Bireysel hikâyelerin evrenselliği üzerine: Cem Yiğit Üzümoğlu


Bazilikanın Karanlığı Yerebatan Sarnıcı’nda
Bazilikanın Karanlığı Yerebatan Sarnıcı’nda Yenilenen yüzüyle herkesi yeniden büyüleyen, Tarihî Yarımada’nın incilerinden Yerebatan Sarnıcı , ilki 28 Aralık’ta gerçekleşen Night Shift: Bazilikanın Karanlığı etkinliğiyle ışık, koku ve mekân…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Cem'i keşfetmek. Cem'in çocukluğu Kadıköy'de, Haydarpaşa garıyla İdealtepe tren istasyonu hattında geçmiş. Sonra lise yıllarında Beyoğlu'na, üniversitede de Ankara'ya uzanmış. "Gerçekten hatırladığım, beni en çarpan film Süreyya'da izlediğim The Lord of the Rings: The Two Towers'tı. Hayatımda izlediğim en güzel şeylerden biriydi herhalde." diyor. İzlediği ilk film bu olmamış tabii. Hafta sonu babasıyla buluştuğunda İdealtepe'deki o sinemada filmler izlediklerini hatırlıyor. Artık olmayan o sinemada.
Evrensellik. Oldukça klasik bir tiyatro eğitimi veren bir okuldan, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olmuş Cem. Modern dans ve fiziksel tiyatro alanında kendini Polonya'dan Hindistan'a dünyanın farklı yerlerinde katıldığı atölye çalışmaları aracılığıyla geliştirmiş. Türkiye'de fiziksel tiyatro yapmanın ya da dansın ve bedenin daha ziyade bir anlatım unsuru olarak kullanıldığı oyunlarda yer almanın çok mümkün olmadığını söylüyor. Ama uluslararası atölye deneyimleri sayesinde oyunculukta evrenselliğin ne olduğuna dair bir fikir edinmiş: "Bir şeyi yapma isteği, arkasında bırakmış olduğu şeyler, bunları yapabilmek için gösterdiği fedakarlık ve içinde barındırdığı acı... Bir sanatçıyı büyük sanatçı yapan, evrenselleştiren şeyler bunlar."
Sinema, tire, televizyon, taksim, tiyatro. Tiyatro odaklı bir oyunculuk kariyeri olan Cem, televizyon ve Netflix dizilerinin ardından bu yıl rol aldığı iki filmle birlikte Antalya Altın Portakal Film Festivali'ndeydi. LCV (Lütfen Cevap Veriniz) ile En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Selahattin Paşalı'yla (Kurak Günler) paylaştı. Sinema ve televizyon deneyiminin tiyatrodan nasıl ayrıştığını sorduğumda, "Eğer televizyonda tek bir sahne için üç buçuk ay çalışabiliyor olsaydım televizyon da benim için tiyatro kadar değerli olurdu. Ama öyle değil." diyor ve ekliyor: "Televizyonun yalnızca şirketlere hizmet eden, reklam sektörü için var olan, popülarite [kazanmaya] ve toplumda bir yer inşa etmeye çalışan insanları şekillendiren bir propaganda aracı olduğuna inanıyorum." Cem için emek, sanattan önce geliyor. 'Sinema -televizyon/tiyatro' arasındaki en büyük fark, harcanan emekteki fark.

Cem, lise günlerini yâd ederek bir tramvayın üstüne atlayıp poz veriyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Bir adım geriden. Ekim 2022: Yerinde takip edemediğim Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin ödül töreninde her biri birbirinden etkileyici ödül konuşmaları arasında birinin sahibi benim için yeni bir yüz: "Bu zamana kadar bizi karanlıklar içerisine hapseden, kuraklıklar içerisine hapseden, geceler içerisine hapseden herkese inat bu [ödül], bu karanlık içerisinde aldığımız son ödül olsun. Gelecek sene aydınlıklar içerisinde buluşmak dileğiyle." diyor Cem Yiğit Üzümoğlu, Selahattin Paşalı'dan sonra çıktığı kürsüde. Kasım 2022: Ankara Film Festivali'nde Antalya'da izleyemeyip meraktan öldüğüm dört filmin ikisinde o oynuyor. İki gün içinde hem Karanlık Gece ve LCV (Lütfen Cevap Veriniz) hem de Kurak Günler'i izliyorum. Antalya jürisine paylaştırdığı ödül için hak veriyorum.

Cem ve Emre, Beyoğlu sokaklarında hatıralardan, kent hafızasından ve tabii ki sinemadan konuşuyorlar. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Cem'le keşfetmek. Neredeyse yirminci bölümüne gelmiş bir seride konuşacak yeni bir yönetmen bulmak kolay olmayabiliyor. Cem'e onu son zamanlarda en çok etkileyen filmi soruyorum oradan başlayabiliriz belki diye. Gelen Aftersun yanıtıyla her şey çok kolay çözülüyor ve Charlotte Wells'in sinemasını konuşmak için anlaşıyoruz. Etkisini biraz geç hissettiğim filmlerden biri Aftersun. Gözyaşlarımın seline sinema salonunda değil, salondan çıktıktan sonra asansörde yakalandıklarımdan... "Meğer içinde büyümesi gerekenlerdenmiş. Bir polaroid fotoğraf gibi bekletmek, işe yaramayacağını bile bile elinde yellemek gerekiyormuş asıl etkisini hissetmek için." diye yazıyorum Letterboxd hesabımda filmden çıktıktan, gözyaşlarımı sildikten birkaç saat sonra. Cem'in neden bu filmden etkilendiğini ise kayıt sırasında öğreniyorum. Çocukluğundaki tüm yazlarının babasıyla Fethiye'de geçtiğini söylüyor: "Ben burayı çok iyi biliyorum demiştim. Fethiye. Fethiye'de yaz. Fethiye'de yaz ve babayla."
Dikilen sökükler, sarılan yaralar. Anıları saklamak üzerine ve hatıralar biriktirmek üzerine konuşuyoruz filmin çağrışımlarından yola çıkarak. Anıların parçalı, bütünü hatırlamanın imkânsız olduğundan bahsediyoruz. "Anlattığın hikâye ne kadar bireyselse ve o bireysel hikâye ne kadar gerçekse o kadar evrenselleşebiliyor. Belli temel kavramlara indirgediğinde her şey o zaman evrenselleşir hâle geliyor; arzu, acı, hırs, yalan, öfke, suçluluk..." diyor. Charlotte Wells'in sinemasının da yalnızca ilk uzun metrajlı filmi Aftersun'ın değil, ikimizin de o sabah izlediği kısaları Tuesday (2015) ve Laps'in (2017) de oldukça kişisel oluşu dikkatimizi çekiyor. Filmlerinde kullandığı yırtık kıyafetler, sökük dikişler ve kırık kollar gibi metaforların onun hayatındaki yoklukları, yırtılmaları, kırıklıkları ve açıklıkları gösterdiğini, bu filmleri çekerek söküklerini diktiğini, yaralarını sardığını anlıyoruz.
Diyor ki...
"Bir şeyi yapma isteği, arkasında bırakmış olduğu şeyler, bunları yapabilmek için gösterdiği fedakarlık ve içinde barındırdığı acı... Bir sanatçıyı büyük sanatçı yapan, evrenselleştiren şeyler bunlar."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Cem Yiğit Üzümoğlu'yla anıların parçalılığı, duyguların evrenselliği, gitme isteği ve oyunculuk üzerine. | Keşif: Charlotte Wells
04 Oca 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




