

Müzik ekseninde şifalı günler: Bozcaada Caz Festivali
İnsanın, içinden çıkamadığı zor anlarla ve krizlerle baş etme yöntemi olarak iletişim kurma ve işbirliğinde hareket etmesi, çözüm arayışındaki en sadık yoldaşları. Milyarlarca yıldır dönüşen, farklılaşan ve gelişen şifa arayışında kendini…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Yönetmen: Jonas Carpignano
Süre: 107 dakika
Jenerik: Ödüllü kısa filmleriyle tanınan Jonas Carpignano’nun ilk uzun metrajlı filmi Akdeniz (Mediterranea), yönetmenin geçtiğimiz yıl tamamladığı üçlemesinin ilk halkası aynı zamanda. Hem bu film hem de devamında gelen A Ciambra (2017) ve A Chiara (2021); İtalya’da, “çizmenin burnu” da denilebilecek Kalabriya bölgesinde, çoğunluklu olarak Romanların yaşadığı Gioia Tauro komününde geçiyor.
Prömiyerini Cannes Film Festivali’nin "Eleştirmenler Haftası" bölümünde yapan Mediterranea, İstanbul Film Festivali’nin Sinemada İnsan Hakları Yarışması’nda FACE Ödülü’nün sahibi olmuştu. Film, Burkina Faso’dan umut dolu bir yolculuğa çıkan ve hayatlarını tehlikeye atarak Cezayir ve Libya üzerinden Güney İtalya sahillerine ulaşan iki göçmenin sığındıkları komünde karşılaştıkları yeni zorlukları konu alıyor.
Neden izleyelim? Güney İtalya, Afrika’dan Avrupa’ya gelen göçmenlerin umut yolculuğunun sıklıkla son durağı olan bölgelerden biri. Burada halihazırda yoksulluk ve ayrımcılıkla mücadele eden Romanlarla iç içe, kötü koşullarda yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Carpignano’nun bu sıkışmış ve kendi içinde çatışmalar yaşayan komün hakkındaki filmlerinin ilki, hikâyeyi diğer iki filminin aksine oldukça geriden, Afrika’nın çöllerinden başlatıyor. Aynı kurallar, kısıtlamalar, zorluklar ve zorbalıklar karşısında zor bir hayat süren iki ayrı topluluğun bir kısmının orijin hikâyesi diyebileceğimiz Mediterranea, göçmenlerin sömürüsünün ve istismarının Avrupa’da değil, kendi topraklarında başladığını hatırlatıyor. Filmin başrolünü üstlenen Koudous Seihon ve karakterinin üçlemenin ikinci filminde de karşınıza çıkacağını not düşeyim.
Nerede izleyebilirsin? Mediterranea, bugün MUBI kataloğuna ekleniyor. Üçlemenin diğer filmleri de önümüzdeki haftalarda “Jonas Carpignano’nun Kalabriya Üçlemesi” seçkisi kapsamında platformda olacak.
Benzer işler:
- Fuocoammare (2016, Gianfranco Rosi)
- Daha (2017, Onur Saylak)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta keşifte Jonas Carpignano'nun son filmi Akdeniz; Bozcaada Festivali'nin ortak kurucularının sıcak sohbeti; Zola Jesus'ın kendini yeniden yarattığı son albümü Arkhon var. Keşifle, kültür-sanatla kal. Keyifli okumalar!
15 Tem 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




