Aytuğ Şaşmaz: 'Kılıçdaroğlu, CHP'nin içinden gelecek bir değişime inanmıyordu'

CHP'de "mutlak butlan" kararı sonrası sular uzunca bir süre daha durulmayacak gibi görünüyor. Gelişmeleri ve geleceğe ilişkin senaryoları daha iyi anlayabilmek için Harvard Üniversitesi'nde hazırladığı doktora tezinin saha araştırmalarından bu yana akademik olarak CHP üzerine çalışan Aytuğ Şaşmaz'la konuştuk; Kılıçdaroğlu yönetiminde geçen 12 yılı, 2024 seçimlerinden bu yana değişen atmosferi ve gelecek tahayyüllerini sorduk.
Aytuğ Şaşmaz: 'Kılıçdaroğlu, CHP'nin içinden gelecek bir değişime inanmıyordu'

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Kurban Bayramı tatilinin hemen öncesinde mutlak butlan kararı ve genel merkez binasında yaşananlarla gündemin merkezine oturan CHP'de bayram boyunca da sular durulmadı. Mahkeme kararıyla göreve iade edilen Kemal Kılıçdaroğlu ve aynı kararla makamından uzaklaştırılan Özgür Özel, 30 Mayıs'ta aynı saatte düzenledikleri iki ayrı bayramlaşma programında partililer ve destekçileriyle buluştu. 

  • Özel'in Güvenpark'taki konuşması sık sık "Kılıçdaroğlu istifa", "Hain Kemal" sloganlarıyla kesilirken Kılıçdaroğlu, bazı partililere "FETÖ ajanı" suçlaması yöneltti.

Bayram sonrasında da parti kurultayı, Yargıtay ve YSK süreçleri, PM ve MYK toplantılarına ilişkin gelişmeler ile CHP'nin gündemdeki yerini koruması bekleniyor.

Bütün bu gelişmeleri ve geleceğe ilişkin senaryoları daha iyi anlayabilmek için 2021 yılında Harvard Üniversitesi’nden “Ortadoğu’da Seküler Partilerin Seçim Güçsüzlüklerinin Nedenleri” başlıklı tez çalışmasıyla doktora derecesi alan Aytuğ Şaşmaz'la konuştuk. Tezinde CHP’yi Tunus’ta benzer bir partiyle karşılaştırmalı inceleyen Şaşmaz, araştırmasını sahada yürüttü ve seçimlerin atmosferini anlayabilmek için anketler hazırladı. 

Uzun yıllardır akademik olarak CHP üzerine çalışan Şaşmaz’a, Kılıçdaroğlu yönetiminde geçen 12 yılı, 2024 seçimlerinden bu yana değişen atmosferi ve gelecek tahayyüllerini sorduk.

CHP üzerine çalışmış bir akademisyen olarak 2024 seçimlerinden bu tarafa yaşananları nasıl yorumluyorsunuz?  

Doktora tezimin ana konularından biri CHP’ydi. Ortadoğu’da laik partiler üzerine çalıştım ve Türkiye’deki CHP’yle, Tunus’taki benzer bir partiyi yakından inceledim. 2019 yerel seçimleri etrafında derinlemesine bir saha çalışması yaptım. Hem CHP hem AK Parti belediye meclis adayları ile anketler yaptım; ayrıca İstanbul’un 3 ilçesinde CHP içindeki gelişmeleri de yakından izledim. Bu ilçelerdeki paydaşlarla çeşitli mülakatlar yaptım. Yani Kılıçdaroğlu döneminde CHP örgütünün nasıl işlediğiyle ilgili oldukça fazla veri topladım. 

Benim gözlemlediğim en önemli sorunlardan biri ne yerel ne de ulusal düzeyde örgütsel kenetlenmenin olmasıydı. Örgütsel kenetlenmeden kastım şu: CHP gibi büyük partiler, yani kitle partileri, içlerinde farklı farklı unsurlar barındırırlar. Toplumun farklı kesimlerine seslenmeye çalışırlar. CHP’de bunlar arasındaki eşgüdüm, uyum, birlikte çalışma kapasitelerinin, özellikle en büyük rakibi AK Parti’ye göre, oldukça düşük olduğunu gözlemledim o anketlerde.  

Tabii bu arada CHP, ana muhalefet ve farklı kesimleri birleştirme iddiasıyla seçimlere giren bir parti. 

Aynen öyle. CHP, uzun yıllardır ana muhalefette bulunan bir parti ve önünde çok önemli bir hedef var. Aslında hedefe kilitlenmesi gereken bir partinin içinde örgütsel kenetlenmenin daha yüksek olmasını bekleyebilirsiniz. Açık bir hedef var çünkü önünde. Ama ana muhalefet partisinde bu gözlemlenemiyordu. Bu bulgulardan bir tanesiydi. 

İkinci bulgu, AK Parti ve CHP adaylarının sosyo-ekonomik açıdan çok benzer olmasıydı. Bu ilginç bir bulgu. Çünkü aslında seçmenleri farklı kesimlerden geliyor. CHP ortanın solu bir parti, aslında tarihsel olarak yapmaya çalıştığı şey profesyonel orta sınıfla işçi sınıfı arasında bir köprü oluşturmak, bir buluşmaya kapı açmak. 

Araştırmada iki partinin de içindeki aktivistler dolayısıyla esnaf ağırlıklı partiler olduğu ortaya çıkıyordu. CHP’nin temsil ettiği kitlenin, yani beyaz yakalılar dediğimiz profesyonel orta sınıfın CHP’de parti aktivizmi yapmaya pek de yanaşmadığı görülüyordu. Tabii bunun birçok farklı sebebi var. Örneğin insanların söylediklerinden biri şuydu: Parti binaları 18.00’de kapanıyor. Beyaz yakalı insanlar nasıl partiye gelip siyaset yapabilirler?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun en çok dile getirdiği noktalardan biri partiyi farklı kesimlere açmasıydı. Bu sizin araştırmanızdan çıkan sonuçla paralel görünmüyor.  

Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylemeye çalıştığı bence şuydu, burada niyet okuma yapmaya çalışıyorum, çok sağlıklı bir sosyal bilim yöntemi değil ama farklı farklı bilgilerle de destekliyoruz bunu. “Baykal döneminden kalan elitistleri temizlemeye çalıştım ben bu partiden” demeye çalışıyordu. 

Kılıçdaroğlu ilk göreve başladığında sol kesimlerden ve azınlıklardan pek çok insan da partiye katıldı. Böyle bir heyecan yarattı. Yerelde ve ilçe örgütlerinde özellikle. Çünkü uzun zamandır parti bu kesimlere kapalı gibiydi. Kılıçdaroğlu döneminin başında böyle bir açılım oldu. İlk kurultayda çok yoğun sol mesajlar vermişti. Farklı bir CHP’nin ortaya çıkacağı düşünülüyordu. Fakat zamanla bu heyecan eksildi. Örgütte bir dinamizm eksikliği vardı. 

Belki de en önemli bulgulardan birisi de şuydu: Örgüt içinde partinin liderinin vizyonuna ve stratejisine güven, CHP’de AK Parti’ye göre çok çok daha düşüktü. 

CHP, ana muhalefet partisi olarak ve farklı kesimlerin iktidar değişimi beklentisinin odağında yer aldığı için bu talebe karşılık verecek noktada durması gerekmez miydi? 

Evet. Hatta 2019, iktidarın yorulduğu ve öncesinde Erdoğan’ın “Örgütte metal yorgunluğu var” dediği bir dönemdi. Ama CHP’de de sorunlar devam ediyordu. Partinin işleyişi açısından, yani örgütün kenetlenmesi, kimin neyi ne zaman yapacağının belli olması, liderin vizyonuna ve stratejisine güven açısından problemler vardı. 

Bunun yanında, daha uzun vadeli baktığınızda, CHP’nin temsil ettiği kitlelerin bir kısmında partilere mesafeli davranma durumu da var. Bu partide siyaset yapabilecek, partiye uzmanlık ve dinamizm katabilecek insanlar parti siyasetine ve örgütlü hayata mesafeli davranıyorlar. Ama bunun da teşhisini doğru koymak lazım. İl ve ilçe örgütlerinin 18.00'de kapanması meselesi bunun nedenlerinden biri. 

Zaman zaman partiye profesyonel orta sınıftan da girişler oluyordu. Hâlâ da oluyor. Hatta bence Özgür Özel döneminde daha da arttı bu. Fakat Kılıçdaroğlu döneminde onlar bir yerden sonra yorulup geri çekiliyorlardı partiden. 

Burada üst düzey yöneticilerinden birinin gözlemini aktarmak doğru olabilir. “Ben gidiyorum ilçelere, hep benzer insanlar var partide, küçük bir kesim de sürekli değişiyor” demişti. Uzun yıllardır siyaset yapan, köşe başlarında duran ve genç kesimin "dinozor" dediği insanlar hep oradalar ama bir de sürekli değişen, partiye dinamizm katmaya çalışan insanlar var. Beyaz yakalılar, iktidara tepki için partiye girenler, uzmanlıklarını partiye taşımak isteyen insanlar. Bunlar birkaç yıl geçirdikten sonra partiden sıkılıyorlar, yoruluyorlar. Zaten hayatları yoğun, yöneticilik yapıyorlar şirketlerinde, çocuklarına bakmaya çalışıyorlar... Bu kişiler birkaç yıl içinde ellerini ayaklarını çekiyorlardı. 

'Karşı mahalle” söylemine fazla inanıldı

İnsanlar heveslerinin karşılığını bulamıyordu yani. 

Bence en büyük sorunlardan biri, Kılıçdaroğlu döneminde genel merkez yönetiminin bu sorunlarla ilgili hiçbir stratejisinin olmamasıydı. Bu sorunlar her partide ortaya çıkabilecek sorunlar. CHP uzun bir tarihi olan bir parti, partinin içinde çeşitli yorulmalar olabilir; örgütler içinde karışıklıklar, rekabetler olabilir. Genel merkezin bunların nasıl yönetileceğine ilişkin stratejiler geliştirmesi gerekiyordu. 

Kılıçdaroğlu etrafında öyle bir uzmanlık toplamaya hiç çalışmadı açıkçası. Ya da örgütte karışıklıkları bitirecek, kenetlenme sağlamaya yönelik bir stratejiyi hiç kurmadı ve uygulamadı. Ve bu da her zaman partiye zarar verdi. 

Son yaşanan bir haftalık süreçte Kılıçdaroğlu’nun niyetini okumak, onun profilini çözmeye çalışmak gibi bir durum gözlemliyorum. Bunlar tabii ki kıymetli ama Kılıçdaroğlu 13 yılda nasıl bir CHP kurdu, şimdi yine CHP’nin başına geçmesi de nasıl bir CHP tahayyülüne hizmet ediyor soruları daha doğru geliyor bana.  

Nasıl bir CHP kurdu sizce? 

Benim gördüğüm kadarıyla şöyle bir CHP kurdu: Parti örgütü çok önemli değildi onun için. Parti örgütü zaten çalışacak, bizim seçmen zaten bize oy verecek diye düşünüyordu. Ama yeni seçmenlere ulaşmak istiyorsanız örgüt çok önemli olmalı sizin için, değil mi? Örgüte ilişkin böyle bir amaç tanımlamamış gibiydi zaten, örgüt sadece partinin devamlılığını sağlansın diye var olan bir şeydi onun için. 

CHP’nin tarihsel bagajı nedeniyle birçok farklı toplum kesiminden oy alabileceğine inanmıyordu. Merkez-çevre paradigmasını satın almıştı Kılıçdaroğlu. “Halkın büyük çoğunluğu çok muhafazakar ve ölseler CHP’ye oy vermezler, bunu değiştiremem ben” bakış açısına sahipti. “Eğer ben AK Parti’yi değiştirmek istiyorsam yapmam gereken şey de sağ partilerle ittifak” fikri vardı.

İçeriden gelen bir değişime değil, dışarıdan gelen bir desteğe güveniyordu yani.

Evet. Bir elitler ittifakı kurma beklentisi vardı. Zaten Ahmet Davutoğlu’na, Ali Babacan’a, Meral Akşener’e, sonrasında Ümit Özdağ’a gidilmesinin sebebi buydu. “Biz ancak sağcılarla ittifak yaparak çözebiliriz, çünkü toplumun çoğunluğu sağcı ve muhafazakar ve biz bunlara ne yaparsak yapalım oy vermezler, o yüzden örgütü iyileştirmeye de gerek yok” fikri vardı. Kendi açısından tutarlı bir bütün de oluşturuyor tabii.

Bir yandan da Özgür Özel’in CHP’den Meclis'e yürüyüşünde bir tarafta bozkurt işareti yapanlar, bir tarafta yumruk kaldıranlar vardı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Sorunlu olan şu: İnsanların kimliklerinin değişebileceğine, o kimliklerin çok geçişken olduğuna, insanların farklı farklı kimlikleri aynı anda taşıyabileceğine inanan bir bakış açısı değil bu. İnsanları tekil kimliklere indirgeyen ve oy verdikleri partinin de o kimliğin doğrudan uzantısı olduğuna inanan, toplum hakkında çok taşlaşmış bir bakış açısı. 1990’larda ve 2000’lerde üretilen söylemin de çok basit bir tekrarı. Toplumu “karşı mahalle” diye gören, kompartmanlara ayıran bir bakış. 

Toplum sıklıkla, bu anlayışın tam tersi yönde değişebiliyor ve bunlar araştırmalarda da görülüyor. Bakın biz, 2019’da ve 2024’te 50 ilçede bir araştırma yaptık. 2019’da ve 2024’te aynı ilçelerin aynı mahallelerini ziyaret edip anket yaptık. Anlamaya çalıştığımız şey şuydu: Toplum son yıllardaki politikalar ışığında gitgide laiklik anlayışından uzaklaştı mı, yoksa tersi mi oldu? Eğer sekülarizmi din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak tarif edersek bizim bulgumuz toplumun laik yönetime desteğini artırdığı yönünde oldu. Bu değişim, eski CHP yönetimi tarafından görülmez, görülse de üzerine bir şey yapılmaz bir durumdu.  

Kılıçdaroğlu örgüte güven aşılamıyordu

Bunun üzerine siyaset inşa etmek mümkün müydü?

Benim çok duyduğum ve çok anlamlı olduğunu düşündüğüm bir anekdot var. Kemal Kılıçdaroğlu’na sunum yapan, araştırma sonuçlarını sunan birçok araştırmacıdan ve danışmandan bunu duydum. Sunumu yapıyorsunuz ve sunumun sonunda sorduğu soru hep şu: “Pursaklar ne olacak?” 

Pursaklar, Esenboğa Havaalanı'na giderken içinden geçtiğiniz bir ilçe Ankara’da. Çok muhafazakar bir ilçe. Yüzde 70'e yakın AK Parti’ye ya da MHP’ye oy çıkan bir yer. Şunu söylemeye çalışıyor: “Biz Pursaklar’ı kazanamazsak hiçbir yeri kazanamayız. Pursaklar’ı kazanmamız da imkansız olduğu için, sizin söyledikleriniz yanlış.” Toplum ve siyaset anlayışını tek bir soruyla gösteriyor aslında. 

Buna karşılık son yerel seçimlerde CHP, muhafazakar semtlerde ve ilçelerde oy oranını yükseltti ama. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Evet. 2024 seçimlerinde kolaylıkla alındı Üsküdar mesela. Zaten sosyolojik olarak toplumda bir orta sınıflaşma, yeni kesimlerin orta sınıfa dahil olması süreci var (süregelen ekonomik krizle orta sınıfın gitgide güçsüzleşmesi de var tabii bir yandan). Ama parti bu değişime yanıt veremiyordu. 

2019 seçimlerinde kısmi bir yanıt verdiği söylenebilir, özellikle büyükşehir belediyesi seçimlerinde ve ittifak sayesinde. Ama ilçe belediyelerine ve belediye meclisi seçimlerine bakıldığında ve partinin performansı değerlendirildiğinde çok büyük bir değişim yok 2019’da. Kılıçdaroğlu’nun ittifak stratejisinin özellikle büyükşehirlerde işe yaradığı seçim 2019’du. Partideki değişimin işe yarayabileceğini gösteren seçim ise 2024’tü. 

Geçen ay Ankara’ya gittiğimde Pursaklar parti örgütünden bir kişiyle tanıştım, son zamanlarda partiye ilgi ve teveccühün arttığını, insanları ikna edebildiklerini söyledi. “Biz de daha fazla oy alamayacağımıza inanmıştık. Kılıçdaroğlu bizim kimyamızı bozmuş” dedi. 

Kılıçdaroğlu’nun anlayışı kadroları da etkiliyordu yani?

Tabii, yayılıyordu parti içinde. Çünkü liderlik öyle bir şey. Liderin çok büyük bir etkisi var. Eğer lider örgüte güven aşılamazsa, yaptığı pasif siyasetle “Ben size pek güvenmiyorum, o yüzden gidip başka partilere milletvekili vereceğim” derse o zaman zaten sonuç bu olur. Her siyasetçinin yaptıkları kadar yapmadıkları da çok büyük mesajlar içeriyor. Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman güven aşılamaya çalışmadı örgütüne. 

Gelinen nokta itibarıyla bütün geçmiş siyasi kararları da sorgulanıyor şu anda. 

Ben 2019’da saha araştırması yapıyordum, 2021’de tezi savundum. Onların hepsinde bu değerlendirmeler var. Sadece bugünün bakış açısıyla bu değerlendirmeleri yaptığımı düşünmüyorum. Örgütün uzun zamandan beri süregelen durumu bu biraz. 

2023 yılında seçimlerden sonra MYK’da bu konuya ilişkin bir sunum da yaptım. O sunum Kılıçdaroğlu’nun örgüt anlayışına ilişkin eleştiriler içeriyordu. Soru soran pek çok insan oldu, uzunca bir tartışma oldu MYK’da. Kemal Kılıçdaroğlu tek bir soru bile sormadı.

2023’te seçimlerin kaybından sonra CHP’de de bir değişim oldu ve farklı bir siyasetin işletilebileceğine ilişkin birtakım ipuçlarını da gördük. O günden bugüne yaşananları nasıl değerlendirirsiniz?

O süreçte partide yaşanan değişimin olumlu yanlarının daha ağır bastığını düşünüyorum. 2024 seçimlerinde aday belirlenirken ve kampanya planlanırken daha bilimsel yöntemlerle hazırlanmak gibi yöntem izlendiğini gördüm. Parti, ilçeleri fırsat ve risk kategorilerine bölmüş. Yüksek fırsat ve orta fırsat ilçelerine aday belirlemek için birçok anket yapılmış ve kazanması en muhtemelen adayın gösterilmesine özel önem verilmiş. Seçime daha hazırlıklı ve kazanabilir adayları bulma isteğiyle girilmiş. 

Normalde CHP’de hangi adayların gösterileceği biraz parti içindeki pazarlıklarla belirlenirdi. Bu seferki seçimlerde bir fırsat görüldü ve o fırsatın üzerine gidildi. Yüksek fırsat olarak görülen 120 ilçenin çoğunda anketlerden çıkan sonuçlarla uyumlu adaylar gösterildi. Bu ilçelerde CHP’nin oy oranının ortalama 10 puan arttığını gözlemliyoruz. Aday belirleme konusunda eski alışkanlığın devam ettiği ilçelerde ise oy oranının 5 puan düştüüğünü gözlemliyoruz. 

Seçilebilecek adayları belirlemek gerçekten önemli. Parti örgütü de seçilebilecek adayları gördüğünde "Tamam biz de çalışalım" demeye başlıyor. Seçilebilecek adayların parti içindeki inatlar yüzünden aday gösterilmediği yerlerde ise örgütler çok bölünüyor. O örgütsel bölünme etkili oluyor ve insanlar çalışmıyor oralarda. CHP o seçime ittifaksız girdi, bunu da unutmamak lazım.  

2024 seçimleri CHP'yi açık hedef hâline getirdi

2024’ten bu yana bu başarının ceremesi mi çekiliyor?

"İçinde bulunduğumuz rejim tipinde yerel seçimleri kazanmak iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?" Bu, açık bir soru olarak duruyor. Çünkü rekabetçi otoriter rejim tipinde iktidarlar, gücü kaybetmemek için otoriterleşmeyi göze alabiliyor. Yerel seçimleri kazanmak muhalefeti iktidar gözünde daha açık bir hedef hâline getirmiş olabilir. “Bu seçimde başarılı oldularsa bir sonraki seçimde daha da başarılı olacaklar” fikri oluşuyor. 2024’teki yerel seçimin böyle bir tarafı olmuş olabilir.  

Şu anda yaşanan butlan krizini bu çerçevede nereye oturtuyorsunuz?

Biz yaptığımız anketlerde şunu görüyorduk. CHP’ye ilişkin “Bu parti aslında ülkeyi yönetemez, bunlar kendilerini yönetemiyor, bu karışıklıklar da yolsuzluklar yüzünden oluyor” algısı değişiyordu. Artık AK Parti bu algıların hedefi hâline gelmeye başlamıştı. İçinden geçtiğimiz süreçte yaşananların, mutlak butlan kararı da dahil olmak üzere, amaçlarından biri “Bunlara koyun versen güdemez” algısını tekrar CHP’nin üzerine yapıştırmak. 

Sonuçta bu partiye 13 yıl başkanlık yapan biri çıkıp “Arınmamız lazım, ben FETÖ’cüleri partiye doldurmuşum” gibi cümleler kurarsa, toplumun bir kesiminde o eski CHP algısı yeniden uyanacaktır tabii ki. Bu siyaset hiç sonuç vermez, diye düşünmek saflık olur.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun butlan olarak döndüğü CHP nasıl bir CHP’dir? 

Butlanla dönen Kılıçdaroğlu’nun CHP’si bence şöyle bir Türkiye tahayyülüne hizmet ediyor: Halk topluluklara bölünecek. Milliyetçi Türklerin partisi MHP, Kürtlerin partisi DEM, seküler Türklerle Alevilerin partisi CHP (hatta belki bölünürlerse daha da iyi olur). Bunlar 10 puanlık oylar alacak şekilde küçülecek, daha küçük partiler de bir yüzde 10 paylaşır aralarında. AK Parti de yüzde 45-50’lik bir kesimden oy alan ve tartışmasız en büyük ve dominant parti olacak. Ülkeyi kimin yöneteceği de her zaman AK Parti tarafından verilen bir karar olacak. 

Her toplum kesiminin, her kimliğin bir partisi olacak. O kesimlerin elitleri de bu çekişmesiz, rekabetsiz siyaset sonucunda devlet pastasından paylarını alacaklar. Kaynaklar biraz paylaşılacak. Böylelikle siyasi elitler de bu düzene karşı çıkmayacaklar. 

Kaynak paylaşımının önemli aracı yerel yönetimler olur muhtemelen. Ama merkez, dominant partinin elinde kalacak ve o dominant parti ülkenin nasıl yönetileceğine karar verecek. Adını doğru koymak lazım, bu Türkiye usulü bir Lübnanlaşma siyaseti. 

Kılıçdaroğlu’nun bu yöntemle CHP başına getirilmesi bu tasarıma hizmet eder. Bu tahayyülde eşit vatandaşlık yok, millî egemenlik yok, anlamlı bir demokratik rekabet yok, kitlelerin siyasete anlamlı bir katılımı yok. Herkes ancak elitlere ulaşabilirlerse, kendilerini elitler için değerli kılabilirlerse kaynaklardan pay alabilir. 

Kılıçdaroğlu’nun kişiliği üzerine konuşmak istemiyorum ama onun başında olduğu CHP’nin bu tahayyüle hizmet ettiğini düşünüyorum. O zaten karşı mahalleden oy almaya pek çalışmayan böyle bir CHP kurgulamıştı. Şimdi iktidar da diyor ki: “Tamam o zaman.” 

Bu meselenin cumhuriyetin kurucu partisi üzerinden yaşanması da ironik. 

Son kale o. Cumhuriyetin kurucu partisi böyle bir siyasi tahayyül gerçek olmasın diye kurulmuş bir parti. Onu bu kıyafete hapsedebilirseniz başarırsınız.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak