın sergiye kattıklarını konuştuk.

1961’den itibaren Almanya’ya giden işçiler, oy kullanmak için beklediler ama siyaset yapmak için sandığı beklemediler. Nermin Abadan-Unat, Gündüz Vassaf, Ayhan Kaya, Fatma Aydemir ve Ece Temelkuran’ın kitaplarının izinde, Ford grevinden Cem Özdemir’in eyalet başbakanlığına, vatandaşlık reformlarından AfD’nin yükselişine uzanan altmış beş yılı okuyoruz. Aynı sorular hâlâ gündemde: Kim “Alman”? Neresi “vatan”?

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!

İlkay Şencan, yeni EP’si “Origin”de çocukluğunun müzikal hafızasını elektronik müzikle buluşturuyor. Şencan ile biraraya geldik ve kariyerinin başlangıcından uluslararası başarıya, DJ kabinindeki seyirci beklentilerinden müzik sektöründeki network ilişkilerine uzanan pek çok konuyu konuştuk.

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




