Dolaylı iletişime mahkum değiliz

Sağlıklı iletişim biçimlerine her şeyden önce ruhsal sağlığımız için ihtiyacımız var.
Dolaylı iletişime mahkum değiliz

7 Kasım - Amazon - Quando
Amazon Türkiye ile birlikte

Gülümsemesi bol bir kasım ayı: Amazon Türkiye

Gülümseten Kasım Kampanyası Amazon'da Amazon Türkiye ’nin her yıl kasım ayında gerçekleştirdiği Gülümseten Kasım Kampanyası , bu yıl da Amazon.com.tr müşterilerinin yüzünü güldürmeye devam ediyor. Nedir? 1 Kasım’da başlayan ve 30 Kasım’a…

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Günümüzde dolaysız iletişim kurma imkânlarımız giderek azalıyor. Duygularımızı doğrudan ifade etmek yerine dolaylı yollardan anlaşılmayı bekliyoruz. Duygusal ilişkilerimizde ikincil yolları kullanmayı tercih ediyoruz, net ifadelerden de kaçınıyoruz. Bir noktadan sonra, kendimizi iletişim kurmak yerine karşımızdakileri idare ettiğimiz bir sarmalın içinde buluyoruz. 

Belirsizlik ve güvencesizlik
Doğrudan iletişim biçimleri yerine geçen idare etme hâli, yani dolaylı ifade biçimleri kültürel olarak belirsizliğin hâkim olduğu dünyaya katkıda bulunuyor. Hemen her düzeyde yaşadığımız güvencesizliğin yakın ilişki biçimlerine de sızmasına neden olabiliyor. Çünkü bu iletişim biçiminde söylenmeyen şeylerin söylenenlerden daha değerli olduğu bir düzlem ortaya çıkıyor. Hakiki bağlar kurmak yerine kısa süreli ve tüketim kültürünün uzantısı olan ilişki biçimlerine hapsoluyoruz. 

Uzun vadeli iletişim
Uzun vadeli iletişim biçimlerinden yoksun olmak, sosyolog Richard Sennett'in bahsettiği “karakter aşınmasına” yol açabiliyor. İlişkilerimiz, uzun erimli bir inşa sürecinden geçmek yerine bir tür alışveriş pratiğinin sığ sularında kaybolup gidebiliyor. 

Zygmunt Bauman yeni ilişki biçimlerini incelediği Akışkan Aşk (Versus Kitap, 2016) kitabında, dolaylı ve sahici iletişimler yerine idare etme kültürünün hâkim olduğunu ve mesajların kendisinden ziyade yalnızca gidip gelmesinin önemli hâle geldiğini anlatıyor. Bauman’a göre iletişimi sürdürmek zorunda hissediyoruz ama bir taraftan dolaysız iletişim kurma biçimlerinden mahrumuz. Her ne kadar sürekli iletişim hâlinde olsak bile çağımızın insanı derin bir yalnızlık duygusuyla karşı karşıya. 

Hızlı kararlar
Bu ilişkilenme biçiminin bir başka sonucu da potansiyel iletişim fırsatlarını kısa süreli değerlendirmelere sıkıştırmak. David Harvey Postmodernliğin Durumu’nda (Metis Yayıncılık, 2014) bir imaj danışmanının “insanlar sizin hakkınızdaki kararlarını saniyenin onda biri kadar kısa bir sürede veriyorlar” sözlerini aktarıyor. 

Doğrudan iletişim biçimlerinin zorluğu ve baş döndürücü bir enformasyon akışının etrafımızı kuşatması, bizi potansiyel karşılaşmalardan mahrum bırakıyor. Kısacası, bir tür imaj rejiminin ortasında olduğumuz söylenebilir. Tarihte hiç olmadığımız kadar yeni mesajlara maruz kalsak da sahici iletişim olasılıkları giderek azalıyor. 

“Her nedense bugünkü sosyal varlığımızda hislerimizi ancak tuhaf ve dolaylı biçimde ifade edebiliyoruz. Eğer doğrudan gösterirsen herkes çıldırıyor.” –My Dinner With Andre (Louis Malle, 1981)

Kültürel aleksitimi
Doğrudan iletişim kuramamanın getirdiği bazı psikolojik çıktılar da bulunuyor. Kavramsal olarak literatüre girmiş çıktılardan biri de “aleksitimi”, yani “duygu körlüğü”. Bu kavram, araştırmacılar tarafından duyguları deneyimleme, tanımlama ve ifade etme güçlüğü olarak tanımlanıyor. 

Aleksitimi, Harvard Tıp Fakültesi’nde psikiyatri profesörü olan Peter Sifneos, tarafından 1970’lerin başında tanımlandı. Kelime Yunanca’dan “a” (eksiklik), “lexis” (kelime) ve “tymos” (duygu) kombinasyonundan türetildi.  

Aleksitimi, klinik bir tanı veya ruhsal bir bozukluk olarak değerlendirilmiyor. Ancak bazı ruh sağlığı problemleriyle birlikte ortaya çıkabiliyor. Aleksitimiye sahip kişiler, iç gözlem, zihinsel ve duygusal süreçleri gözlemlemede sorun yaşıyorlar, duygularını başkalarına iletmekte zorlanıyorlar. 

Ayrıca başkalarının duygularını anlamada da çeşitli sorunlara yol açan bu psikolojik durum, bizi hem kendimiz hem de başkalarına ilişkin bir çeşit sessizliğe mahkum edebiliyor. Bir başka deyişle, bu psikolojik durumun dolaylı iletişim çağında kültürel bir davranış örüntüsü hâline geldiğini söylemek mümkün. 

Sağlıklı iletişimin önkoşulu
Elbette hayatımızın her anında duygularımızı doğrudan paylaşmak ya da sürekli net olmamız gerekmiyor. Kaba saba bir dobralığı benimsemek de pek doğru değil. Ancak sağlıklı iletişim biçimlerine her şeyden önce ruhsal sağlığımız için ihtiyacımız var. Başkalarından duyduklarımızla doğrudan bağlantı kurmak yerine tükenmez monologların içine düşmek, kendimize ve başkalarına dair farkındalığımızı olumsuz etkileyebilir. 

“Cool olmak” gibi kültürel bir fenomenin neredeyse dayatıldığı bir çağda duygularımızı ifade etmenin güçsüzlükle ilişkili olmadığını fark etmemiz gerekiyor. Bunun bir zayıflık belirtisi değil, aksine sağlıklı iletişim için bir önkoşul olabileceğini hesaba katmalıyız. Uzun süreli duygusal bağlar kurmak için sahici iletişim biçimlerine ihtiyacımız var.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

Dolaylı iletişime mahkum değiliz

Hakiki bağlara ihtiyacımız var.

08 Kas 2022

Amazon Türkiye ile birlikte
Fotoğraf: Miguel Amutio.

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine
AngstAngst
∙

HİKAYE

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

Cem Arıdağ

·

14 Eki 2026

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.

13 Eki 2026

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'
AngstAngst
∙

HİKAYE

Türkler ve Anadolu: Geçmişte kendimizi ararken

Türk tarihinin büyüklüğünün anlaşılması için Göbeklitepe’nin Türk olmasına ihtiyaç yok. Anadolu’nun bizim için taşıdığı değerin de Hititlerin, Troyalıların ya da beş bin yıl önce Beşiktaş’ta yaşayan insanların Türk çıkmasına ihtiyacı yok. Belki gerçek tarih bilinci, geçmişin her köşesinde kendimizi aramak yerine, bizden farklı olan bir geçmişi de kendi mirasımızın parçası olarak koruyabilecek özgüvene sahip olmaktır.

Şerif Yenen

·

12 Eki 2026

Türkler ve Anadolu: Geçmişte kendimizi ararken