Geçmişten beslenen, travmalarla yüzleşen bir sinema: Çağıl Bocut

"Orta sınıf olmanın kaderi ve üniversite zamanına geldiğimizde ailelerimizden “Bunu yapın ama hobi olarak yapın” cümlesini duymak üzerine."
Geçmişten beslenen, travmalarla yüzleşen bir sinema: Çağıl Bocut

14 Eylül - Garanti BBVA - Duende
Garanti BBVA ile birlikte

Garanti BBVA konser sezonunu açıyor

Garanti BBVA Güz Konserleri 25 yıldan uzun bir süredir müziğe ve müzisyene destek olmanın mutluluğunu yaşayan Garanti BBVA , artık gelenekselleşen Güz Konserleri kapsamında, müzikseverleri caz ve rock müziğin heyecanla beklenen isimleriyle…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Çağıl'ı keşfetmek. Doktor bir babanın, orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak Antakya'da doğmuş Çağıl. Yayını Suriye üzerinden yapılan Susam Sokağı'nı izleyerek ilk sözcüklerini Arapça konuşmuş, dört yaşından sonra ise İzmir'de büyümüş. Sinemada izlediğini hatırladığı ilk film olan Tim Burton'ın Beetlejuice'una yanlışlıkla götürüldüğünü düşünüyor: “O dönem gördüğüm kâbusların haddi hesabı yok. Ama nasıl bir gerçeklik sunuyorsa beraberinde, sinemanın o büyüsünü de kazandırmıştı.” 

"Hobi olarak." Dört mahalle arkadaşı olarak Almanya'dan gelen bir kamerayla filmler çekmeye, adeta Michel Gondry'nin Be Kind Rewind'ındaki gibi Hollywood filmlerinin remake'lerini yapmaya başlamışlar. Üniversite zamanı geldiğinde, "Bunu yapın ama hobi olarak yapın" cümlesini duymanın orta sınıf olmanın kaderi olduğunu söyleyen Çağıl, tıpkı mahalle arkadaşları gibi sinemadan oldukça uzak bir lisans bölümünden mezun olmuş. Belki de sohbetimiz sırasında sıkça sinemanın mühendisliğinden, sinemanın matematiğinden söz etmemizin nedeni de bu: “Organizasyonel bir başarıdır da sinema. Diğer sanat dalları gibi bireysel icra ettiğiniz bir çalışma değil. İşin estetik ve dramatik tarafını kenara bıraksanız, baya baya mühendislik projesi çünkü.”

Çağıl ve Emre'nin sohbeti, bir yaz gününde Moda sokaklarında kahvelerini yudumlayarak başlıyor. Fotoğraf: Deniz Sabuncu 

Defne ve Çağıl. İlk uzun metrajlı filmi Sardunya'nın tahminimden çok daha fazla otobiyografik ögeye sahip olmasına şaşırıyorum. Sardunya'nın Defne'si ve Çağıl'ın paralelliklerinden, Defne'nin ve Çağıl'ın babasından, Defne'nin ve Çağıl'ın Urla'daki aile evinden, filmin başarılı görüntü yönetiminden, setin bir oyun alanına dönüşümünden, Defne'nin evrenine ait olabileceğine inandığını söylediği Palmiyeler şarkılarından, hayatın "Nereden çıktı şimdi bu, sırası mıydı?" anlarından konuşuyoruz.

İran sineması. Yüzleşme, aile dramı, sınıf çatışmaları ve vicdani ikilemler derken İran sinemasının kapısını çalmamak kaçınılmaz oluyor. Çağıl, "Çok insan odaklı, kademe kademe açılan hikâyeler" anlattığını düşündüğü İran sinemasındaki aile yapısının ve bu sinemanın 'edebiyatından' etkilendiğini söylüyor: “Kiyarüstemi ya da Bergman’ın sinemasında tamamen karaktere hizmet eden, bazen hiçbir şeye hizmet etmeyen o ölü zamanlara tanık olmak işin büyüsünü çok arttırdı benim için. İran sinemasında özellikle çok örneğini görebiliyoruz bunun.”

Çağıl ve Emre, Karaköy vapuruna binmeden önce Moda sahilinde, İstanbul manzarası eşliğinde sinema konuşuyorlar. Fotoğraf: Deniz Sabuncu 

Çağıl'la keşfetmek. İran sinemasının ardından birlikte seçtiğimiz filmi konuşmak için dünyanın öteki ucuna, Küba'ya ışınlanıyor ve Lucy Mulloy'un Una noche'sine odaklanıyoruz: “Bazı işler vardır, biraz oryantalist olduğunu görürsünüz. Bir şeyin içinden değildir, daha dışarıdan çekilmiştir, mesafeyle yaklaşılmıştır. Oranın sorununa ya da oranın insanına ait olmadığını anlarsınız. Bir de bazı işler vardır, daha naif çekilmiştir ama oranın içine ait olduğunu, o bölgeyi iyi tanıdığını, o sokakları yaşattığını hissedersiniz. Una noche öyle bir film.” Sadece bu da değil; kalabalık ve yaşayan sahnelerin iyi bir vizyonla kotarılmış olmasının, oyuncu seçimi yapılırken Raúl, Elio ve Lila'yı canlandırması için amatör oyuncuların seçilmesinin de filmi güçlendirdiğini söylüyor. Filmin anlattığı genç insanları ve gitme arzularını konuşurken, bir anda birbirimizi kendimiz ve çevremizdekilerin gitme arzularını konuşmaya ittiğimizi fark ediyoruz.

Diyor ki...

“Bizdeki gitme biraz daha varoluşsal olarak; kişisel hak, hukuk ve özgürlüklere, ülkenin politik iklimine içkin gelişiyor. […] Ama koza gibi bir durum söz konusu; bir habitatın, bir ekosistemin içinde yetişiyoruz. Dışarıda başka dünyalar var, merak ediyoruz. Kendimizi keşfetmek istiyoruz, bazı habitatlar kendimizi keşfetmemize izin vermiyor, bazıları da yeterli olmuyor belki.”


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

Keşif Sineması #2.1: Çağıl Bocut

Çağıl Bocut'la sinemanın mühendisliği, orta sınıfın vicdani çatışmaları, baba sorunları ve İran sineması üzerine. | Keşif: Lucy Mulloy ve Una noche

14 Eyl 2022

Garanti BBVA ile birlikte
Keşif Sineması #2.1: Çağıl Bocut

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar