

Keşfedilecek içerikler, keşfedilecek yetenekler: Accessland ANGST, yayın hayatına başladığından bu yana sorular sormayı çok seviyor. Yeni ufukların sorular sorarak, yanıtlar arayarak keşfedileceğine inanıyor. Sınırları aşmanın, giderek genişlemenin yolunun soru sormaktan geçtiğini biliyor. Keşfetmeyi, kurcalamayı seviyor. ANGST, benzer hisleri paylaşan okurları için bugün sordukları sorulara yanıtlar arayabilecekleri, deneyimli içerik üreticilerin tasarlanmış içerikleriyle yeni ufuklar kazanabilecekleri bir öneriyle geliyor: Dijital İçerik Pazar Yeri “ Accessland.live ”. Nedir? Accessland, zengin içerik kütüphanesi ve platformda bulunan sayısız mesleki hizmetlerle kullanıcıların kendilerini geliştirebilecekleri, her konuya bilgiye uzmanlarından ulaşabildikleri renkli bir dünya sunuyor. Herhangi bir konuda yeni bilgiler edinmek ya da başkalarının deneyimlerinden faydalanmak isteyenleri içerik üreticileriyle ve şirketlerle canlı ve kayıtlı yayınlarda bir araya getiren bir Dijital İçerik Pazar Yeri olan Accessland’de pek çok konuda nitelikli içeriklere erişmek mümkün oluyor. Neler var? Accessland kullanıcıları astrolojiden medyaya, sağlıklı beslenmeden spora, farkındalıktan yogaya, iş dünyasından öz bakıma pek çok konuda ücretli ya da ücretsiz içeriğe erişebiliyor. Yeni bir hobi edinmek, bir konuda derinlemesine bilgi sahibi olmak, kişisel ve mesleki gelişimi sağlamak; Accessland'in çok sayıda farklı alandan bir araya getirdiği uzman isimlerle mümkün oluyor. Accessland, ANGST okurlarına aşağıdaki içerikleri öneriyor: Özgür Uysal'la Yunan Mitolojisi: Tanrıların Aşkları ve Hataları - Bölüm 2: Seçimler Cezalar (ÜCRETSİZ) Müslüm Karakuş'la Karakalem Resim Kursu (Birebir) Aydın Akımsar'la "Yaşam Amacınızı Nasıl Bulursunuz?"
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
ANGST İnsanları'nda iklim krizi, azınlık hakları, kimlik politikaları, döngüsel ekonomi ve aktivist kültürlerle ilgilenen, bunları kendi meselesi hâline getirenleri yakından tanıyoruz. Üçüncü konuğumuz cruelty-free tercihleriyle bilinen Duygu, namıdiğer Etik Seçimler.
Röportaj: Alara Demirel
Hayvan hakları gündelik pratiklerine nasıl yansıyor? Kendini bu hareketin neresinde konumlandırıyorsun?
Kararlarımızın ve seçimlerimizin yani gündelik hayatın kendisinin politik olduğuna inanıyorum. Ben de prensiplerimden şaşmadan yaşamak için çabalıyorum. Hayvanları ve doğayı insan yararına kullanan sistemde gündelik pratikler elbette zorlaşabiliyor — kendi yolculuğumdan aldığım dersleri herkesle paylaşmaya çalışıyorum ki onların da hayatı kolaylaşsın, ilham olsun.
Farkındalığa sahip birçok kişi gibi kendimi hareketin tam içinde konumlandırıyorum. Söz konusu hayvan hakları ve veganizm olunca istesek de istemesek de gündelik yaşantımız bir aktivizm alanına evriliyor.
Türkiye'de cruelty-free seçimlerine güvendiğimiz insanları sorunca ismi söylenen ilk kişilerdensin. Bu karar hayatının hangi alanlarında seninle? Güven ilişkisini kurmak için neler yaptın
Moda ve kozmetik, gıdadan sonra hayvanların en sömürüldüğü sektörler. Bunlarla ilgili bir vegan olarak hayata küsmek yerine hep çıkış yolları aradım. Araştırmalarımı, bulduğum veya bulamadığım "etik" alternatifleri, çözümleri ya da problemleri herkesle paylaşmaya çalıştım.
Bunları başkalarını memnun etmek, veganlığın ne kadar kolay olduğunu kanıtlamak ya da etkileşim için yapmadım. Az önce değindiğim gibi yaşamın her alanının politik olduğunu ve bu durumun kişiyi az çok sorumluluk sahibi yaptığını düşünüyorum. Bunu hem kendim hem hayvanlar için istiyorum ve insanların hayatını kolaylaştırma umuduyla üstleniyorum. İster 1 kişiyle paylaşayım, ister 10 bin kişiyle.

Duygu'nun 2020 Cadılar Bayramı için yaptığı sömürüsüz makyajı
Cruelty-free seçimlerinin yaygınlaşması konusunda bir önerin var mı? Sence neler yapabiliriz?
Aradığımız hakkaniyetin sistemsel olarak da sağlanmasının önemine inanıyorum öncelikle. Bireysel olarak gücümüz sınırlı olabilir ama azımsanmayacak kadar da büyük. Gerekli yasaların çıkması için mücadele etmek hayvanlar için atılacak en sağlam adım olabilir. Bununla birlikte hayvanların eşya ve kaynak yerine konması değiştirmemiz gereken bir algı. Sanırım bu mücadeleyi en doğru şekilde çevremizle konuşarak, tartışarak verirsek uzun vadeli bir değişim yakalayabiliriz.
Kozmetik alanını kapsayan cruelty-free seçimlere geleyim. Hayvan deneyleri yıllar geçtikçe kısıtlanıyor ve yasaklanıyor. Oysa istatistiklerde hâlâ ciddi bir azalma yok. Raflardan aldığımız ürünlerde değil belki ama bunların geliştirme aşamasında hayvanların denek olarak kullanılması süregelen bir pratik — bunları yapmayan firmalar da var. En kolay seçenek, bu cruelty-free markalara yönelmek ve firmalardan genel olarak etik politikalar talep etmek olur.
Bu süreçte markaların bizleri ve veganizmin öznesi hayvanları pazarlama stratejisi olarak görmelerine de şahit olduk. Bu markaların kucağımıza attığı birkaç cruelty-free ürün için minnettar kalmak yerine daha etik üretim anlayışla işleyen lokal ve küçük üreticileri desteklemek daha doğru olabilir.
Hepimiz şartlarımız doğrultusunda elimizden geleni yaparsak bile zihniyeti değiştirebiliriz — bu yüzden küçük büyük demeksizin her katkının ve çıkan sesin yüksekliğine ya da kısıklığına bakmaksızın önemli olduğunu düşünüyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Tür temelli haklar neler? Seçimlerin cruelty-free mi? Türkiye'de hayvanların sömürüldüğü deneylerin yaygınlığının farkında mısın?
19 Eki 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.



