🚀 Çıkışta: Jembaa Groove


Kombo x Jam’s Space buluşmalarında kaçırılmaması gerekenler
Yepyeni bir yaşam alanı yaratan Vertical ’in içerisinde bulunan Jam’s Space ’te, Kombo ile canlı performanslara, tasarım, sinema, moda ve gastronomiden çeşitli etkinliklere, atölye ve konuşmalara ve dönemsel olarak gerçekleşen pop-up…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Yakın geçmişte Batı Afrika'nın etnik topluluklarının ürettiği ve 70'li yıllarda klasik örneklerini vermiş müziklere giderek artan bir ilgi var. Salif Keita ve Toumani Diabaté'nin Mali'nin kökenlerinden beslenen mande müziğini Londra'dan yükselten Balimaya Project; Fela Kuti'nin Nijeryalı Yoruba halkının vokal geleneğinden hareketle yarattığı Afrobeat'i İstanbul'da yankılatan Deli Bakkal ve tohumları Gana'nın kıyı şerinde, 1920'lerde atılan; Alhaji K. Frimpong ve Ebo Taylor gibi müzisyenlerin öncü işleriyle tanımlanmış highlife'ı Berlin'in kalbine getiren Jembaa Groove bunlardan yalnızca birkaçı.
🚀 Jembaa Groove
Jembaa Groove, üyelerinin kişisel ve yaratıcı geçmişlerinin yanı sıra Batı Afrika'nın ilham dolu müzikal mirasını gün yüzüne çıkararak ona taze bir nefes üfleyen inisiyatiflerin hayat verdiği bir hikâyeye sahip.
Gana'da doğan, ancak hayatının önemli bir kısmını Nijerya'da geçiren perküsyonist Eric Owusu; kariyerinin biçimlendirici yıllarını Lizbon'da müzisyenlik ve prodüktörlük yaparak geçiren Yannick Nolting'le yukarıda adı geçen ülkelerin hepsinden uzakta bir yerde, Berlin'de buluştu. 2020'lerin sonunda oğullarını bir kreşten alırken tesadüf eseri karşılaşan ikili, kısa bir süre sonra Jembaa Groove adını alacak projelerinin temellerini orada attı.

Jembaa Groove, Susuma
Grup, alametifarikası poliritmik ses manzaları olan highlife ve afrobeat janrlarının gerektirdiği enstrüman katmanlılığını Berlin'in diğer müzisyenlerini kadrolarına dahil ederek yakaladı. Nihayetinde başta yalnızva Owusu ve Nolting'ten müteşekkil Jembaa Groove ailesi genişledi, 7 üyeden oluşan bir kolektife dönüştü. 2007 yılında Hannover'de kurulan, kataloğunu Afrika'nın engin coğrafyasından yeşeren envaiçeşit müziğine adayan ve sanatçıları arasında efsanevi ethio-jazz bayraktarı Mulatu Astatke'nin de olduğu Agogo Records, grubu şemsiyesi altına aldı ve ilk albümleri Susuma'yı geçtiğimiz yıl dünyayla paylaştı.
Öncesinde Ebo Taylor ve Orlando Julius gibi highlife devleriyle stüdyo giren, onlara canlı performanslarında da eşlik eden Owusu; bir tarafta Gana'dan devraldığı bu müzikal ipuçlarını, diğer tarafta da Nijerya'da geçirdiği yılların getirdiği afrobeat esinlerini Jembaa Groove'un merkezine oturttu. Öyle ki Owusu, hiçbiri İngilizce olmayan 9 şarkılık Susuma'da Gana'nın lokal dillerinden Ga ve Twi'yi, afrobeat'in call-and-response vokal harmonilerinin kaynağı Yoruba'yı kullandı. Bakır üflemelilerle Tony Allen-vari akışkan perküsyonları, Nolting'in melodik bas dizilerimleriyle "parlak" gitar minimalizmlerini bir araya getiren grup, adındaki groove kelimesini somutlaştıran kompozisyonlarıyla Batı Afrika'nın bereketli müzikal coğrafyasında nostaljik bir gezinti vadediyor.
Geçtiğimiz yılın sonunda BBC 6 Music için canlı bir kısaçalar kaydeden, SXSW'in son edisyonunda sahneye çıkan Jembaa Groove, son teklisi Sweet My Ear'ı 2023'ün başında paylaşmıştı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ben Affleck'in Air Jordan markasının doğuşunu odağına alan filmi; billy woods & Kenny Segal'ın caz rap soyutluluğunda bir yolculuk güncesi; Berlin'in highlife ve afrobeat esinli kolektifi Jemba Groove'un afro-soul müziği.
19 May 2023

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.





