İmaja bir tepki: Bal kaymak

Gerçek bir yemek severin üstü kapalı, reaksiyoner bir kalite hasreti
İmaja bir tepki: Bal kaymak

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Yemek yemenin, sosyo-kapital birikiminde mühim bir yeri var. Bir mekânda bulunmuş olmak, bizi etrafımıza göre konumlandıran; o mekâna gidenler, gitmeyeneler ve gidemeyenlere göre sosyal sermayemizi belirleyen bir aksiyon. Bu yüzden de bir restorana giderken başkalarına gösterilme imkânı olan özellikleri, fotoğraflık tabakları arayan veya lokasyon bildirimi amacı taşıyanların sayısı az değil. Yemeğin lezzeti ve kalitesinden ziyade görmek ve görülmek, kimileri için bir restorana gitmenin ana sebebi. Hâl böyle olunca işletmeler de kaliteli malzeme arayışı, lezzette özgünlük ve istikrar, hizmette özen yerine imaj oluşturma çabalarına yöneliyor.

Son yıllarda sosyal medyanın ekmediğin yerde biten şekilde hayatımızda yer alışıyla görsellik, paylaşıma uygunluk, göz doyuruculuk yeme-içme sektörünün öncelikleri hâline geldi. Malzeme ve lezzet konusunda kafa patlatmadan, ahbap atölyesinden gelen her daim özel seri seramik tabaklara allem kullem kompozisyonlarda serilmiş, renk cümbüşü yemekler müşteri çeken bir restoranın olmazsa olmazı. Bunu başarmak uğruna tabakta lezzet uyumu, rafine işleme ve teknik kullanımı, yıllar boyunca aynı tadı bulmak veya iyi malzeme kullanımı rafa kaldırılıyor. 

Tanıdık influencer’larla pohpohlanmış, reklam stratejistleri sayesinde adı duyurulmuş, paylaşıma uygun neon ışıklı yazılarla bezeli fotoğraflık alanlarla ön plana çıkan yerler tabii ki var olan talebi karşılayan bir arz. Zevkler ve renkler doğrultusunda bu mekânların meşruluğu tartışılabilecek bir konu değil; fakat gastronomik olarak değer yaratmadıkları bir gerçek. Mekânın içini eskitme bakır boru döşemekten iyi kahve getirtmeye parası kalmayan üçüncü dalga kahveciler, her bifteği kesme tahtasında verebilmek için biftek pişirmesini bilen aşçılara maaş çıkaramayanlar, milyon liralık pazarlama bütçesini arkasına alıp tabağa balıktan çiçek deseni yapan şefler yeme-içme sektörümüzü bürümüş hâlde.

Bu lezzet ve konsept biteviyeliğinde, imaj balonu ve influencer keşmekeşinin dumanları arasında iyi yemek yemek isteyenlerin gözleri görünüme verdiği önemde mütevazı, hatta etkilemek için taklalar atmak yerine kendi çizgisinden şaşmayan, özgün yerler arıyor. Son zamanlarda arayışımızda salaş ve asık suratlı, bilmem kim tasarımcının elinden çıkma deri koltuklu değil tahta tabureli, meşhur şef imzası değil esnaf yemeği, influencer keşfi değil bilinmedik yerlere olan sevdamız belki de üstü kapalı, reaksiyoner bir kalite hasreti.

boris'in yeri
Boris'in Yeri
İllüstrasyon: Ece Tugay

Bu hasretle yanan gönülleri söndüren yerlerden biri Kumkapı’daki Boris’in Yeri. Kumkapı çarşısında çalgılı meyhanelerin arasında, Kör Agop’un komşusu Boris’in Yeri bir kahvaltıcı. Şatafatsız bir esnaf mekânı, salaş bir yer. Uzmanlık alanı da süt ve süt ürünlerinin crème de la crème’i kaymak. Kahvaltısı kafa karıştırıcı değil: eğri büğrü gibi gözüken ama aslında tertipli tavalarda sahan yumurtalar, her evde olabilecek yuvarlak beyaz tabaklarda kaymaktan yanardağlar ve üzerinden oluk oluk lav gibi akan kehribar bal. Su bardağına konan tavşan kanı çay veya ballı süt, samimiyeti ve sosyal medyaya uygunluğu düşünülmemiş formuyla da insanı evinde ve rahat hissettiriyor. 

Vedat Milor ayakbastısı alacak kadar şöhreti olan bir mekân da olsa tavrından ödün vermemiş. Meşhur müşteriye ayrılmış loca kültüründen uzak, her gelene aynı tavada aynı yumurtayı veren bir mekân. Eskisine göre fiyatı artmış ama lezzeti bozmamış. Kavurmalı göz yumurtası, yanına bal-kaymak, su bardağında koyu, sıcacık bir çay. Soğuk mevsimde buğulanan camlardan, tipografisi başka yüzyıldan kalma olduğu belli vitrin yazılarının arasından dışarıya bakılabilecek bir yer. 

Kumkapı’nın akşamları kadar sabahlarını da güçlü bir lezzet noktası kılan Boris’in Yeri’nde, yeniden icat edilmemiş, hikâyesiz, afra tafrasız ama iştah feriştahı yemekler var. Midesi büyük arkadaşlarla felekten çalınmış bir gecenin ertesi sabahında gidilip ardı arkası kesilmeyen bir tabak silsilesinden hâllice kahvaltı edilebilecek bir yer. Allı pullu konuşmalara da gerek yok aslında, Boris sütü ve kaymağı çok iyi bir kahvaltıcı. İşte o kadar! 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🌱 Tohum, toprak, tabak: Gıdanın serüveni

Günün menüsü: Kumkapı'da bir kaymakçı güzellemesi, atalık tohumlarımız, blackchain teknolojisiyle gıda takibi ve tatlı.

23 Eyl 2020

🌱 Tohum, toprak, tabak: Gıdanın serüveni

YAZARLAR

Berkok Yüksel

A former child writing about food and London for Aposto.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Daday'da iki gün: Hasattan kışa

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Reyhan Ülker

·

24 Eki 2026

Daday'da iki gün: Hasattan kışa
apéroapéro
∙

HİKAYE

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Büşra Soydemir

·

17 Eki 2026

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi
apéroapéro
∙

HİKAYE

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Emre Onar

·

10 Eki 2026

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e
apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları