Bireysel hikâyelerin evrenselliği üzerine: Cem Yiğit Üzümoğlu

"Anılar parçalı, bütünü hatırlamak çok imkânsız."
Bireysel hikâyelerin evrenselliği üzerine: Cem Yiğit Üzümoğlu

4 Ocak - İBB Kültür AŞ - Duende
İBB Kültür AŞ ile birlikte

Bazilikanın Karanlığı Yerebatan Sarnıcı’nda Bazilikanın Karanlığı Yerebatan Sarnıcı’nda Yenilenen yüzüyle herkesi yeniden büyüleyen, Tarihî Yarımada’nın incilerinden Yerebatan Sarnıcı , ilki 28 Aralık’ta gerçekleşen Night Shift: Bazilikanın Karanlığı etkinliğiyle ışık, koku ve mekân algısını bir arada yaşatmaya yeni yılda da devam ediyor. Nedir? Suzin Maçoro eşliğinde sınırlı sayıda katılımcıyla gerçekleşen Night Shift: Bazilikanın Karanlığı etkinliği, katılımcılara sarnıcın büyülü atmosferinde tarihin derinliklerinden gelen şifalı ses ve ritimlere kulak verme imkânı sunuyor. Neler var? Toplam bir saat süren etkinlik, saat 20.00’de katılımcıların mumlarıyla birlikte sarnıca doğru yürüyüşüyle başlıyor. Mum ışığı ve farklı kokular eşliğinde kendilerini çağıran sesi takip eden katılımcılar, sese ulaştıklarında kendilerini bekleyen minderlere uzanarak 30 dakikalık bir yolculuğa çıkıyor. Not alalım: Ocak ve şubat ayları boyunca devam edecek olan Night Shift: Bazilikanın Karanlığı geceleri, 10 Ocak , 12 Ocak , 19 Ocak , 27 Ocak , 2 Şubat , 9 Şubat ve 16 Şubat ’ta Yerebatan Sarnıcı’nda olacak. Bu büyülü ses yolculuğuna katılmak için biletlere buradan ulaşabilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Cem'i keşfetmek. Cem'in çocukluğu Kadıköy'de, Haydarpaşa garıyla İdealtepe tren istasyonu hattında geçmiş. Sonra lise yıllarında Beyoğlu'na, üniversitede de Ankara'ya uzanmış. "Gerçekten hatırladığım, beni en çarpan film Süreyya'da izlediğim The Lord of the Rings: The Two Towers'tı. Hayatımda izlediğim en güzel şeylerden biriydi herhalde." diyor. İzlediği ilk film bu olmamış tabii. Hafta sonu babasıyla buluştuğunda İdealtepe'deki o sinemada filmler izlediklerini hatırlıyor. Artık olmayan o sinemada.

Evrensellik. Oldukça klasik bir tiyatro eğitimi veren bir okuldan, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olmuş Cem. Modern dans ve fiziksel tiyatro alanında kendini Polonya'dan Hindistan'a dünyanın farklı yerlerinde katıldığı atölye çalışmaları aracılığıyla geliştirmiş. Türkiye'de fiziksel tiyatro yapmanın ya da dansın ve bedenin daha ziyade bir anlatım unsuru olarak kullanıldığı oyunlarda yer almanın çok mümkün olmadığını söylüyor. Ama uluslararası atölye deneyimleri sayesinde oyunculukta evrenselliğin ne olduğuna dair bir fikir edinmiş: "Bir şeyi yapma isteği, arkasında bırakmış olduğu şeyler, bunları yapabilmek için gösterdiği fedakarlık ve içinde barındırdığı acı... Bir sanatçıyı büyük sanatçı yapan, evrenselleştiren şeyler bunlar."

Sinema, tire, televizyon, taksim, tiyatro. Tiyatro odaklı bir oyunculuk kariyeri olan Cem, televizyon ve Netflix dizilerinin ardından bu yıl rol aldığı iki filmle birlikte Antalya Altın Portakal Film Festivali'ndeydi. LCV (Lütfen Cevap Veriniz) ile En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Selahattin Paşalı'yla (Kurak Günler) paylaştı. Sinema ve televizyon deneyiminin tiyatrodan nasıl ayrıştığını sorduğumda, "Eğer televizyonda tek bir sahne için üç buçuk ay çalışabiliyor olsaydım televizyon da benim için tiyatro kadar değerli olurdu. Ama öyle değil." diyor ve ekliyor: "Televizyonun yalnızca şirketlere hizmet eden, reklam sektörü için var olan, popülarite [kazanmaya] ve toplumda bir yer inşa etmeye çalışan insanları şekillendiren bir propaganda aracı olduğuna inanıyorum." Cem için emek, sanattan önce geliyor. 'Sinema -televizyon/tiyatro' arasındaki en büyük fark, harcanan emekteki fark.

Cem, lise günlerini yâd ederek bir tramvayın üstüne atlayıp poz veriyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Bir adım geriden. Ekim 2022: Yerinde takip edemediğim Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin ödül töreninde her biri birbirinden etkileyici ödül konuşmaları arasında birinin sahibi benim için yeni bir yüz: "Bu zamana kadar bizi karanlıklar içerisine hapseden, kuraklıklar içerisine hapseden, geceler içerisine hapseden herkese inat bu [ödül], bu karanlık içerisinde aldığımız son ödül olsun. Gelecek sene aydınlıklar içerisinde buluşmak dileğiyle." diyor Cem Yiğit Üzümoğlu, Selahattin Paşalı'dan sonra çıktığı kürsüde. Kasım 2022: Ankara Film Festivali'nde Antalya'da izleyemeyip meraktan öldüğüm dört filmin ikisinde o oynuyor. İki gün içinde hem Karanlık Gece ve LCV (Lütfen Cevap Veriniz) hem de Kurak Günler'i izliyorum. Antalya jürisine paylaştırdığı ödül için hak veriyorum.

Cem ve Emre, Beyoğlu sokaklarında hatıralardan, kent hafızasından ve tabii ki sinemadan konuşuyorlar. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Cem'le keşfetmek. Neredeyse yirminci bölümüne gelmiş bir seride konuşacak yeni bir yönetmen bulmak kolay olmayabiliyor. Cem'e onu son zamanlarda en çok etkileyen filmi soruyorum oradan başlayabiliriz belki diye. Gelen Aftersun yanıtıyla her şey çok kolay çözülüyor ve Charlotte Wells'in sinemasını konuşmak için anlaşıyoruz. Etkisini biraz geç hissettiğim filmlerden biri Aftersun. Gözyaşlarımın seline sinema salonunda değil, salondan çıktıktan sonra asansörde yakalandıklarımdan... "Meğer içinde büyümesi gerekenlerdenmiş. Bir polaroid fotoğraf gibi bekletmek, işe yaramayacağını bile bile elinde yellemek gerekiyormuş asıl etkisini hissetmek için." diye yazıyorum Letterboxd hesabımda filmden çıktıktan, gözyaşlarımı sildikten birkaç saat sonra. Cem'in neden bu filmden etkilendiğini ise kayıt sırasında öğreniyorum. Çocukluğundaki tüm yazlarının babasıyla Fethiye'de geçtiğini söylüyor: "Ben burayı çok iyi biliyorum demiştim. Fethiye. Fethiye'de yaz. Fethiye'de yaz ve babayla."

Dikilen sökükler, sarılan yaralar. Anıları saklamak üzerine ve hatıralar biriktirmek üzerine konuşuyoruz filmin çağrışımlarından yola çıkarak. Anıların parçalı, bütünü hatırlamanın imkânsız olduğundan bahsediyoruz. "Anlattığın hikâye ne kadar bireyselse ve o bireysel hikâye ne kadar gerçekse o kadar evrenselleşebiliyor. Belli temel kavramlara indirgediğinde her şey o zaman evrenselleşir hâle geliyor; arzu, acı, hırs, yalan, öfke, suçluluk..." diyor. Charlotte Wells'in sinemasının da yalnızca ilk uzun metrajlı filmi Aftersun'ın değil, ikimizin de o sabah izlediği kısaları Tuesday (2015) ve Laps'in (2017) de oldukça kişisel oluşu dikkatimizi çekiyor. Filmlerinde kullandığı yırtık kıyafetler, sökük dikişler ve kırık kollar gibi metaforların onun hayatındaki yoklukları, yırtılmaları, kırıklıkları ve açıklıkları gösterdiğini, bu filmleri çekerek söküklerini diktiğini, yaralarını sardığını anlıyoruz.

Diyor ki...

"Bir şeyi yapma isteği, arkasında bırakmış olduğu şeyler, bunları yapabilmek için gösterdiği fedakarlık ve içinde barındırdığı acı... Bir sanatçıyı büyük sanatçı yapan, evrenselleştiren şeyler bunlar."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🎬 Keşif Sineması #2.9: Cem Yiğit Üzümoğlu

Cem Yiğit Üzümoğlu'yla anıların parçalılığı, duyguların evrenselliği, gitme isteği ve oyunculuk üzerine. | Keşif: Charlotte Wells

04 Oca 2023

İBB Kültür AŞ ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm

Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

Eda Solmaz

·

03 Ağu 2026

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm
DuendeDuende

HİKAYE

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

Bahar Çuhadar

·

03 Ağu 2026

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?
DuendeDuende

HİKAYE

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Tuba Büdüş

·

31 Tem 2026

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?
DuendeDuende

HİKAYE

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

Emre Eminoğlu

·

31 Tem 2026

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?
DuendeDuende

HİKAYE

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

Soner Can

·

31 Tem 2026

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine