Fermantasyon neydi? Fermantasyon emekti

Görülmeyen canlıların gıdaları dönüşüme uğratma sürecine bir yolculuk.
Fermantasyon neydi? Fermantasyon emekti

6 Ekim - Tazedirekt - Apéro
Tazedirekt ile birlikte

Ne yediğini önemse: Tazedirekt Geleceğimiz konusunda kendimizi çoğu zaman çaresiz hissetsek de yapabileceğimiz çok şey var. Yaşam alışkanlıklarımızı, üretim ve tüketim şekillerimizi dönüştürmek için çaba harcayabilir, değişime kendimizden başlayabiliriz. Ne yediğini önemsemenin önce kendini, sonra dünyayı önemsemek anlamına geldiğini savunan Tazedirekt ; bilinçli bir tüketici olma çağrısı yapıyor ve iklim, toprak, su ve iyi gıda konularında merak etme ve talep etme gerekliliklerini vurguluyor. Böylece, ürünlerin nerede ve nasıl yetiştirildiğini sorgulayarak tükettiğimiz gıdanın sorumluluğunu üstlenmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Nedir? Gıda ürünlerinin kim tarafından, nerede ve nasıl üretildiğine dair tüketiciyi bilinçlendirme gayesinde olan Tazedirekt; sağlıklı gıda tercihinin trend olmaktan öteye geçmesi gerektiği bu dönemde kaynağı belli gıdaları, pestisit analizli meyve ve sebzeleri yerel üreticilerden ve organik tarım yapan çiftliklerden tedarik ederek tüketiciyle buluşturmak için çalışıyor. Bu ay Tazedirekt’te: Mevsiminde tüketmek üzere ekim ayıyla birlikte Tazedirekt’te bulabileceğiniz ürünler arasında; kendine has aromatik tadıyla kırmızı fındık turp, Kocaeli Kandıra bölgesinde hasatı alınan karalahana, ağaçta yetişen yemişler arasında en yüksek antioksidan oranına sahip yemiş olan pikan cevizi ve Hatay bölgesinden gelen bol sulu limon ve mandalina gibi birçok taze gıda yer alıyor. Neden önemli? Tarım alanındaki gelişmeler sayesinde birçok sebze ve meyveyi her mevsim bulmak mümkün lakin uzmanlar hem doğamız hem de insan sağlığı için mevsimsel ve taze beslenme farkındalığına sahip olunması gerektiğine dair hemfikir. Güvenle tüketebileceğiniz gıdalarla buluşmak için Tazedirekt’i ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Fermantasyon, hayatın hayatımıza hayat katmasıdır — basit tanımı, gözle görülmeyen canlılar tarafından gıdanın dönüşüme uğraması. Kâsede duran üzüm suyunun sirkeye veya şaraba dönüşmesi gibi, minik canlılar keyif aldığımız yemek ve içecekleri oluşturarak hayatımıza hayat katıyor. 

Her hayatta kalmış kültürün ve bildiğimiz kadarıyla çoğu yok olmuş medeniyetin mutfaklarında fermante yiyecek ve içecekler bulunuyor. Hatta fermantasyonsuz bir mutfak düşünmek, epey kuvvetli bir hayal gücü gerektiriyor. "İnsan kavminin hiçbir dalının mikroorganizmaların elinden geçmeyen bir mutfağı olamaz," demek pek de yanlış olmaz. Fermantasyonsuz mutfaklar belki yalnızca uzay boşluğunun gastronomik hazinelerini keşfettiğimiz dönemde bizim için bir gerçeklik olacak.

Fermantasyon nedir?

Fermantasyon bakteri, maya veya küf mantarlarının oksijensiz ortamda şekerden başka maddeler üretmelerine verilen isim. Farklı bakteri ve mantarlar farklı malzemelerden çeşitli sonuçlar ortaya çıkarıyor. Örneğin, dünyanın dört bir yanında hoş görülen salatalık turşusu, laktobasillerin laktik asit üretmesiyle lezzetleniyor. Arkadaşları arasında koji olarak bilinen Aspergillus oryzae, sake ve misoyu bize sunan mikrop. Türlü türlü canlının karınca duasından hâllice Latince isimlerini hem okurken gözlerin sağa kayma sürati artacağından hem de yanlış yazma korkusundan buraya dâhil etmeyeceğim. İlgilenen evinde okur. 

Özetle: Bazı canlılar var aramızda, anneannem gibi eline bir gıda verince daha lezzetli yapıp geri veriyor — karşılığında da bir şey beklemiyor. Bir zamanlar kararlarını verip “Atom fiziği de profesörlük de yerin dibine batsın!” demişler ve mayalamayı, fermante etmeyi, gazlandırmayı, lezzetlendirmeyi öğrenmiş, meslek edinmişler.

Fermantasyon çok bozdu: Ağızda söylerken bile havası olan fermantasyonla yemek istediğimiz gıdaları “bozulmuş” olarak sınıflandırmamızın arkasında kimyasal olarak pek fark yok aslında. Tek fark, gıdamızı emanet alan bakteri veya mantarlarla, gıdamızı esir alan mikroorganizmaların niyetleri. Kimi küflerin lezzetli olup kimilerinin ölümcül olmasının sebebi bu ince ayrımda — kasten cinayete teşebbüs edenler de var, niyeti temiz olanlar da. Kontrollü ortamlara güven duymak lazım fakat her mikroorganizmaya da bel bağlamamak gerek. “Babam fermante olsa yerim,” demeden önce o babayı kim, neden fermante etmiş, insan bilmeli ve öğrenmeli.

Kimin haddine dilimizdeki tat reseptörlerini böylesine gıdıklamak?

Gelelim işin lezzet kısmına. Bu mayalama fabrikasında ter döken mikroorganizmaların bize sundukları neden bu kadar hoşumuza gidiyor? Birçok besinde tüm ihtişamıyla oturan kompleks (uzun, büyük, bol atomlu, moleküllü) şeker ve protein zincirleri küçük lezzet işçilerinin yardımıyla daha temel formlara indirgeniyor. Bunlar da dilimizde tatlı veya umami duyularını dürten hâlde işlerine bakıyorlar. Bu yüzden fermante gıdalara aşinalığımız, insanlığın geride bıraktığı, fermante gıdalarla bir yastıkta kocadığı asırlarla kanıtlanmış hâlde. O şarabın taneni, misonun umamisi, yoğurdun kıvamı, tarhananın ekşisi, kombucha'nın çıkardığı köpükler — anlayamazsınız…

Babam böyle fermante olmayı nereden öğrendi?: Fermantasyon tahmini olarak M.Ö. 8000’lere dayanıyor. Neredeyse misafirliğe gelenlere biraz daha kalmaları için ısrar etmek kadar eski bir müessese. Dünyanın çeşitli uçlarında fermante yiyecek ve içeceklerin kalıntıları bize insanların gastronomik geçmişindeki merkezi yerleri hakkında ipucu veriyor. Bal şarabı, bira, ekmek, şarap, peynir — bunlar dinler, diller ve teknolojiler üstü gıdalar. Kimisi insanın kafa patlatıp ortaya çıkarmasıyla oluşmuş kimi şansa. Mezopotamya’da sütün hayvan mide veya bağırsaklarından yapılma çantalarda taşınırken organ içerisindeki enzim ve dışarıdaki ısıyla beraber sütün kesilmesi ve peynirin ortaya çıkması gibi.

İnsan kavminin bin yıllar içerisinde gastronomik cephanesine eklediği fermante gıdalar saymakla bitmiyor. Sebzeler ve meyvelerden yapılma envai çeşit, sauerkraut, kimchi gibi turşular; yoğurt, peynir, kaymak, kefir, kımız ve nice kültürlere has benzer süt ürünleri; boza, bira, şarap, kombucha, sake, shochu, sirke, kvass, tepache gibi alkollü ve alkolsüz içecekler; miso, gochujang, fish sauce, garum, soya sosu gibi lezzet artırıcı malzemeler; ekşi maya, dosa gibi hamur işleri; tarhana, belacan (Malezya karides ezmesi), hákarl (İzlanda köpek balığı eti) gibi kendine has lezzetler. 

Saymakla bitmeyen yemeklerin arasından sadece birine dahi ömrünü adayabilmek mümkün. Tabii mikroorganizmalarla dostluk kurmak, bağcı, biracı, soyacı, fırıncı kıyafetlerini giymeden de yapılabilir. Çoğumuz zaten bu dostluğu kurmuş hâldeyiz. Nitekim fermantasyon her kültürde var. Çoğu insanın her gününde, hatta her öğününde var. Fermantasyon ne bir trend ne de bir öcü. Fermantasyon neydi? Fermantasyon hayatın hayatımıza hayat katmasıydı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🧫 Fermantasyon

Fermantasyon nedir? Bu ay konumuz bu. Birkaç da etkinlik, film, kitap tavsiyesiyle başlayalım.

06 Eki 2021

Tazedirekt ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Berkok Yüksel

A former child writing about food and London for Aposto.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra
apéroapéro

HİKAYE

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.

20 Haz 2026

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli