'Anonim' bir kadındı: Erkeğin ölçü olduğu bir dünyada kadın olmak

Aristoteles’in kadını “eksik erkek” olarak konumlandırıp erkeği ideal insan formu saymasının üzerinden yüzyıllar geçti. Tıp dünyasının 18. yüzyıla kadar kadın bedenini erkek bedeninin “tamamlanmamış” bir versiyonu olarak görüp “tek cinsiyetli model” üzerinden düşünmesi de öyle. Ama bu bakışın izleri, modern dünyanın dilinde, verisinde ve kurumlarında hâlâ yaşıyor.
Androsentrizm terimi, ilk kez 1911’de Charlotte Perkins Gilman tarafından Erkek Yapımı Dünya: Bizim Androsentrik Kültürümüz (The Man-Made World or Our Androcentric Culture) adlı eserde kavramsallaştırıldı. Gilman’a göre insanlık kültürü “insani” olmaktan çok “eril”di: Erkeklerin bakışı ve ilgi alanları merkeze yerleşiyor, dişillik ise kenara itiliyordu. Erkeklik norm ve standart olarak kabul edilirken kadınlık bu normun dışında kalan—hatta zaman zaman “sapma” muamelesi gören-—bir kategoriye indirgeniyordu.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Yasemin Kaya ve Utku Özer
Yasemin Kaya: ODTÜ’de iktisat lisansını, Boston Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Geçmişte makroekonomi, finans sektörü ve ekonomi politikaları üzerine yazdı; bugün bu alanla bağını profesyonel iş hayatı üzerinden sürdürüyor. 2023’ten bu yana ise edebiyat, yayıncılık ve okuma kültürü üzerine yazıyor. İstanbul’da yaşıyor. Utku Özer: 1982 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden lisans derecesini aldı. 2006 yılında Marmara Üniversitesi’nde, Sovyet sonrası dönemde ulus inşası dinamiklerini ele aldığı teziyle Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisansını tamamladı. Doktora derecesini ise 2012’de İstanbul Üniversitesi’nden, “İmparatorlukların çözülmesi ve yeniden biçimlendirilmesinde milliyetçiliğin rolü: Osmanlı İmparatorluğu ve Rus Çarlığı örnekleri” başlıklı çalışmasıyla aldı. 2009–2012 yılları arasında Maltepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak görev yapan Özer, 2012–2015 yılları arasında aynı üniversitede yardımcı doçent olarak akademik çalışmalarını sürdürdü. 2016 yılında doktora sonrası araştırmalarını yürütmek üzere Yunanistan’a taşınan Özer, halen Atina’da yaşamakta ve çalışmalarını Athens Institute for Education and Research (ATINER) bünyesinde sürdürmekte.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
OKUMAYA DEVAM EDİN
Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.




