
Fransızlar anket yanıtlarında artık birayı şaraba tercih ettiklerini söylüyorlar. Butik biralar da dahil olmak üzere bira, Fransız süpermarketlerinde satın alınan tüm alkollü içkilerin yarısından fazlasını oluşturuyor. Güney Fransa'da bile bazı kafelerde ithal Belçika veya Alman biraları fıçıda servis edilmeye başlandı.
Veriler ne diyor? 2022'de Fransız halkının kabaca %10'u her gün şarap içerken bu oran 1980'de bunun yarısıydı. 1960'ta Fransızlar kişi başına ortalama 116 litre günlük şarap içiyordu. 2000-2018 yılları arasında bu miktar 28 litreden 17 litreye kadar düştü.
Neler oluyor? Bu sadece fiyat değil. Bir şişe (kaba) Bordeaux şarabı hâlâ bir Fransız süpermarketinde 3 Euro'nun (3,25 Dolar) altında bir fiyatla bulunabiliyor. Bazı köy kooperatifleri, yerel ürünleri doğrudan fıçıdan litre başına 1,90 Euro'ya, yani taze portakal suyundan daha ucuza satıyor.
Akdeniz alışkanlıkları değişiyor mu? Sağlık bilincine sahip genç nesil artık daha az içiyor. 18-34 yaş arası Fransızların dörtte biri asla alkol içmediğini söylüyor. 35 yaşın altındakilerin tam olarak %39'u şarap içmediğini söylerken 50 yaşın üzerindekilerin yalnızca %27'si şarap içmediğini söylüyor. Pernod Ricard bile "Z kuşağının kodlarını benimseyerek onlarla konuşmayı hedefliyoruz" diyerek "Buvez plus…d'eau!" (Daha fazla... su iç!) sloganıyla bir pazarlama kampanyası yürütüyor.
Öte yandan: Yüksek kaliteli şarap tüketimi gücünü korumaya devam ediyor ancak geçen yaz hükümet, üreticilerin satamayacağı düşük kaliteli şarapları satın almak için 200 milyon euro ayırdı. Bazı bölgelerde çiftçiler de asmalarını söküyor. Bu durum “Daha az içki sağlığı iyileştirebilir ancak Fransa'nın kırsal kesimlerinin manzaralarını iyileştiremez” yorumlarına neden oluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
David Chang, "chili crunch" üzerinden yürüttüğü agresif marka politikası nedeniyle eleştiri oklarının hedefinde. Noma Projects ekibi New York şehir turuna çıkıyor. Gastronomi kolektifi We Are Ona bu sefer sofrasını Milano'da kuruyor.
10 Nis 2024

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.




