Net sıfır emisyon hedefleri ne kadar gerçekçi?

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Birleşmiş Milletler, 25 Ağustos’ta Madagaskar’ın iklim krizi yüzünden kıtlık yaşayan ilk ülke olmasına çok az kaldığını açıkladı. Ülkede, dört yıldır yağmur yağmaması nedeniyle tarım sektöründe büyük bir yıkım oluşurken yüz binlerce kişi yetersiz beslenme ile savaşıyor ve ölmemek için böcek ile kaktüs yaprakları yiyor. Dünyanın farklı bölgelerinde de durum iç açıcı değil. Bilim insanları, Avrupa’da artan ölümcül sellerin olasılığının küresel ısınmayla yaklaşık 9 kat arttığını söylüyor. Ülkemizde son dönemde görülen yangın ve sel felaketleri de bu gerçeği gözler önüne seriyor.
Her geçen gün etkisini artıran iklim değişikliği, günümüzde ekolojik bir sorun olmanın yanı sıra toplumsal ve ekonomik bozulmaları da beraberinde getiriyor. Ani hava değişimleri, gıda ve su yetersizliği, deniz seviyesinin yükselmesi gibi faktörler birçok kişiyi göç etmeye zorluyor. 2050’ye kadar yaklaşık 1 milyar kişinin iklim nedeniyle göç edeceği tahmin ediliyor. Geçtiğimiz mart ayında yayımlanan bir ankete göre, iklim krizinin negatif etkileri küresel ekonomiye 2025’e kadar 1,7 trilyon dolara mal olacak.
Net sıfır emisyon hedefi nedir?
İklim krizinin önüne geçme yolunda “sera gazı emisyonlarının azaltılması veya yok edilmesi” anlamına gelen dekarbonizasyon, büyük önem arz ediyor. Günümüzde ülkelerin kalkınma stratejileri, belediyelerin şehircilik anlayışları gibi makro politikaların yanı sıra şirketlerin faaliyetleri, üretim süreçleri, gelecek stratejileri ve hatta bireylerin günlük hayatı, karbon salınım miktarının dengelenmesi amacıyla yeniden şekilleniyor. Dolayısıyla, düşük karbonlu enerji kaynağı kullanan, fosil yakıt tüketimini azaltarak atmosfere minimum sera gazı bırakan düşük karbonlu bir ekonomiye ulaşmak için devletlerin, şirketlerin ve bireylerin birlikte çalışması gerekiyor. Peki nasıl? Net sıfır emisyon hedefiyle...
Net sıfır emisyon, üretilen sera gazı ile atmosferden uzaklaştırılan sera gazının dengelenmesi sonucu ortaya çıkıyor. Bu da enerji üretiminde fosil yakıtların kullanımına son verilmesi; her alanda enerji ihtiyacının temiz ve yenilenebilir enerji kaynakları ile sağlanması ve etkili enerji verimliliği politikaları uygulamaktan geçiyor. Son dönemde, şirketler ve ülkeler sık sık “2050’ye kadar sıfır emisyon” benzeri hedefler koyarak iklim kriziyle mücadeleye katkıda bulunmaya çalışıyor. Disiplinler arası araştırma kurumu Oxford Net Zero'nun yöneticisi Dr. Steve Smith, net sıfır emisyon hedefini "sadece açık ve basit bir hedef" değil, "sıcaklıklardaki artışı durdurmak için gezegenin ihtiyacı olan şey" olarak tanımlıyor.
Net sıfır emisyon hedefleri ne kadar gerçekçi?
2020’de küresel karbon emisyonlarının %25’inden, dünya GSYH’sinin %50'sinden sorumlu olan 995 şirket, 449 şehir ve 505 üniversite 2050'ye kadar net sıfır emisyon taahhüdünde bulundu. Ülkelere baktığımızda ise Birleşik Kralık, Japonya ve Güney Kore dahil 110 ülkenin 2050'ye kadar net sıfır emisyon hedefi koyduğu görülüyor. İklim kriziyle mücadelede öncü ülkelerden biri olan Çin, 2030'dan önce karbon salımında zirve yapmayı ve 2060'a kadar da karbon salımını sıfıra indirmeyi hedefliyor. Çok daha iddialı olan Finlandinya, 2035’e kadar net sıfır emisyona erişeceğini düşünüyor. Henüz bir net sıfır emisyon hedefi belirlemeyen Türkiye ise emisyonun 2030’a kadar %21 düşeceğini tahmin ediyor.
Ülkelerin sıfır emisyon hedefine yönelik adımlar atması, küresel ekonominin geleceğine yönelik olumlu sinyaller veriyor. Örneğin OECD, net sıfır emisyon hedefi etrafında şekillenen iklim politikaları sayesinde 2050’de G20 ülkelerinin gayri safi milli hasılasında %5 artış yaşanacağını öngörüyor. Uluslararası Enerji Ajansı ise 2050 hedeflerine ulaşmak için temiz enerjiye dair senelik yatırımların 2030’a kadar üçe katlanması gerektiğini düşünüyor.
Öte yandan, net sıfır emisyona ulaşmak için verilen taahhütler her zaman “çok gerçekçi” olmuyor. Birleşik Krallık merkezli Oxford Net Zero ile Enerji ve İklim İstihbarat Birimi (ECUI) tarafından yayımlanan rapora göre, küresel ekonominin üçte ikisi net sıfır karbon hedefi veriyor; ancak sadece %20’si verilen hedeflere ulaşmak için şeffaf bir plana sahip. Birçok kişi, bu hedeflerin imkansız olduğunu savunurken “reklam çalışması” olduğunu düşünenler de var. Bu noktada iş, taahhütte bulunan devlet ve şirketlerin somut adımlar atması, açık bir yol haritası sunması ve düzenli raporlama mekanizmaları oluşturmasına kalıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
2050'de sıfır emisyon hedefleri ne kadar gerçekçi? İklim krizinde hangi sektör, ne kadar etkili? Türkiye, iklim kriziyle mücadelede ne durumda?
03 Eyl 2021

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Matcha, protein barlar, iki malzemeli Japon cheesecake’i, Gigi Hadid makarnası, çiğ köfte suşi… Yiyecek trendleri, artık sosyal medyanın etkisiyle çok daha hızlı yayılıyor. Tedarik zincirleri ise bu hıza ayak uydurmakta zorlanıyor. Talep, dijital hızda büyürken çiftlikler ve fabrikalardaki tarım ve gıda üretimi, fiziksel sınırlar içinde kalıyor.

Pusula Finans Holding’in Tera Grubu’nca devralınacak olmasıyla ilgili haberlerin kamuoyuna yansıması sonrası Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’ın tutuklanması, bu satışla ilgili gelişmeleri gündemin ilk sıralarına taşıdı. Yarız’ın banka hesaplarıyla mal varlıklarına tedbir konulurken, Tera Grubu ile planlanan satış görüşmeleri sürüyor. Soruşmanın kapsamı genişlerken, Pusula Portföy’ün büyüme hızı dikkat çekiyor.

Avrupa’dan Japonya’ya birçok ülke, artan güvenlik kaygılarıyla birlikte savunma bütçelerini büyütüyor; bu harcamaların teknoloji, istihdam ve sanayi üzerinden ekonomiye de ivme kazandırması bekleniyor. Peki silahlanma, durgun ekonomiler için gerçekten bir büyüme motoruna dönüşebilir mi?

Giriş seviye pozisyonlarda işe alımlar, dünya genelinde hızla yavaşlıyor. Genç işsizliğindeki bu artış, özellikle beyaz yakalı işlerde büyük oranda yapay zekaya atfediliyor. Fakat yakın tarihli araştırmalar, yeni mezunların yaşadığı istihdam sıkıntısının asıl sorumlusunun uzaktan çalışma olabileceğine işaret ediyor.

Çin merkezli markaların peş peşe Türkiye pazarına girişi ve önemli bir satış başarısı elde etmesi, Türkiye’deki yöneticileri biraz rahatsız etmişti. Bunun üzerine Türk lobisinin de yönlendirmeleriyle vergiler, ithalat düzenlemeleri ve servis şartları üzerinden bu markaların önüne ciddi bir duvar örüldü. Ağustos ayına ilişkin pazar verileri ise bu “Çin işkencesi”nin sonuç verdiğini ortaya koydu.



