Büyük moda markalarının depolarda bekleyen ürünlerine yeni hayatlar: Nivo

Alışveriş çılgınlığının tavan yaptığı “Kara Cuma”yı henüz yeni arkamızda bırakmışken, büyük moda markalarının depolarında atıl durumda duran ürünleri yenileyerek tüketiciyle buluşturan sürdürülebilir moda markası Nivo’nun hikayesini kurucusu Arnas Akbaş’tan dinledik.
Büyük moda markalarının depolarda bekleyen ürünlerine yeni hayatlar: Nivo

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

1991 doğumlu Arnas Akbaş, İTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Koton, Boyner gibi büyük perakendecilerde edindiği mesleki deneyim sırasında sektörün çevresel olarak ne kadar yıkıcı olduğunu fark etmiş ve pandemi döneminde arkadaşı Ali Cem Yücebağ ile bu markaların depolarında bekleyen ürünleri yenileyerek tüketiciyle buluşturmayı amaçlayan nivo’yu kurmuş. 

Akbaş’la markanın hikayesini ve “aşırı hızlı” moda markalarının hızla büyüdüğü günümüz dünyasında bu iş modelinin nasıl işlediğini konuştuk.

Nivo, büyük moda markalarının depolarında atıl bir şekilde bekleyen parçaları kullanılabilir hâle getirerek satışa sunma prensibiyle işliyor. Süreç nasıl ilerliyor biraz anlatır mısınız?

Moda endüstrisi, yapısı ve evrimsel olarak geldiği nokta itibarıyla son derece yıkıcı… Hem markaların hem de bireylerin sahip olduğu, ancak kullanım döngüsüne kazandıramadığı milyonlarca ürün var. Bu ürünler sadece çevresel bir kayıp değil aynı zamanda ekonomik bir kayıp ve psikolojik bir yük…

Nivo olarak bu ürünleri marka ortaklarımızdan, bireylerden ve hatta gelecek haftalarda canlıya çıkacak yeni uygulamamızla bizzat marka ortaklarımızın da müşterilerinden topluyoruz. Toplanan her bir ürün yenileme merkezimizde geliştirdiğimiz teknolojinin de yardımıyla uzmanlarımız tarafından inceleniyor, kimliklendiriliyor, yenileniyor, fiyatlanıyor ve tekrar bir sonraki kullanıcısına nivo’nun satış noktalarında sunuluyor.

Kurulduğumuzdan bugüne milyonlarca ürünü tekrar kullanıma kazandırdığımız bu döngü sayesinde partnerlerimize ve kullanıcılarımıza hem ekonomik hem de sosyal fayda sağlıyoruz.

Hangi markalarla çalışacağınıza ve kataloğunuza ekleyeceğiniz ürün yelpazesine nasıl karar veriyorsunuz, kriterleriniz neler?

Burada akla ilk gelenin aksine “kolaycı bir aktivizm”e kaçmadan bazı markalara arkamızı dönmüyor, bilakis onları da regüle edebilmek adına marka ortaklarımız arasına katıyoruz. Bu doğrultuda; adil çalışma koşulları, sosyal adalet gibi temel insani ilkelerde ayrışmadığımız sürece kapımız herkese açık.

Ancak elbette nivo aynı zamanda ticari bir kuruluş ve kendi ekonomik sürdürülebilirliğimizi de göz önüne alarak geliştirdiğimiz algoritmaların yönlendirmeleri doğrultusunda partner ekosistemimizi geliştiriyoruz.

Hayata döndürdüğünüz parçalar defolu ürünler mi, müşteriye sunulmadan önce nasıl işlemlere tabi tutuluyorlar?

Ekonomi dışı kalmış hemen her ürün kapsamımızda… Bu tanıma çoğunlukla marka ortaklarımız defolu, müşteri iadesi, üretim hatalı ürünleri koyarken bireysel kullanıcılarımız gardroplarında atıl kalan ürünleri koyuyor. Bu ürünleri öncelikle tek tek inceliyor, her birisinin kusurlarını belirliyoruz. Uzmanlarımızın belirlediği ve tanımladığı bu kusurları göz önüne alarak geliştirdiğimiz teknoloji ile bu ürünleri ilgili atölyelerimize yönlendiriyoruz. 

Yine burada da zanaatkarlarımız ürüne terzilik, tadilat, kuru temizleme, lostra gibi uygulamaları yaparak ürünleri bir sonraki kullanıcılarına hazırlıyor. Hazırlanan bu ürünler kalite süreçlerinden de geçerek kondisyonuna göre puanlanıyor ve en nihayetinde durumuna göre yine teknolojimiz tarafından fiyatlanarak sevk ediliyor.

Shein ve Temu gibi aşırı hızlı ve ucuz tekstil markalarının pazardaki payı bu denli artarken döngüsel moda sektöründe tutunmak zor değil mi?

Bu markaların pazardaki paylarını artırabilmelerinin en temel sebebi ucuz olmaları. Bu ucuzluğu sağlayabilmeleri ise adil çalışma koşulları ve ürün kalitesi gibi kavramları yok saymalarından geçiyor. Nivo ise kullanıcılarına akıllı alışveriş imkanını, yani çok daha iyi markaların yenilenmiş ürünlerini iyi fiyata alabilmelerini sunuyor. Bunu da insani değerlerden uzaklaşmadan mevcut atıl kaynakları, teknoloji ve zanaat ile verimli bir şekilde değere dönüştürerek sağlıyor. Dolayısıyla bu perspektiften bakınca nivo için sektörde tutunmak zor değil. Bilakis sürdürülebilir olanın pahalı olmadığı bu yeni evrende insani olmayanların kaygılanması gerekiyor.

Şu anda yalnızca fiziksel mağazalarda satış yapıyorsunuz. Müşteri profilinizi genişletmek için online satış ya da tüketicilerin kendi kullanmadıkları eşyalarını satabilecekleri ikinci el satış uygulamalarına benzer pazarlara açılmayı düşünüyor musunuz?

Beşinci yılımızın sonuna doğru geliyoruz. Bu beş yılda açtığımız döngüsel mağazalarda “yenilenmiş ürün”ün insanlarda karşılığının olmayacağına dair sektörün bütün önyargılarını yıktık. Bu başarı da hem bize yeni imkanlar veriyor hem de yeni challenge’larda cesaretlendiriyor.

Gelecek dönemde, yenilenmiş ürünün sadece nivo mağazalarında satılmadığı, ana akım markaların veya organize perakende zincirlerinin mağazalarında da insanların bu ürünlere ulaşabildikleri bir sektörü kendimize yeni hedef olarak koyduk. Bu doğrultuda fiziksel mağazacılıktaki alanımızı yeni işbirlikleri ile genişletmeye devam edeceğiz. Ha keza hem nivo olarak hem de marka ortaklarımızla beraber yenilenmiş ürünlerin satıldığı online satış noktalarını da yine 2026 itibariyle kullanıcılarımıza sunmayı hedefliyoruz.

Prensip olarak hızlı moda markalarıyla ortaklıklar yapmaya nasıl bakıyorsunuz? Greenwashing’ten kaçınmak için ne gibi yollara başvuruyorsunuz?

Moda endüstrisini bu sektörün ana oyuncularını dışlayarak, kötüleyerek dönüştürme hayali en kibar tabirle Don Kişot’luk olur. Temel insani değerlerin dışında olmadıkları sürece bu markaları da döngüsel ekonomi evrenine kazandırmak ve onları da bu evrenin oyuncuları hâline getirmek nivo olarak ilk günden itibaren tereddüt etmediğimiz bir hedef. Nitekim bu kapsamda sayılabilecek partnerlerimizin bizimle beraber yol yürüdükçe bu kavramlara dair algılarının açıldığını, bunu yapılarının farklı fonksiyonlarında da uygulamalara soktuğunu biz defalarca kere deneyimledik.

Dönem itibarıyla sürdürülebilirlik kavramı iletişimde de çok hype, doğru. Bu durum iyi uygulamaların önünü açmakla beraber greenwashing gibi negatif dışsallıklara da sebep olabiliyor tabii. Burada herhangi bir partnerimizin, yarattığımız değeri iletişime taşımasına karşı çıkmadık, çıkmayız. Nitekim birçoğu ortak yarattığımız bu çevresel etkiyi kendi sürdürülebilirlik raporları dahil birçok mecrada kullandı. Ancak yarattığımız değerden daha da fazlasını konuşmaya gayret edenleri bu konuda daha hassas olmaları doğrultusunda uyardığımız da oldu. Henüz burada bizi greenwashing aracı olarak kullanan bir partnerimiz olmadı. Bundan sonra da bu hassasiyeti taşımayan yapıların enstrümanı olmama konusunda dikkatli olmaya devam edeceğiz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

İoanna Kuçuradi’nin ardından: Bir insan öldüğünde geriye ne kalır?

İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Metin V. Bayrak

·

04 Eki 2026

İoanna Kuçuradi’nin ardından: Bir insan öldüğünde geriye ne kalır?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Yapay zeka çağında ödev: Disiplin ritüeli mi, epistemik imkan mı?

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Metin V. Bayrak

·

27 Eyl 2026

Yapay zeka çağında ödev: Disiplin ritüeli mi, epistemik imkan mı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

Ayça Örer

·

20 Eyl 2026

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Pelin Cengiz

·

19 Eyl 2026

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'
AngstAngst
∙

HİKAYE

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Nazlı Tan

·

16 Eyl 2026

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?