Bir ihtimal daha var: Bağlantıyı kesme hakkı


Zingat’la yaşam kalitenizi yükseltin: yaşamSkor Sunduğu birbirinden kullanışlı gayrimenkul hizmetleriyle hayatımızı kolaylaştıran Zingat , yaşam kalitesi hesaplama sayacı yaşamSkor ile karşımızda. Nedir? Zingat.com üyeleri, yaşamSkor özelliğini kullanarak ev, iş yeri ve sosyal alanlar gibi en sık zaman geçirilen mekânları harita üzerinde görüntüleyerek yaşam kalitelerini hesaplayabiliyor ve bu değeri artıracak yeni proje önerileriyle tanışabiliyorlar. Nasıl? yaşamSkor hesaplanırken seçilen noktaların merkeze yakınlığı, etrafındaki bina ve trafik yoğunluğu başta olmak üzere birçok faktör göz önünde bulunduruluyor. Günlük yaşam döngüsüyle birlikte sürekli güncellenebilir olan yaşamSkor değeri, ev veya iş değişikliği gibi durumlara göre zaman içinde değişebiliyor. Dahası: yaşamSkor özelliğini şirket bazında kullanarak şirketinizin veritabanında bulunan kişilerin yaşamSkor'larını toplu şekilde hesaplayıp istatistiki bilgiler edinebilir, geliştireceğiniz yeni ürün ve hizmetlerle ilgili karar vermenizi kolaylaştıracak ölçülebilir verilere ulaşabilirsiniz. Zingat’la yaşam kalitenizi hesaplamak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Saatler 18:00’i gösterdiğinde evine doğru sakince ilerlemeye hazırlanan bir servise çoktan yerleşmiş olan, çoğunun cep telefonunda yöneticisinin telefon numarası kayıtlı bile olmayan, hafta sonlarını kendisine ve ailesine ayıran, iş yerindeki bilgisayarının taşınabilir olduğunu fark etmesine bile gerek kalmayan memurların güzide şehri Ankara’da büyümüş bir çocuğun satırları bunlar. Belki de bu sebeple 2000’li yılların başına denk gelen çocukluk yıllarımda çalışma hayatı denilince gözümde okuldan pek de farklı bir ortam canlanmazdı. Halbuki aynı yıllarda ailesi, özellikle İstanbul’da özel sektörde çalışan yaşıtlarımın kafasında beliren iş dünyası şüphesiz ki çok farklıydı. Mesaiden geç dönen aileler, onların eve erken gelseler dahi susmayan telefonları, hafta sonu nefes aldırmayan mesajları ve nicesi...
“Sürekli nöbette olma” kültürü
Pandemi ipleri eline alıp bütün düzeni değiştirmeden önce hem çalışanlar hem de yaptırımla yükümlü olanlar 2000’li yılların başında özel sektörde hüküm süren bu düzeni değiştirmek için çok çabalamış, hatırı sayılır bir miktar yol da kat etmişlerdi. Çalışanların mesai dışındaki saatleri, çoğu ülkede kanunla korunuyordu. Pratikte uygulamalarını her zaman göremesek de Türkiye’de dahi çalışanı mesai saatleri dışında veya izin günlerinde aramak, yöneticilerin çekindiği bir durum halini almıştı. Fakat pandemi, tüm dengeleri alt üst etti.
Evden çalışmaya geçilmesi ve dijital araçların çeşitlenmesiyle pek çok çalışan için mesai saati denen kavram neredeyse yok oldu. Öğle aralarında gelen telefonlar, akşam geç saatlere sarkan, biri bitmeden diğeri başlayan toplantılar derken çalışanlar her an ulaşılabilir olmaya yani bir başka deyişle “sürekli nöbette” olmaya başladı. Harvard Business School tarafından 3,1 milyon kişinin e-postaları ve toplantıları incelenerek yapılan bir analiz, pandeminin ilk haftalarında ortalama iş gününün %8,2 veya 48,5 dakika arttığını ortaya koydu. Sonrasında bu sürenin katlanarak artmaya devam ettiği düşünülüyor.
Uzun çalışma saatleri sebebiyle ev dışındaki sosyal hayatın yok olduğu ve ofisten çalışmayanın sanki mola vermeye ihtiyacı yokmuş algısı hüküm sürdüğü için ortaya “Nasıl olsa evde!” diye bir cümle çıktı. Bu cümle, çalışanların iş ve özel hayatı arasındaki dengenin tamamen kaybolmasına neden oldu. Yöneticiye veya iş arkadaşlarına her saat yanıt vermek zorunda olmak, çalışanlarda aşırı strese ve tükenmişliğe yol açmaya başladı. Bütün bunlar akıllara belki hiç duymadığımız belki de duyup çoktan unuttuğumuz o kavramı getirdi: "Bağlantıyı kesme hakkı."
- "Bağlantıyı kesme" veya bir diğer adıyla "ulaşılabilir olmama hakkı" bir çalışanın mesai saatleri dışında aramalar, e-postalar, mesajlar aracılığıyla iletişim kurmasının beklenmemesi gerektiğini söyleyen kurallara atıfta bulunuyor.
Dünyada neler oluyor?
Uzaktan çalışmanın son iki sene içindeki yaygınlaşma hızı ve bu dönüşümün ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar, otoriteler tarafından da fark edildi ve çalışanların mesai saatleri dışında rahatsız edilmemesi için çeşitli düzenlemeler yapılmaya başlandı.
Avrupa Parlamentosu, 21 Ocak 2021’de çalışanlara iş saatleri dışında ulaşılamamasına dair “bağlantıyı kesme hakkıyla” ilgili olarak hazırlanan raporu kabul etti. Bu adım, Avrupa ülkeleri arasında domino etkisi yarattı.
- Slovakya, Şubat 2021’de uzaktan çalışanlara bağlantı kesme hakkını tanıyan yasa değişikliğini kabul etti.
- İrlanda, 1 Nisan 2021'de çalışanların mesai saatleri dışında e-postalara, telefon görüşmelerine veya diğer mesajlara yanıt vermemelerini yasal bir hak haline getirdi.
- Portekiz, Kasım 2021’de çalışanların sağlıklı bir iş-yaşam dengesine sahip olmalarını amaçlayan yeni iş yasası yürürlüğe soktu. Söz konusu yasaya göre, şirketlerin çalışanlarla normal çalışma saatleri dışında iletişim kurduklarında para cezasına çarptırılmalarının önü açıldı.
- Belçika, bağlantı kesme hakkıyla ilgili düzenlemeyi 1 Şubat 2022’den itibaren devlet memurları için devreye soktu.
Tüm bu gelişmelere rağmen Avrupa’nın bu kavramla yeni haşır neşir olduğu yanılgısına düşmemek gerek. Bağlantıyı kesme hakkı, ilk olarak 2016 yılında Fransa’da resmen tanındı. Fransa’yı 2017 yılında İtalya; 2018 yılında ise İspanya izledi. Türkiye’ye gelecek olursak 2021’de yayımlanan “Uzaktan Çalışma Yönetmeliği” ile uzaktan çalışmanın yapılacağı zaman aralığı ve süresinin iş sözleşmesinde belirtilmesi zorunlu hale geldi. Fakat Türk Hukuku kapsamında, bu konuya ilişkin doğrudan bir yasal düzenleme henüz mevcut değil.
Şirketler cephesi
Çalışanların “irtibat kesme hakkına” dair düzenlemelerin sayısı, her ne kadar pandemi döneminde artsa da hâlihazırda bu konuda atılan somut adımlar oldukça kısıtlı kalıyor. Kamu kurumlarının yanı sıra şirketler de çalışanlarını motive etmek adına zaman zaman mesai saatleri dışında çalışmamaya yönelik adımlar atıyor. Tabii ki, şirketlerin bu politikalarının ülkeden ülkeye değişiklik gösterdiğini ve iş dünyasının bu konuda henüz pek aşama kat edemediğini söylemekte de fayda var.
- Volkswagen, Almanya’da, 2012 yılında mesai saatleri dışında e-posta alımını durduran ilk şirket oldu.
- Renault, hâlihazırda e-posta ve iş cep telefonu kullanımını akşamları ve hafta sonları sınırlıyor.
- Daimler, 2014’ten beri tatile giden çalışanlarına o zaman diliminde gelen e-postalarına “Ofis dışındayım,” yanıtı göndermek yerine bu e-postaları otomatik olarak silme hakkı tanıyor.
- AXA, 2017’de imzalanan toplu sözleşmeyle İspanya ofisindeki çalışanlarına mesai saatleri dışında telefonlarını kapatma hakkı verdi.
- Allianz, BNP Paribas, BMW, Bayer, Henkel gibi şirketler de çalışma saatleri dışında e-posta kullanımını kısıtlıyor.
Uluslararası kuruluşlar da uzaktan çalışmanın psiko-sosyal ve akıl sağlığına etkilerini azaltmak amacıyla şirketlere, çalışanlarına "bağlantıyı kesme hakkı" tanımaları çağrısında bulunuyor. Şubat 2022'de Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yayımlanan "Sağlıklı ve Güvenli Uzaktan Çalışma" raporu, uzaktan çalışmaya geçen şirketlerin çalışanlarına gerekli ekipman ve rehberlik sağlamanın yanında bağlantıyı kesme hakkını tanımaları ve yeterince dinlenme günü vermelerinin önemini ortaya koyuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Pandemi kısıtlamalarının yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla birçok ülke, “haftada 4 gün çalışma” modelini test etmeye başladı. Avrupa Parlamentosu'nun öncülüğüyle birçok ülkede çalışanlara iş saatleri dışında “bağlantıyı kesme hakkı" tanındı.
20 May 2022

YAZARLAR

İrem Özbay
Writer @ Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Almanya merkezli yemek teslimatı platformu Delivery Hero, yakın zamanda Uber'in satın alma teklifini kabul ettiğini duyurdu. Masaya konulan 14,8 milyar dolarlık teklif, ilk bakışta şirketin son yıllarda büyük bir atılım yaptığı teslimat pazarındaki yeni bir satın alım gibi görünse de aslında Uber’in yıllardır adım adım ördüğü çok daha büyük bir dönüşümün son halkasıydı.

Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren yeni kurallara göre, tekstil sektöründeki devasa israfı önlemek amacıyla büyük moda markaları bundan böyle satılamayan giysi ve ayakkabıları imha edemeyecek. Her yıl Avrupa’da satılamayan tekstil ürünlerinin yüzde 9’u çeşitli yöntemlerle imha ediliyordu. Satılmayan ürünleri için önce indirimli satışlar, alternatif satış kanalları ve farklı pazarlar kullanılacak, şirketler ürünleri hayır kurumlarına veya sosyal girişimlere bağışlayabilecek.

Gün bittiğinde o yapılacaklar listesindeki bütün tikleri atmış olmak profesyonel hayatın gereği olabilir. Müşterinizin, yöneticinizin memnuniyeti elbette önemli… Ancak bir şekilde kendi düşüncelerinizle baş başa kalma lüksünü bulabildiğiniz bir an olursa kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: "Bugün sadece önüme yığılan işleri mi erittim, yoksa ortaya gerçekten bana ait bir şeyler koyabildim mi?"

Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?




