
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Hava durumu tahmini yapar gibi trend tahmini yapmak…Markaların yeni sezon koleksiyonlarını oluştururken başarı (bol satış?) elde edebilmeleri için en fazla ihtiyaç duydukları tam da bu öngörü. Bunu bir hizmet olarak sunan şirketlerden Heuritech, “Trend Forecasting” sistemiyle, en az havanın kendisi kadar değişken trendlerin nabzını tuttuğunu iddia ediyor. Sunduğu bu kıymetli veriyi elde ettiği kaynakların başındaysa -tabii ki- sosyal medya geliyor.
Bu bir yarış
Hâlihazırda Louis Vuitton, Dior ve Jimmy Choo gibi markalarla çalışan Paris merkezli moda teknoloji şirketi Heuritech geliştirdiği “Trend Forecasting” sistemiyle markalara gelecek sezonlarda talep görmesi muhtemel olan tasarım, desen ve renklere dair ipuçları veriyor. Şirket, yapay zekâ teknolojisi ve geliştirdikleri algoritmayla sosyal medya platformlarında belli kriterlere bağlı kalarak, her gün üç milyon fotoğraf ve video tarayarak en sık rastlanan parçaları belirliyor. Belli bir periyodun sonunda ise bunu bir rapora dönüştürüyor.
En fazla hangi renk, desen, kesim ve diğer başka etkenler göze çarpıyorsa, markalar gelecek sezonlar için onu referans alıyor. Stella McCartney’nin bir gömleği çok fazla paylaşımda yer alıyorsa, bu sisteme bağlı markalar çok satacağını varsayarak yeni koleksiyonlarında o gömlekten esinleniyor. Temel amacı bu olmayan sistemde, sonuç olarak çok görünürlük kazanabilen markanın ürünü taklit ediliyor. Taklit etmek bir sorun mu peki? Hayır, çünkü trend olmuş bir parçanın benzerini üretmek taklit sayılmıyor. Üretici sadece trendleri takip etmiş oluyor.

Ne kadar görünürsen, o kadar önde misindir?
Dijital pazarlama tekniklerinin tamamının odağındaki kelimelerden ikisi görünürlük ve etkileşim. Dijital alemde, anlaşmalar, anlaşmalardaki meblağlar, sosyal medyaya özel kampanyalar, içerikler ve dahası bu iki kritere göre belirleniyor. Bu yarışta, özellikle moda dünyasında önde gitmeyi başarmaksa markalar için bilinirlik, prestij ve tabii ki satışlar için hayli önemli.
Görünürlük mevzu bahis olduğunda, markalar kendi hesaplarında yaptıkları paylaşımdan öte, moda sahnesinin önde gelen isimlerinin hesabında da dikkat çekecek ölçüde görünür olmayı hedefliyor. Stiliyle öne çıkan tanınmış isimler, özellikle de influencer’lar bu yarışta ivmeyi artıran faktörler oluyor; lüks markalar ne kadar çok hediye ürün gönderirlerse, o kadar daha görünürlük kazanabiliyorlar. Özellikle, ürünlerle özgün içerikler üreten influencer’lar, markaların kısa ancak son derece etkili bir biçimde reklamını yapmış oluyor. Bu da markalara daha fazla, daha da fazla ürün göndermek için son derece geçerli sebep oluyor.
"Sürdürülebilirlik etiketi"
İşin bir diğer ilginç yanıysa, Heuritech’in sistemini modada sürdürülebilirliği destekleyecek bir hamle gibi görmesi. Anın nabzını tutarak yarının favorilerini tahmin edip o doğrultuda bir üretime önayak olmanın, markaların herhangi bir ürününün talep görmeyerek günün sonunda çöpe gitmesini önlediği sonucuna varan şirket, sürdürülebilirlik konusunu ilginç(!) bir şekilde ele alıyor.
Misyonu satış yapmak olan ve nokta atışı ürünlerle verimli bir sezon geçirmek isteyen markaların ve bu amaçla veri servis eden şirketlerin motivasyonları, bulundukları sistem düşünüldüğünde anlaşılabilir; ancak işin ucu markaların senaryosunu kendilerinin yazdığı, sahnelediği ve yine kendilerinin izlediği bir oyuna varıyor. Kendimizi tuhaf bir döngünün içinde bulan biz; nefes alamaz hâle gelen ise doğa oluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Her şey satılık: İnançlar, ideolojiler, aktivizm, sosyal medya hesapları...
06 Ara 2020

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?



