BİSİKLETLİ KADINLAR

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Zincir Kıran Kadınlar'dan Hande Karaca'yla kadınların ulaşım özgürlüklerini geliştirme, sürdürülebilir şehirler yaratma ve bisikletli kadınları maddi ve manevi olarak güçlendirmeyi amaçlamak üzerine konuştuk.
Röportaj: Marsel Tuğkan Gündoğdu
Zincir Kıran Kadınlar nedir? Ne yapar?
Zincir Kıran Kadınlar 2019 Ocak ayından beri İstanbul Kadıköy semtinde faaliyet gösteren, pandemi sürecinde artan ev içi kadına şiddete karşı kadınların evden çıkması için bisikleti bahane olarak kullanan, kadın kadına güçlenmeyi bisiklet yoluyla kuran bir kadın inisiyatifi. Eylül 2020’den beri başlattığımız Hollanda, ABD ve Almanya destekli Bisiklet Elçileri sertifika eğitimlerimizle 70 kadını eğittik. Eğitimler için Türkiye’nin her yerinden 24 adet bisiklet bağışı toplayıp eğitime hazır hâle getirdik ve bu bisikletlerle 300’den fazla kadına bisiklet eğitimi verdik.
Şehir içi ve şehirler arası bisiklet turları organize ederek Türkiye genelinde kadınların güçlenmesine vesile olmaya çabalıyoruz. Şimdiye kadar Çanakkale, İzmir, Muğla, Ankara, Diyarbakır, Van ve Kırklareli turları gerçekleştirdik. Tandem bisikletlerle görme engelli kadınları bünyemize kattık. Bisiklet yarışlarında kadın sporcu sayısının azlığını göstermek için Türkiye’de ilk kez yapılan 24 saat yarışına katılıp ikinci olduk. 3 senedir Bisiklet Kadınları Çalıştayı düzenleyip “bisikletçi kadın kanaat liderleri”ne mikrofon uzattık.
Zincir Kıran Çocuklar adını verdiğimiz projemizle Aile Bakanlığı bağlantısıyla ulaştığımız korunmaya muhtaç çocuklar için 20 adet bisiklet ve fotoğraf makinesi bağışı topladık, sürüş ve fotoğrafçılık eğitimleri verdik. Çektikleri fotoğraflarla seri ve açık artırmalar düzenleyerek ihtiyaçlarını kendilerinin karşılamasını sağladık. Temmuz ayında Kadıköy’de depo ve eğitimlerde kullanılacak bir dükkân açtık. 2022 yılında dernek olarak büyük çaplı destekler almayı umuyoruz.
Sence otomobilsiz yaşam mümkün mü? Bu konuyla nasıl barışırız?
Otomobilsiz yaşamın bir seçim değil, Z kuşağı ve sonraki nesiller için tek kurtuluş olacağına eminiz. Elon Musk gibi “Daha fazla araba, daha fazla özgürlük!” yalanlarını söyleyen sözde dâhilerin dünyamızı yok eden “satın alma” çılgınlığını körüklediği fark edilecek ve eski dostumuz, çocukluk arkadaşımız bisikletimizin basit ama etkili gücünün kıymeti anlaşılacak diye düşünüyoruz.
Bisikletin de diğer tüm sporlar gibi sadece fit ve genç insanlar tarafından yapılması gerektiği yalanına inanmıyoruz. Bizler her yaştan, fiziksel ölçüden, cinsiyetten bireylerin bisikletle sokağa çıkması ve kamusal alanı kapitalistlerle patriyarkanın elinden geri alması gerektiğini savunuyoruz. Bizce şehirler karbon salımı yapan, pahalı, kullanıcıyı muhtaç eden arabalarla değil; bizi yediklerimizin gücüyle kilometrelerce öteye ulaştıran, zihinsel ve bedensel sağlığımızı geri veren, Da Vinci’den beri formunu koruyan vefalı dostumuz bisikletle yeniden yaşanır hâle gelecek.
Otomobilsiz yaşam diyoruz fakat otomobil dışındaki ulaşım araçları da herkes için aynı deneyimi sunmuyor. Bisikletli kadınlar trafikte neyi deneyimliyor?
Kamusal alanın sanki doğası gereği erkeğe aitmiş, onun izin verdiği saat ve şekilde kullanma izni varmış gibi kullanıldığını gözlemledik. Kamusal alan, en başından beri hepimizin. Trafikte kadın şoför görünce “Bak işte kadınlar kötü araba/bisiklet kullanıyor,” diyen herkese “Kötü sürücüler vardır, onları 'kadın' olarak genellemek cinsiyetçidir!” diyoruz. Tour de France, ilk defa 2022 yılında kadın bisiklet takımlarına katılım izni verdi. Erkekler bir müddettir bisiklet konusunda “Top bizim, oynatmıyoruz,” dese de artık milyonlarca kadın bisikletçi olarak “Buradayız, bize alışın!” diyoruz.
Bir şehri otomobilsiz olduğu kadar aynı zamanda erişilebilir nasıl kılabiliriz?
Şehirlerin herkesin yaşam alanı olduğunu özellikle pandemi yasaklarıyla iyice unuttuk. 65 yaş üstü, 18 yaş altı, aşısı olmayan gibi sınırlamalar koyan hükümetlere inanmaya başladık. Bu tür sınırlamalara alışmamak gerekiyor. Şehirler herkes için vardır. Bir şehri engelli kullanabiliyorsa yaşlı da kullanır, çocuk arabası süren ebeveyn de bisikletli de. Bunlara uyumlu olmayan bir şehirde sadece genç ve “sağlam” insanlar mi yaşayacak? Peki siz böyle sıkıcı bir şehirde yaşamak ister misiniz?
Kadınlara bisiklet öğrettiğimizde bize sorulan sorulardan biri "Kadınlara bisiklet öğreterek trafikte tehlikeye atmaktan korkmuyor musunuz?" oluyor. Cevabımız net: hayır, korkmuyoruz. Kadınlar bisiklet öğrendikçe taleplerini belediye gibi yerel yönetimlere ulaştırmalı ve haklarını istemeliler. Yönetimler bizlerin problemlerini çözmek için var ama öncelikle bizlerin talep oluşturmaları gerekiyor. Birlikte şehri yaşamaya cesaret etmeliyiz, cesareti de dayanışmadan bulmalıyız. “Kadının yeri selenin üstü!” gibi sloganlarla bu dayanışmaya tüm kadınları çağırıyoruz. İnanıyoruz ki herkes sokağa döküldüğünde herkes için erişilebilir şehir talebi oluşacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Otomobilsiz yaşam mümkün mü? Sürdürülebilir şehirler için alternatif çözümler hangileri? Zincir Kıran Kadınlar'ı tanıyor musun?
28 Eyl 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Konferansı (COP31), Kasım'da Antalya’da düzenlenecek. 2025’te Avustralya'nın bu zirveyi yapması hâlinde masrafların 2 milyar dolara ulaşabileceği belirtilmişti. Türkiye için böyle bir hesaplama yok, ancak İklim Değişikliği Başkanlığı yıllık 563,3 milyon lira olarak belirlenen ödeneğini ilk altı ayda 10 kat aşarak 5 milyar 590 milyon lira harcadı.

Yürümek yeni keşfedilmiş değil. Daha iyi olmak için öğrenilmeyi ve başarılmayı bekleyen uğraşlardan biri hiç değil. Tam tersine, insanın dünyayla ilişki kurmasının en eski biçimlerinden biri. Şimdi ona yeniden dönmemizin nedeni de bu kadar basit: İnsana özgü ortak bir eylemi ve onun gücünü yeniden hatırlamak.

Bugün özgünlükten söz ederken yalnızca fikirleri konuşmuyoruz, dili de konuşuyoruz. Çünkü dil, fark edilmeden standartlaşan ilk yer. Önce aynı kelimeleri seçiyoruz, sonra aynı benzetmeleri, ardından aynı düşünceleri... En sonunda ise birbirimize benziyoruz. Yapay zeka milyonlarca metnin ortalamasını çıkararak yazdığı için aynı dili üretiyor. Peki ya biz? Biz de uzun zamandır birbirimizin ortalamasını yaşamıyor muyuz?



