6 Şubat'ın anısına: Chobani'nin süper sütü, afetler için üretildi

Chobani, doğal afetlerden veya gıda güvensizliğinden etkilenenlere bağışlanacak uzun ömürlü, az yağlı süt ürününü piyasaya sürüyor. Chobani Super Milk adı verilen ürün, soğutulmadan 9 aya kadar dayanıyor.
Ayrıntılar: Şirket, başlangıçta New York, Orta ve Güney Idaho'daki yerel gıda bankalarına Amerikan Kızıl Haçı tarafından dağıtılmak üzere ayda ortalama 65 bin litre Chobani Super Milk üretecek. Chobani, bu sütü yalnızca bağışlamak üzere ürettiğini, asla mağazalarda satışa sunmayacağını belirtti.
Fikrin kaynağı: Yoğurduyla tanınan Chobani, son dönemlerde 19 yıllık şirketin temel taşlarından biri olan "Gıdayı iyilik için bir güç olarak üretmek" mottosuna odaklanıyor. Super Milk fikri, Türkiye’de yaşanan 6 Şubat Depremleri’nin ardından ortaya çıktı. Chobani'nin kurucusu ve CEO'su Türkiye doğumlu Hamdi Ulukaya deprem döneminde yaptığı bağışların yanı sıra sık sık bölge için bağış çağrılarında bulunuyordu.
Diğer sütlerden farkı: Chobani Super Milk, geleneksel süte kıyasla %50 daha fazla protein, %25 daha az şeker ve dörtte bir daha fazla kalsiyum içeriyor. Ürün ayrıca sindirim sistemi için prebiyotik lif içeriyor, A ve D vitaminleri ile güçlendiriliyor.
Neden? Her yıl on milyonlarca insanı etkileyen iklim değişikliği kaynaklı fırtınalar, kontrol edilemeyen yangınlar ve açlık artarken şirket, besin değeri yüksek, raf ömrü uzun bir süte duyulan ihtiyacın artacağını belirtiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
World of Mouth topluluğu İstanbul mekanlarını listeledi. Jancis Robinson, Neferiye'nin ve Mesashuna'nın şaraplarını değerlendirdi. Chobani, 6 Şubat depremlerinin ardından bağış sütü üretti.
17 Tem 2024

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.




