Balat sokaklarında bir hikayeler evi: Monologlar Müzesi

İstanbul’un tarih kokan semtlerinden Balat’ta bir “hikayeler evi”: Monologlar Müzesi. Neredeyse 10 yıldır hayatımızda olan müzenin yolculuğunu Ahmet Sami Özbudak’la konuştuk.
Balat sokaklarında bir hikayeler evi: Monologlar Müzesi

26 Aralık - Komedi Kulüp - İstanbul
Komedi Kulüp Aralık 2024 ile birlikte

Komedi Kulüp by Brothers'da ‘Evde gibi Yılbaşı’ Yeni yılı ev konforunda kutlamak istiyor ama bir yandan da keyifli bir aktivite arıyorsanız Komedi Kulüp by Brothers’ın “Evde gibi Yılbaşı” konsepti tam size göre. Komedi Kulüp by Brothers, bünyesinde çeşitli kültür sanat performanslarına yer vererek eğlence sektöründe yenilikçi bir konsept benimsiyor. Şık ambiyansında tiyatro, stand-up, akustik konserler gibi birbirinden zevkli performanslarla eğlence tutkunlarını bekliyor. Parti programında neler var? Seçkin menü: Marcello’dan lezzetli olduğu kadar göz doyurucu İtalyan yemekleri. Canlı müzik: Alaturka ve alafrangayı sentezleyen Hakan Bahar, sahneden nostaljik bir disko havası estirecek Too Little Too Late’in kurucusu ve Pomus Studio Yönetmeni Murathan Özbek , dönem müzikleriyle bizi geçmişe götürecek Ali Can Ayyıldız ve Serdar Ormancı’dan etkileyici performanslar. Dahası: Bir yılbaşı klasiği olan tombala, gecenin şanslılarını belirleyecek, DJ performansları ise gece boyu sürecek. Too Little Too Late’de ritüel haline gelen “peçeteye istek parça” zamanı da yılbaşı akşamınıza renk katacak. Nerede ve ne zaman? Komedi Kulüp by Brothers’da 31 Aralık’ta. “Yılbaşı da olsa ev konforu isterim” diyenleri bile evden çıkaracak “Evde gibi Yılbaşı”nın program akışına buradan ulaşabilir, 2025’i coşkuyla karşılamak için +90 532 200 90 25 numarasını arayarak rezervasyon yaptırabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Balat sokaklarında geziyorum. Dışarıdan tiyatro sahnesiyle uzaktan yakından alakası olmayan dört katlı bir bina dikkatimi çekiyor. Burası Monologlar Müzesi. Temelleri “Yeni Metin Yeni Tiyatro” projesiyle atılan müze, alternatif tiyatronun öncülerinden. Neredeyse her yıl iki projeyle seyirci karşısına çıkıyor. Monologlar Müzesi’nin yolculuğunu Ahmet Sami Özbudak’la, yeni oyunu Duo’yu ise oyuncularından Melis Öz’le konuştuk.

Monologlar Müzesi nedir? Neler yapar? Türkiye'de alışık olmadığımız bir tarzı neredeyse 10 yıldır yapıyorsunuz. Bize bu yeni biçim tiyatro tarzını anlatır mısın? 

Monologlar Müzesi’nden “hikayeler evi” diye bahsedebiliriz. Hikayelerin müze mantığında bir alana yerleşmesi ve seyircinin bir müzeyi gezer gibi hikayeler arasında dolaşması, kendi serüvenini, akış zincirini oluşturması, diye de tanımlayabiliriz. Müzeyi gezerken size ait bir deneyim vardır. Ve bu deneyim size özeldir. Biz Monologlar Müzesi’nde bunu hedefliyoruz.

Burası genç yazara, yönetmene alan açıyor. Tabii bunun için kriterlerimiz var. Biz bir ekibiz. Bu ekipte birtakım yol arkadaşlığı, deneyim paylaşımı oluşuyor. Sokaktan geçen herhangi biriyle değil de bizimle bir sürü hikayeye ortak olan insanlarla çalışma sürecimiz oluyor. Bunu çok kıymetli buluyoruz. Türkiye’de alışık olmadığımız bir konsept evet ama bence seyirci bunu taşıdı. Çok sahiplendi. Buradaki samimiyeti içine sindirdi ki başladığımız zamanda içeriklerimiz bu kadar güçlü değildi. Biz yıllar içinde çok yol aldık, çok düşündük çok kafa patlattık. Yenilenmek adına gündemi çok takip ettik ve içeriğimizi geliştirdiğimizi düşünüyorum. Bu da seyirci sayesinde.

Monologlar Müzesi’nin çıkış hikayesini merak ediyorum? Nasıl karar verdiniz? Neden Balat'ı tercih ettiniz? 

Monologlar Müzesi “Yeni Metin, Yeni Tiyatro”nun bir ürünü. Ben Ahmet Sami Özbudak olarak oranın bir yazarıyım. Yeşim Özsoy’la 2016 yılında bunu yapmaya karar verdik. Ben atölyelerde hocalık yapıyordum. Farklı bir algım vardı. Öğrencilerimle Balat’a gelmek, bu semtte bir çalışma yapmak istedim. Sokakları gezdik, röportajlar yaptık. Buralara hikayeler devşirdik. Bir saha çalışması yaptık. Hikaye kaynağı aslında sokaktır. Sokağın sesinde, dilinde ne var bunu deneyimlemekti amacımız. Sonra öyküler, kısa oyunlar ortaya çıkmaya başladı. Amacımız ilk başta sırayla sahnelemekti. Sonra bu aklıma geldi. Dünyada benzerleri var.

Monologlar Müzesi’ne benim kattığım şey hikayeleri müzeleştirme ve birbirine çok yüzeysel dokulara temas ettirme olabilir. Bir de sinematografik oyunculuk olabilir. Yine tiyatralite var, oyuncu mevcudiyeti önemli… Seyirciyle göz göze, diz dize olduğumuz için güçlü bir samimiyet yaratıyor. Bu da bizim projenin farklarından bir olarak nitelendirilebilir.

Benim özel bir ilgim var Balat’a. Balat, Fatih Sultan Mehmet’in burayı fethetmesinden öncesine uzanan muhteşem Bizans Sarayı’nın kalıntılarının üzerinde. Her şeyin kaynağı aslında buralar. Bizi buraya çekti o da. Bir takıntı durumunda değil ama yarın öbür gün başka semtler de olabilir. Balat şu an revaçta, şehrin merkezinde ve önemli bir hat. O yüzden burada olmaktan memnunuz.


Her yıl yeni oyunlar sahneleniyor. Yuvakimyon, Aşk, Hostel ve Balat gibi temaları barındıran hikayelere tanıklık ettik. Monologlar Müzesi Duo da son oyununuz. "Duo" ne demek? Bize bu yeni seriyi anlatır mısınız?

 Her yıl bir ya da iki tane seri eklemek istiyoruz. Şimdi Duo çıktı. Ben aslında “Diyaloglar Müzesi” diyecektim ama kafa karışıklığı yaratabilirdi. “Duo” yani “Monologlar Müzesi’nde iki kişilik oyunlar” olarak çıktık. Bu yeni seride çok güçlü kalemler var: Oya Denizyaran, Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Kerem Pilavcı—ki kendisi son dönemde sükseli işler yapmaya başladı. Hümay Güldağ var Şehir Tiyatroları’ndan. Oranın bilindik bir oyuncusudur. İlk yazarlık ve yönetmenlik deneyimlerini burada elde etti. Bir de bir odamızı yeni bir yazara ayrılıyoruz. Onur Erdemir isimli genç yazarımızın işi var. Oradaki oyuncular da yepyeni isimler. Duo’da iki kişilik şehir hikayeleri, “aşk, yalnızlık, kaybetmişlik” gibi temalarda hikayeler var. İki kişilik performanslarla kendi konseptimizi koruyarak şehirdeki hayatlara sızmaya çalıştık.

Oyunları izlemeye gelen her seyirci her odadaki performansı görebiliyor mu?

Her oyunu göremiyor. Beş odamız var genelde. Yuvakimyon’da altı odaya çıkıyor. Biz dört kere oynayabiliyoruz. Çünkü oyuncuları o kadar yormak istemiyoruz. Çok büyük bir performans sergiliyorlar. Dörtte bırakmak zorundayız. Bir de bu bir deneyim. Diyelim ki siz arkadaşınızla geldiniz o başka odayı tercih ediyor, sen başka odayı tercih edebilirsin. Finalde birleşip, birbirinize deneyimlerinizi anlatabilirsiniz. Bunu amaçlıyoruz zaten. Burayı bir açık büfe gibi düşünün. Siz o tabağı nasıl hazırlıyorsunuz? Şunu yapabilirsiniz; üç dakika birinde oturursunuz iki dakika birinde oturursunuz, dolaşabilirsiniz, buna itiraz etmiyoruz.

Seyircilerin dönüşleri nasıl? Neler ilgilerini çekiyor, nelerden rahatsız oluyorlar böyle bir deneyim yaşarken?

Dönüşler çok iyi ki biz buraya kadar gelebildik. Böyle bir ayrım yapmak istemiyorum ama gerçekten seçkin, bizi takip eden, önemseyen, yalnız bırakmayan bir seyircimiz var. Balat’a geliyorlar, kar kış demiyorlar. Bu deneyimin parçası olmayı önemsiyorlar. Bunu da kıymetli buluyorum. Zorlu bir iş yapıyoruz. Ana akım tiyatronun çok dışında. Bir yanda sözü var, bir yandan fazla deneysel.

Oyunlar bazı yazar, oyuncu ve yönetmen isimler etrafında dönüyor gibi hissettim. Dışarıdan yazarlar alıyor musunuz? Kısa metinler yazan genç mezunlara denk geliyorum. Onları için bir imkan olur mu?

Mutlaka her seride bir ya da iki yazar dahil oluyor. Bir yönetmen de dahil oluyor ama kontrollü, yavaş ve akıllıca yapmak istiyoruz. Buranın bir konsepti var. Ben yönetmenlik yapıyorum daha çok ya da süpervizörlük. Bir-iki aksesuar kullanılıyor, kostüm kullanılıyor ama minimal. Buna yaklaşacak yönetmen çok az. Çok zorlandık geçmişte. Bunu da biraz yavaş yapıyoruz. Bir sürü yazar bizimle birlikte piyasaya “merhaba” dedi. Aşk serimizde, Kadın serimizide bir sürü yazarımız var. Evdekiler de öyle. Herkese açığız ama hemen de kabul edemiyoruz. Bu bir etkileşim, denge ve bir arada olma işi. Bunun sonu yok. Monolog Günleri diye festivalimiz oluyor. Orada bir sürü insana şans veriyoruz. Bazılarıyla yolumuza devam ediyoruz. Festivali iki yıldır bütçeden dolayı yapamıyoruz. Festival zaten bunun için. “Yeni metin, yeni tiyatro” için bir imkan festival.



Duo oyuncularından Melis Öz ise Monologlar Müzesine dair deneyimini "Burada dördüncü duvar dediğimiz şeyin varlığından söz edemiyoruz" sözleriyle anlatıyor:

Oyuncular bir sahneye ve biraz uzaktaki seyirciye alışkındır fakat Monologlar bir oda içinde seyirciyle bu kadar dip dibe oynanıyor. Bu sizi oyuncu olarak nasıl etkiliyor?

Oyuncu olarak beni muazzam geliştirdiğini söyleyebilirim. Çok ciddi bir etkileşim doğuruyor, hiçbir tepki yok sayılabilir mesafede değil dolayısıyla oyun da seyirci katılımıyla evrilip çevriliyor. Aktif rol oynaması seyirciye de daha samimi hissettiriyor bence. Oyun bittiğinde gelişen bir tanışıklık hissi oluyor bu tarz oyunlarda sanki.

Aynı hikayeyi bir oyun günü 4-5 kere de oynuyorsunuz. Her seferinde aynı performansı gösterdiğinizi düşünüyor musunuz? 

Her seferinde değişiyor tabii ki. Gelen tepkiyle, seyircinin çekimserliği ya da interaktif katılıma teşneliğiyle. Ama genel olarak performanslar birbirine yakın oluyor, arada uçurum olmuyor. Uzayıp kısalabiliyor bazı anlar gelen tepkilere göre. Yalnızca Monologlar Müzesi’ni ilk tecrübe ettiğim yıllarda “aynı şeyi mi söylüyorum acaba, yoksa geçen oyunda mıydı o” kaygısına düşüyordum oyun esnasında. Seyirciye sorarak çözüyordum ama daha sonra alıştım tabii ki.

Başka monolog serilerinde de rol aldınız. Monologları klasik tiyatro tarzıyla karşılaştıracak olursanız neler söylersiniz? Nasıl bir fark var?

Bir kere dördüncü duvar dediğimiz şeyin varlığından söz edemiyoruz müzemizde. Sahne oyuncu arası mesafe hiç yok. Uzansan dokunacaksın ya da birazdan çay koyup içecekmişsiniz, evine misafirliğe gelmişsiniz gibi bir his. Tabi klasik tiyatroda da seni sarmalayan, içine girdiğin ya da dördüncü duvarın olmadığı oyunları izliyorsunuz ama burada gerçekten elini uzattın mı el sıkışıyorsun, en büyük fark herhalde budur. Bir diğer önemli fark da dekor vs. kullanılmadığı, minimal şeyler tercih edildiği için lafla inandırıcılık durumu ortaya çıkıyor. Oyuncu maharetiyle seyirci, oyun alanını, hikayenin geçtiği evreni hayal ediyor diyebilirim herhalde.


MONOLOGLAR MÜZESİ "Duo"

Oyuncular: Gözde Ayar, Emre Koç, Melis Öz, Özkan Kaya, Aybanu Aykut, Batur Belirdi, Derya Yıldırım, Müşerref Değerli, İris Gürçay, Eray Pekcan, Cemal Ahhan Şener, Burak Üzen

Yazarlar/ Yönetmenler: Ahmet Sami Özbudak, Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Kerem Pilavcı, Hümay Güldağ, Onur Erdemir, M. Melih Korukçu

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

🦢 Tiyatro Rehberi #Ocak2025

Rusya'dan konuk "Kuğu Gölü" ile yıla zarif bir başlangıç yapıyor, prömiyerler için heyecanımızı sürdürüyoruz.

26 Ara 2024

Fotoğraf: Kerem Pilavcı

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor