

Dönüşümün yarattığı döngüsellikten ilham alan bir sergi: Original by Nature
Pernod Ricard Türkiye ’nin ana sponsorluğunda, yeni nesil sanat ve tasarım platformu Mercado 'nun hayata geçirdiği, iklim krizi karşısında kentsel tarım önerisini odağına alan Original by Nature sergisi izleyicilerini bekliyor. Nedir?…
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Göç, 1960’larda başlayan Almanya’ya işçi göçlerinden mülteci konumunda Suriye’den Türkiye’ye gelenlere kadar uzun zamandır tartışmalı bir şekilde bizim hayatımızda. Türkiye’de yaşayan neredeyse her kişinin yurt dışına taşınmış tanıdığına denk gelmemek neredeyse imkânsız hâle geldi. Özellikle hayatlarımızda bu kadar yer eden göç kavramına medyada sürekli farklı fikirlerle denk geliyorken uluslararası politikada da birçok belirsiz noktasıyla karşılaşıyoruz. Bu hafta konumuz yeşile ulaşma hakkı olduğu için uluslararası kanunda tanınmayan ve pek de gündelik hayatta konuşmadığımız çevresel göçlerden bahsedelim istiyorum.
Çevresel göç nedir?
Rusya’dan ithal edilen doğal gazın, hayvansal üretim için değişen arazi kullanımının veya hava yolu şirketlerinin boş uçurduğu uçakların neden olduğu, dünyanın kaldırabileceğinden daha fazla üretilen karbondioksit mevcut. Karbondioksit üretiminin yarattığı ve uzun vadede iklim krizine bağlı sonuçlarla oluşan; deprem, tsunami gibi ani gelişen doğa felaketlerinden kaynaklı, insanların yaşadıkları yerleri geçici veya kalıcı olarak terk etmelerine sebep olan göç türleri, çevresel göç olarak isimlendiriliyor.
Uluslararası kanunda çevresel göç, iltica için bir sebep olarak sayılmıyorken göç edenlerin sadece çevre nedenli bulundukları yeri terk etmelerini saptamak zor oluyor. Yine de 2020 senesinde 7 milyon kişinin çevresel göç ettiği ve 2050 senesine kadar bu sayının 1 milyardan fazla olacağı düşünülüyor. Şu an özellikle Bangladeş ve Pasifik Adalar’ında tarımla uğraşan kişilerin yetersiz doğa kaynaklarından dolayı göç ettiği biliniyorken Afrika’da artan çekirge saldırılarının gelecekte yeni bir harekete daha sebep olacağını gösteriyor. Göç yolları üzerinde kalan Türkiye de birçok araştırmaya göre en fazla göç alacak ülkeler içerisinde.

Fotoğraf: Klaus Vedfelt
Spektrum içindeki eşitsizlikler
Ekstrem doğa olaylarından ötürü yaşadıkları yeri rehabilite olana kadar terk edenlerden iklim krizinin kalıcı sonuçlarından dolayı yaşadıkları yerden gidenlere kadar çevresel göçler bir spektrum içerisinde yer alıyor. Göç, aslında sosyal, politik ve ekonomik dengelerle kendi içerisinde birçok ayrıcalıklı durumu ve eşitsizlikleri barından bir kavram.
Kimisi doğal kaynaklara ulaşımdaki zorluklara rağmen o bölgede kalmayı karşılayabiliyorken kimisi ekonomik veya sosyal sebeplerden bulundukları yeri terk edemiyor. Bu konuda da özellikle kadınlar dezavantajlı bir konumda — hem çoğu zaman göç etme konusundaki karar aşamasına dâhil edilmiyor hem de genelde “bakmaları gereken” kişiler bulunduğu için bulundukları yeri terk edemeyebiliyorlar.
Uluslararası kanunda çevresel göç
Uluslararası kanunda iltica sebebi olarak bir ırk, etnik veya sosyal gruba ait oldukları için savaş veya işkence gibi sebeplerden zulüm görenler yer alıyor. Kanun, çevresel etmenlerden kaynaklara ulaşamamayı bir zulüm sebebi olarak görmüyor.
Biden hükümeti, yayınladığı raporla çevresel göçlerin şu an var olduğunu kabul eden ilk ABD hükümeti oldu. Devletlerin bu göçlere şu an ve gelecekte hazırlıksız olmaları göç eden kişilerin haklarına ulaşamaması, yoğun işsizliğe maruz bırakılma ve dolu okul sınıfları gibi durumlarla sonuçlanıyor — durum böyle de devam edecek gibi gözüküyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
WWF-Türkiye'yle yeşil alanlara ulaşım hakkını konuşuyoruz; çevresel göçleri inceliyoruz; Ukrayna'da LGBTİ+'ların durumunu irdeliyoruz.
01 Mar 2022

YAZARLAR

Eylül Aytan
Yazar - Apéro

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?




