Cumhuriyet'in ilk yılları: Atatürk döneminde ekonomik atılımlar

Türkiye Cumhuriyeti olarak bugün 1,1 trilyon dolarlık bir ekonomiye ve kesintisiz işleyen pek çok sektöre sahibiz. Ancak bu ekonomiyi ayakta tutan sanayimizin, bankacılık sektörümüzün ve bugün güçlü addettiğimiz daha nice sektörlerimizin temelleri bundan yaklaşık yüz yıl önce atıldı.
Cumhuriyet'in ilk yılları: Atatürk döneminde ekonomik atılımlar

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Bugün 29 Ekim 2024, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 101. yılını kutluyoruz. 

Aradan geçen 101 yıla baktığımızda, Türkiye Cumhuriyeti olarak bugün 1,1 trilyon dolarlık bir ekonomiye ve kesintisiz işleyen pek çok sektöre sahibiz. Ancak bu ekonomiyi ayakta tutan sanayimizin, bankacılık sektörümüzün ve bugün güçlü addettiğimiz daha nice sektörlerimizin temelleri bundan yaklaşık yüz yıl önce atıldı. Biz de Cumhuriyetimizin 101. yılında, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yönetiminde yapılan ekonomik atılımları kısaca siz okurlarımıza sunmak istedik. 

Yeni devletin kalkınma rotası belirleniyor

1923 yılına gelindiğinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde İstiklal Harbi fiilen kazanılmış, hızlı bir biçimde yeni bir devlet kurma hazırlıklarına girişilmişti. Henüz Cumhuriyet ilan edilmeden toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde, yeni devletin ekonomik ilkeleri de çizilmişti. Kongrede kabul edilen maddelerden bazıları şu şekildeydi:

  • Türkiye’de üretimi olan ürünlerin yurt dışından ithalinin ağır vergiler konularak engellenmesi. Yurt içinde gerekli olan sermaye mallarının düşük gümrük vergileriyle ya da gümrüksüz ithali.

  • Sanayi müesseselerine kredi kullandıracak bir sanayi bankası kurulması.

  • Aşar vergisinin kaldırılması.

  • Sanayi çırak ve usta mekteplerinin kurulması. Her ilde bir sanayi odası tesis edilmesi ve sanayi fuarlarının açılması.

  • Pazar ulaşımı olmayan bölgelere demiryolları inşa edilmesi. 

  • Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması.

  • Devletin yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmesi ve özel sektör tarafından kurulamayan teşebbüslerin devletçe ele alınması.

Kongrede alınan kararlar uyarınca Genç Cumhuriyet için sanayileşmeye dayalı, ithal ikameci bir kalkınma rotası belirlenmişti. Sanayiciler, çiftçiler, tüccarlar ve işçiler tarafından belirlenen eksikler tek tek giderilecek, memleketin dört bir yanı demir ağlarla örülecek, büyük sanayi kuruluşları tesis edilecek, piyasayı finansman ile beslemek üzere bankalar kurulacak, zirai verimin artışı için çabalanacaktı. 

Sanayi ile kalkınma adımları

Genç Türkiye Cumhuriyeti etkin bir gümrük politikası ve ithal ikameci bir çizgiyle sanayileşerek kalkınmak istiyordu. Ancak Lozan Anlaşması’nın bazı şartları uyarınca gümrük oranları 1929 yılına kadar Osmanlı Devleti’nin belirlediği seviyede tutulmak zorundaydı. Bu nedenle 1923-29 döneminde, hedeflendiği gibi etkin bir gümrük politikası uygulanamadı. Buna rağmen özel sektörün öncülüğünde nispeten başarılı bir sanayileşme sağlandı. 1927 yılında ilan edilen Teşvik-i Sanayi Kanunu ile sanayiciye tanınan avantajlar özel sektörü hareketlendirdi. Bu dönemde özel sektör tarafından kurulan Şakir Zümre Cephane Fabrikası, Ankara Havagazı Fabrikası, İstanbul Otomotiv Montaj Fabrikası ile kamu desteği ile kurulan Alpullu, Uşak Şeker Fabrikaları ve TOMTAŞ Uçak Fabrikası sanayileşme örnekleri olarak verilebilir.  Bu dönemde milli gelir ortalama %10,3, sanayi ise ortalama %8,5 büyüdü. Sanayinin GSYH içindeki payı ise yaklaşık %12,2 düzeyindeydi.

1929 yılında patlak veren Dünya Ekonomik Buhranı, pek çok ülke gibi Türkiye için de oyunu değiştirdi. Buhranın deflasyonist etkileri Türk halkını hızlı bir şekilde sefalete sürükleyince, hükümet anlaşma şartının süresinin de dolmasıyla gümrük bariyerini çekti ve iç pazardaki ihtiyaçları karşılayabilmek adına devlet yatırımlarına yöneldi. Bu dönemde Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ve Mevduatı Koruma Kanunu gibi kanunlarla Türk lirası ani fiyat hareketlerine karşı korunurken, reel sektörde sürdürülebilir kalkınma için sanayi planları hazırlandı.

1934 yılında ilan edilen Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, henüz yeni gelişmekte olan Türk sanayisi için bir bakıma dönüm noktası oldu. Planda, devletin toplamda 43 milyon 453 bin liralık (bugünün parasıyla yaklaşık 410 milyon sterlin) sınai yatırım yapması planlanıyordu. İlk aşamada yatırımların 21,9 milyon liralık kısmının dokuma sanayisine, 11,8 milyar liralık kısmının demir-çelik ve maden sanayisine, 5,4 milyar liralık kısmının kağıt ve selülöz sanayisine, 1,8 milyar liralık kısmının seramik sanayisine, 2,4 milyar liralık kısmının ise kimya sanayisine yapılması düşünülmüştü. Kalan yatırımlar ise sünger ve gülyağı sanayisine yapılacaktı. Yatırımların yaklaşık %95’i Sümerbank tarafından yapılacak, %5’ini ise İş Bankası üstlenecekti. Sonradan yapılan bir düzenlemeyle 43,4 milyon liralık bütçe 100 milyon liraya (bugün yaklaşık 945 milyon sterlin) çıkarıldı. 

Plan, hem kamu kesiminin arkasında durması, hem de gelen birtakım dış desteklerin yardımı sayesinde başarıyla uygulandı. Programın ilk iki yılı içinde 10’un üzerinde büyük sanayi tesisinin temelleri atıldı ve bu tesisler 2-3 yıl içinde faaliyete geçti. 1938 yılına gelindiğinde yalnızca kamu tarafından dokuma sanayisinde altı, demir-çelik ve maden sanayisinde dört, kağıt ve selülöz sanayisinde dört, seramik ve kimya sanayisinde iki ve sünger/gülyağı sanayilerinde birer fabrika kurulmuştu. Fabrikaların 14’ü Sümerbank’ın yatırımıyla, 4’ü de İş Bankası’nın yatırımıyla faaliyete geçirildi. Yatırımlara yer yer Ziraat Bankası ve Etibank da iştirak etti. Birinci programın uygulanması sırasında ikinci programın hazırlıklarına başlanmış olsa da bu program, İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi nedeniyle uygulanamadı.  

“Devletçilik Dönemi” olarak da tanımlanabilecek 1933-1939 yılları arasında millî gelir ortalama %9,1, sanayi sektörü ise ortalama %10,2 büyüdü. Bu dönemde sanayinin millî gelir içindeki payı Cumhuriyetin ilk yıllarına kıyasla 5,5 puan artışla %16,9’a yükselirken, yatırımların payı ise 1,6 puan artışla %10,7’ye çıktı. 1932 yılında 79 bin beygir gücü düzeyinde olan toplam sanayi çevrim gücü ise üç kattan fazla artarak 309 bin beygir gücü düzeyine yükseldi.

'Şimendifer Siyaseti' ve demiryolları

Cumhuriyetin ilanının ardından devlet, ekonomik etkinliği artırmak ve yurt içi bağlantıları eksiksiz sağlamak adına demiryolu inşaatına çok büyük önem verdi. Hükümetin ilan ettiği “Şimendifer Siyaseti” için demiryolu yatırımlarına devlet bütçesinden görülmemiş büyüklükte bir pay ayrılmıştı. Öyle ki bu pay, daha sonradan “devletin giriştiği en büyük inşaat projesi” olarak da ifade edilen Güneydoğu Anadolu Projesi’ne ayrılan paydan oransal olarak daha büyüktü.

Devletin maksimum önem atfettiği Şimendifer Siyaseti sayesinde, Osmanlı Devleti döneminde çoğunlukla Avrupalılar tarafından inşa edilen 4 bin 136 kilometrelik demiryolunun üzerine 14 yılda yaklaşık 3 bin kilometrelik demiryolu daha eklendi. Bu her yıl ortalama 200 kilometreden fazla demiryolu yapımı anlamına geliyordu. 

Şimendifer Siyaseti doğrultusunda demiryolu inşaatına 14 yıl içinde 341,6 milyon lira harcanmış; böylece Kayseri, Sivas, Malatya, Niğde, Elazığ, Diyarbakır ve Erzurum mevcut demiryolu ağına bağlanmıştı. Bu dönemde yabancıların elinde faaliyet gösteren bazı demiryolu hatları da satın alınarak devletleştirildi. Ankara-Ulukışla ve Mersin-Adana demiryolları bu hatlara örnek olarak gösterilebilir.

Millî bankaların kuruluşu

Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye, uzun süredir “millî” bir kalkınma bankasının yokluğunu çekiyordu. 1917 yılında yerli sanayiciye kredi kullandırmak üzere kurulan İtibar-ı Milli Bankası savaş yenilgisi nedeniyle bekleneni verememişti. Faaliyetlerini sürdüren Osmanlı Bankası millî bir banka olarak görülmemekle birlikte istenilen finansmanı da sağlayamıyor, yurdun pek çok köşesinde faaliyet gösteren yerel bankalar ise yer yer başarılı olsalar da topyekûn bir ekonomik kalkınma için fazlasıyla cılız kalıyorlardı.

Atatürk döneminde ekonomi yönetimi, iktisadi kalkınmaya destek olabilecek bankalar kurulması meselesine özel önem atfetti. Bu dönemde faaliyet gösteren irili ufaklı pek çok yerel bankanın yanına, devlet teşebbüsüyle ya da desteğiyle pek çok büyük banka eklendi. Bunların bazıları şu şekilde sıralanabilir:

  • Türkiye İş Bankası, 1924 yılında Celal Bayar’ın tavsiyesi ve Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle müteşebbisleri desteklemek ve özel sanayi kuruluşlarına kredi sağlamak amacıyla kuruldu. Bankanın 1 milyon TL’lik nominal sermayesinin 250 bin TL’lik kısmı bizzat Atatürk tarafından karşılandı. Bankanın kuruluşunda Fransa’daki Banques d’Affaire (iş bankaları) örnek alınmıştı.

  • Sonradan Sümerbank’a dönüşecek olan Sanayi ve Maadin Bankası, 1925 yılında yeni filizlenen özel sermayeli sanayi ve madencilik şirketlerine kredi sağlamak, ayrıca devletin sınai yatırımlarını yönetmek amacıyla 6 milyon 147 bin lira sermayeyle kuruldu. Banka 1932 yılında ek sorumluluklar yüklenerek Sanayi Kredi Bankası’na dönüştürüldü. 1933 yılında ise bir değişiklik daha yaşayarak Sümerbank ismini aldı. Sümerbank tarafından yapılan yatırımlar sayesinde Türkiye, ithal pamuk bağımlılığından kurtularak ham pamuk  ve kumaş ihracatçısı haline geldi. 

  • Ülkenin imarı ve inşaat sektörüne kredi kullandırması amacıyla 20 milyon TL nominal sermayeyle kurulan Emlak ve Eytam Bankası 1927 yılında faaliyete geçti.

  • Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 1715 sayılı TCMB Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından 1931 yılında faaliyete geçti. Kuruluş Kanunu’nda temel amacı “ülkenin ekonomik kalkınmasını desteklemek” olarak ifade edilen TCMB, banknot basımını yürütmek, para piyasasını düzenlemek, temel politika aracı olarak reeskont faizini belirlemek ve hazine işlemlerini yürütmek gibi görevlerle yetkilendirilmişti. 

  • Atatürk’ün küçük esnaf ve sanatkârların ucuz ve kolay kredi ihtiyacına işaret etmesi üzerine 1933 yılında Halk Bankası ve Halk Sandıkları kuruldu. 1938 yılında 3 milyon TL nominal sermaye ile faaliyete geçen bankanın ödenmiş sermayesinin 1 milyon TL’lik kısmını Hazine bizzat karşılamıştı.

  • Sonradan ismi “İller Bankası” olarak belirlenecek Belediyeler Bankası 1933 yılında Atatürk’ün isteği üzerine kuruldu. Bankanın temel amacı şehirlerin kalkındırılması, belediyelere imar, bayındırlık ve kamu hizmetleri gibi alanlarda finansman sağlanması olarak belirlenmişti. 

  • Etibank, Birinci Sanayi Planı’nda öngörülen madencilik ve enerji yatırımlarını desteklemek amacıyla 1935 yılında kuruldu. Nominal sermayesi 20 milyon TL olan bankanın ilk aşamada yalnızca kamu yatırımlarını finanse etmesi öngörülmüştü. 

  • Denizbank, Denizyolları ve Liman İşletme İdarelerinin yönetimini sağlamak adına 27 Aralık 1937 tarihinde 50 milyon lira itibarî sermaye ile kuruldu. 

Tarımda verimlilik artışı

Atatürk döneminde tarım politikası, çiftçinin yükünü azaltma ve verimlilik artışı üzerine kurulmuştu. Çiftçinin ürününün bir kısmına el konulması yoluyla toplanan aşar vergisinin kaldırılması ve 1929 yılında uygulanan topraklandırma siyaseti zor durumda olan ve geçimlik tarım yapan çiftçiyi bir nebze olsun rahatlatmıştı.  

Çiftçiye finansman kısmında da yardımcı olunmuş, Ziraat Bankası’nın açtığı toplam kredi miktarı 6 yıl içinde iki katına çıkararak 35,7 milyon liraya yükseltilmişti. Ancak şunu da belirtmek gerekir; bu dönemde Ziraat Bankası tarafından açılan kredilerin 3,6 milyon liralık kısmı traktör ve makineler için açılmış olsa da tarımda makineleşme konusunda beklenen gelişmeler sağlanamadı.

Bu dönemde Ziraat Vekaleti’ne bağlı olarak kurulan Yüksek Ziraat Enstitüsü yoluyla tarımda verimlilik artışı için çabalanırken, hayvancılık tarafında özellikle kurulan tesislerle koyunculuk, tiftik keçisi, sığırcılık ve at yetiştirme üzerine odaklanıldı. 

Dönemin resmî istatistiklerine göre 1930’larda tarımsal üretim %50-70 arasında artış gösterdi. Yine aynı verilere göre Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarında net buğday ithalatçısıyken, 1930’larda net buğday ihracatçısı haline geldi. İlhan Tekeli ve Selim İlkin’in çalışmalarına göre ise bu dönemde hektar başına tütün üretimi % 13, buğday üretimi %49, arpa üretimi ise %79 arttı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emircan Yaman

Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR