Kuzguncuk içeriye saklanmış, sığınak gibi.


Önce burunda, sonra damakta: bütünsel bir deneyim olarak nitelikli kahve Geçtiğimiz hafta Aposto ekibi olarak Kronotrop ’un kahve kaynağı The Whirl Roastery ’nin davetiyle katıldığımız kahve tadımında yeşil kahveyle yeniden ve daha yakinen tanıştık. The Whirl ’in Maslak Atatürk Oto Sanayi içinde yer alan kavurma tesisi, ar-ge ve eğitim barıyla bir deneyim merkezi sunarken belirlediği inovatif yaklaşım hakkında oldukça meraklıydık. Farklı coğrafyalardan, farklı rakımlardan ve farklı üreticilerden bizzat yerinde tedarik ettikleri kahve çekirdekleri, fabrikada yer alan kahve çeşitleri, tedarik ağları, B2B iş modeliyle kahve endüstrisine sağladıkları nitelikli ve kaliteli kahve imkânı hakkında The Whirl ekibiyle sohbet ettik. Kahve uzmanı Özgün, iklim kriziyle birlikte kahvenin üretim miktarı ve kalitesinde yaşanan düşüşlere de değinirken nitelikli kahve üreticilerinin doğaya ve çevreye saygılı üretim yapma biçimlerinin arkasındaki felsefi yaklaşımı anlattı. Müdavimlere ve baristalara tecrübelerin aktarıldığı; dört aşamadan oluşan kahve tadım deneyiminin birinci adımında, dokuz farklı kahveyi henüz kuruyken koklayarak kahvelerin benzediği meyve ve baharatlar üzerine tahminlerde bulunduk. Ardından, The Whirl ekibi tarafından demlenen kahvelerin kokularını kuru versiyonlarıyla karşılaştırdık. Demlenmiş kahveleri tattıktan sonra burunda cevizi anımsatan bir çekirdeğin damakta kiraza yakınsamasını ekipçe tartıştık. Kahvenin soğumasıyla, kahvenin asiditesini ve kahvenin kavrulma miktarını ortaya çıkaran tadımın son aşaması sayesinde yüksek kaliteli kahvenin yaşatabileceği deneyimleri keşfettik. Kahveyi anlamak için bize farklı kapılar açan The Whirl ekibine bir kez daha teşekkür ederiz.
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Taşınınca daha da çok sevdim, kış vakti kimsesizliğini anladım, el ayak çekilip de karanlığa bürününce büyüsünü de yaşadım.
Buraya taşınma nedenim Kuzguncuk'un korunaklı bir yer olduğunu düşünmemdi. Ne olursa olsun, mahalleye kimse dokunamaz ve ulaşamaz gibi. Üsküdar'dan Kanlıca'ya kadar bütün mahalleler göz önünde, bir Kuzguncuk içeriye saklanmış, sığınak sanki. Bu yüzden diğerlerine göre daha az değişime uğramış yıllar içinde. Her şeyi olan bir mahalle burası. Kültürü, tarihi, denizi, geçmişi, kuytu köşesi, sahafı, manavı, kırtasiyesi, yerlisi, yersizi, delisi. Taşınınca daha da çok sevdim, kış vakti kimsesizliğini anladım, el ayak çekilip de karanlığa bürününce büyüsünü de yaşadım. Hepsinin denize çıktığını bildiğin sokaklarda yürümek özgür hissettiriyor insana. Vapura yakın olmak, karşı yakayı her an dokunabilecekmiş gibi görebilmek ama asla o kaosun içinde kalmamak, başka bir İstanbul hissi veriyor. Belki "gerçek" İstanbul bu.

Denize doğru bir yürüyüş manzarası
Ben o ilk evimden -kısa bir süre sonra- deprem dolayısıyla çıkmak zorunda kaldım. Yakın bir mahalleye taşındım ama yine de taşındığımdan beri geri dönmenin hayalini kuruyorum. Her şeyi özlüyorum. Sahile inip nefes almayı, sabah kahvesini Çınaraltı'nda içmeyi, manava, pazara, Kuzguncuk Sahaf'a uğramayı, Pulat Çiftliği'nin eriştelerinden yemeyi, lavanta kokularıyla bostanın yanından geçip gitmeyi, akşam ıssızlığında korkmadan eve yürümeyi, Lâl Mekan'da Metin Abi'yle sohbet etmeyi, Mülkiyeliler'de akşamüstü rakısını, ara sokaklara dalmayı, kaybolmayı, uzun uzun merdivenlerinde nefes nefese kalmayı.
Ama daha geçmişe gidersek, oraya dair özlemini duyduğum daha önemli şeyler de var. Agos'ta bir yazı okumuştum 2-3 sene önce, Emircan Kürküt'ün araştırması şöyle diyor: "19. yüzyıl sonlarında Kuzguncuk’ta 3 bin 600 Musevi, 2 bin 709 Ermeni, bin 85 Rum ve 230 Müslüman yaşıyormuş. 1914 yılı Şirket-i Hayriye istatistiklerine göre Kuzguncuk’ta bin 600 Ermeni, 400 Musevi, 250 Rum ve 70 Müslüman aile varmış. Günümüzde ise azınlık toplumların oranı yüzde birin altında."

Ayça, Kuzguncuk'ta, kitaplarıyla
Bu mahalle geçmişten bugüne herkesin hoşgörü ve barış içinde yaşadığı bir "köy" olmuş. Öyle ki Kuzguncuk'un en önemli simgelerinden biri olan bostanın tarihi 600 yıl öncesine kadar gidiyor. Devlet bir gayrimüslimden alıyor bostanı, yani el koyuyor. Fakat oraya bir okul/hastane vs. inşa edilmesine bütün mahalleli karşı çıkıyor. Kuzguncukluların ekolojik mücadelesidir o bostan. Ve çok kıymetli elbette hâlâ. Bana çok büyüleyici geliyor mahallenin ortasındaki o koca arazi... O bostanı da çok özlüyorum.
Ama son zamanlarda biraz korunmasız kaldığını düşünüyorum mahallenin. Her zaman çok kalabalık ve turist alan bir yerdi ama son iki yıldır "yıpratıcı" hâle geldi. Mahalleli elinden geleni yapıyor çünkü "mücadele", tarihten bu yana Kuzguncukluların kanında var. Ama bu yetmez. Yalnızca orada yaşayanların mücadelesi yetmez.

Demek topunu arıyorsun. Bekle hemen getiriyoruz, mahallede bir tur oynarız, söz.
Kuzguncuk’ta bir söylem vardır: “Ermeni evinde yemekten sonra, Yunanlı bir kadınla Musevi evinde tanışabilirsin”
Şair Can Yücel Kuzguncuk rıhtımında bornozu ve terlikleriyle yürüdü. İsmet Baba’da bir domuz sıkısı sipariş etti, Karadeniz’in kasabalarından gelen tütünle sardığı sigaradan aldığı nefes arasında birkaç satır yazdı. Bir zamanlar İstanbul'un çok kültürlü, çok renkli kültürünün mümessili olan mahalledeydi.
Teknelerin limana sığınmasını takiben, pek yakında kızı Türkiye Musevi Müzesi’nin başına gelecek olan kişiyle sohbete daldı. Perdeye Hollywood filmleri yansıtıp, kasabalarına ve Boğaz’a kadeh kaldırdılar. Doğu Avrupa’dan gelen Aşkenaz Yahudileri, Sefarad kardeşlerini Jerusalem Yolu'nda, burada yakaladı, pek çoğu tepedeki mezarlıkta huzur içinde yatıyor şimdi.

Bet Yaakov Sinagogu
Buket Uzuner Kumral Ada, Mavi Tuna kitabını burada romanlaştırdı, Cengiz Bektaş şimdi günlük, turistik gezilerin odak noktası olan mahallenin, dinlerin kardeşliğiyle doğan geçmişi ortaya çıkarmak için buradaki binaları restore etti. Burası üç dinden, pek çok mezhepten insanların sinagog, cami ve kiliselerde ibadet ettiği, Ermeni ve Yunan kiliselerinin aynı avluyu paylaştığı bir mesken. Kuzguncuk’ta bir söylem vardır: “Ermeni yemeğinden sonra, Yunanlı bir kadınla Musevi evinde tanışabilirsin.”
Kadın ve erkeklerin birlikte oynadığı "Kuzguncuk Bostan Celtics" isimli bir futbol takımı kurup Karşı Lig’e katıldık.
2013’te eşim Tania ile Paris’ten İstanbul’a taşındık. Onun şehre ve ülkeye alışması için Kuzguncuk’un ideal olduğunu düşündüm, o zamandan beri Kuzguncuk’tayız. 9 yıl içinde binalar ve sokak isimleri hariç hemen hemen her şey değişti. Çok ziyaretçi almaya başlamasıyla mahalle yaşamı haftaiçi ve haftasonu olarak ikiye bölündü. Ardından mahalledeki farklı insan tiplerinin yerini birbirine fazlasıyla benzeyen ve tüketim odaklı bir topluluk almaya başladı. Son 3 yılda açılan kafe ve restoran sayısı bu dönüşümün sonucu olarak görülebilir. Ama ve iyi ki mahalleye özen gösteren, ona karşı sorumlu hisseden bir topluluk hâlâ mevcut.

Kuzguncuk Bostan Celtics mahallenin tozunu atarken
Kuzguncuk Bostan’ın çok zengin bir tarihi var. Tania ve ben Gezi’den sonraki bostan buluşmalarıyla bu yerin kolektif bilinçteki etkisini deneyimledik. Gezi’deki çevre bilinci çok hızlı bir şekilde bostanın mahalleliler tarafından temizlenmesi, yeşillenmesi ve bir bostan olarak korunması olarak kendini gösterdi. O zamanlar evin dışında geçirdiğimiz zamanın çok büyük bir kısmı bostandaydı. Böylece bostan fiziksel bir yer olmaktan öteye geçerek mahalleli için kolektif bir amaç haline geldi. Hatta kadın ve erkeklerin birlikte oynadığı Kuzguncuk Bostan Celtics isimli bir futbol takımı kurup Karşı Lig’e katıldık.
Kuzguncuk çok önemli yazarlara, mimarlara ve sanatçılara ev sahipliği yapmış ve yapmaya devam eden bir mahalle. Bu nedenle Kuzguncuk’ta algılamayı ve düşünmeyi iyileştiren, verimliliği arttıran bir atmosfer mevcut. Böyle bir havayı genellikle bir müzeye gittiğimizde hissederiz. Kuzguncuk’ta sık sık şu sözü işitirsiniz: “ben ….. yıllık Kuzguncukluyum”. Dolayısıyla mahallede geçirilen zaman çok değerlidir ve insan ilişkilerinde yenilerin eskilerle kurduğu iletişimin önemli bir rolü vardır. Bu muhafazakârlıktan ziyade mahallenin tarihine önem vermesiyle ilgili bir durum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Mahalleye özen gösteren, ona karşı sorumlu hisseden bir topluluk."Mücadele", tarihten bu yana Kuzguncukluların kanında var.
28 Ağu 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyrut'ta barlar bazı bölgelerde, özellikle şehrin kuzeyinde yaşayan Hıristiyan mahallelerinde yoğunlaşıyor. Onun dışında şehrin her tarafına saçılmış ufak tefek barlar var. Bunların bazıları İtalya’daki tabacheria'lara benzeyen; kahve, sigara ve alkollü içkiler satan ufak büfelerken maalesef günümüzde kapalı olsa da 2016 ve 2018 yıllarında dünyanın en iyi 50 barı arasında seçilen Central Station Bar gibi yerlere de ev sahipliği yapıyor.

Portekiz'deki Buçaco Ulusal Ormanı, Uluslararası Şifa Ormanları Sertifikasyon Ofisi tarafından dünyanın dördüncü şifa ormanı seçildi. 6. yüzyılda keşişlerin bölgeye yerleşmesinden beri korunan Buçaco egzotik biyoçeşitliliği, terapötik unsurları ve etrafını saran tarihî surlar sayesinde koruduğu dinginliğiyle öne çıkıyor. Peki dünyadaki diğer üç şifa ormanı nerelerde ve bir doğal alanın şifa ormanı ilan edilmesi için hangi özelliklere sahip olması gerekiyor?

Müze biletinden akşam içilecek biraya, bavula konacak kıyafetten gün içinde kullanılacak tuvalete kadar seyahatin neredeyse her anını önceden planlamak mümkün. Popüler destinasyonların rezervasyon zorunlulukları ve seyahat uygulamaları spontane tatili giderek zorlaştırırken, genç gezginlerin %70’inden fazlası etkinliklerini ulaşım ve konaklamayla aynı anda ya da daha önce ayarlıyor. Park yerinden temiz tuvaletlere, bira bahçelerinden yürüyüş rotalarına rehber niteliğindeki seyahat uygulamalarını inceledik.

Yaz tatilleri yalnızca deniz, kum ve gün batımından ibaret değil. Kıvrımlı yolları, tepelerin ardında açılan panoramik manzaraları, tarihî yapıları, doğa koruma alanları ve sahil rotalarıyla Avrupa’nın bazı adaları, direksiyon başında yavaşlamayı sevenler için eşsiz bir keşif deneyimi sunuyor. Farklı beklentilere göre roadtrip yapmaya en uygun Avrupa adaları…

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın parçası olmak istemeyen entelektüellerin yuvası hâline gelen Zürih'te Fransız likörlerinden "boivre et vivre" mottosuyla yapılan kokteyllere, uluslararası biralardan absinthe'lere uzanan bir tura çıkıyoruz.



