İklim krizinin baş rolü: Enerji sektörü


Lexus Instagram
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İklim değişikliği, 1970’lerin başında Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nda ilk defa dünya gündemine geldiğinde açık söylemek gerekirse pek ciddiye alınmamıştı. Aradan geçen 50 yılda ise gözardı edilmesi mümkün olmayan küresel bir krize dönüştü. Bugüne kadar iklim değişikliğinin nedenleri üzerine birçok fikir ortaya atıldı. 1995’te yayınlanan II. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Değerlendirme Raporu ise ilk kez iklim değişikliğinin üzerinde “fark edilir bir insan etkisi” olduğunu yazılı olarak ortaya koydu. O zamanlar “kuvvetli muhtemel” olarak tanımlanan bu etki, IPCC’nin Ağustos 2021'de yayımlanan raporunda ilk defa keskin bir dille öne çıkarıldı: "İnsan etkilerinin; atmosferin, ozon tabakasının ve yeryüzünün ısınmasına neden olduğu ortadadır."
Enerji sektörünün dünyaya etkisi
İklim değişikliğine neden olan insan faaliyetlerinin başında enerji üretim ve tüketim alışkanlıkları geliyor. Enerji sektörü, dünyadaki karbon emisyonunun yaklaşık %75’inin kaynağını oluşturuyor. Sektörün içinde; yaklaşık %31 ile ısınma ve elektrik, %14 ile ulaşım ve %12 ile üretim ve inşaat faaliyetleri en çok kirletenler olarak öne çıkıyor.
Enerji sektörü kaynaklı karbon emisyonunun en temel nedeni kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların yanmasıyla meydana gelen sera gazı salımı. Nitekim, enerji tüketiminde fosil yakıtların payına bakıldığında enerji sektörünün iklim krizine etkisinin neden bu denli güçlü olduğu bir kere daha ortaya çıkıyor. Fosil yakıtlar, hâlâ dünya enerji üretiminin yaklaşık %80’ini oluşturuyor. Bu endişe verici durum, bugün yaşanan iklim krizinin temelini oluştururken krizi durdurmaya yönelik önlemler söz konusu olduğunda da uluslararası kuruluşlar, hükümetler ve şirketlerin aklına gelen ilk sektörün enerji olmasına neden oluyor.
Yol haritası: 2050'de sıfır emisyon
Karbon salımını azaltmaya yönelik ilk uluslararası anlaşma, 1987 tarihli Montreal Protokolüydü. Yaklaşık on sene sonra 1997'de Kyoto Protokolü imzalandı. İklim kriziyle mücadelede devletler nezdinde bugüne kadarki en net ve agresif hedefler ise 2016'da 175 ülke tarafından imzalanan Paris Anlaşması ile belirlendi. Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 2100 yılının sonuna kadar sanayileşme öncesi seviyelerin 1,5 °C üstü ile sınırlamayı hedefliyor. Bu doğrultuda hükümetlerin yanı sıra enerji başta olmak üzere birçok sektördeki paydaşlara büyük iş düşüyor. Son yıllarda, gelecek stratejisini 2050'de sıfır karbon emisyonu hedefi etrafında şekillendiren enerji sektörünün attığı birkaç önemli adım var.
- Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları artırarak dünyanın enerji ihtiyacını sürdürülebilir yollarla karşılamak.
- Mevcut projeler dışında yeni fosil yakıt projelerine yatırımları azaltarak fosil yakıtların dünya enerji üretimindeki payını düşürmek.
- Karbon yakalama, kullanma ve depolama gibi teknolojileri kullanarak mevcut fosil yakıt üretiminden ortaya çıkan karbondioksitin atmosfere ulaşmasını engellemek.
Ne kadar yol kat edildi?
İklim krizinin oluşturduğu tehdite yönelik farkındalığın artmasıyla büyük enerji şirketleri, karbon emisyonlarını azaltma ve iş modellerini değiştirme konusunda yatırımcılar ve tüketicilerden baskı görmeye başladı. Beklentiler, şirketlerin söylemden öteye geçerek somut adımlar atmaları yönünde; ancak hâlihazırda ne yatırımcılar ne de tüketiciler kat edilen yoldan memnun değil.
Pandemi şartlarında geçen son 2 senede; Royal Dutch Shell, BP ve Total gibi şirketler dahil olmak üzere neredeyse tüm enerji şirketleri net sıfır emisyona yönelik stratejilerini açıkladı. Buna rağmen, Birleşik Krallık merkezli Procensus'un enerji sektöründe yaklaşık 11 trilyon dolar değerinde hissesi bulunan 64 yatırımcıyla yaptığı anket, yatırımcıların yalnızca %17'sinin petrol şirketlerinin temiz enerjiye yöneleceğine inandıklarını ortaya koyuyor. Bu güvensiz ortamın şirketleri daha somut adımlar atmaya yönlendirdiği iddia edilebilir. Nitekim, geçtiğimiz yıllara nazaran son dönemde yenilenebilir enerji teknolojilerine daha fazla yatırım yapıldığı aşikar.
- Total, 2016 yılından bu yana yenilenebilir enerjiye 8 milyar dolar yatırım yaptığını açıkladı. Şirket, haziran başında ise isimini TotalEnergies olarak değiştirerek geniş enerji şirketi olma yolundaki kararlılığını ortaya koymuş oldu.
- Exxon Mobil, önümüzdeki dönemde karbon yakalama teknolojilerine 3 milyar dolar yatırım yapacağını açıkladı. "Low Carbon Solutions" adlı yeni bir oluşum kuran şirket; ABD, Hollanda, Singapur ve Katar’ın da dâhil olduğu birçok ülkede yirmi farklı karbon yakalama projesi üzerine çalışacak.
Ne var ki, şirketlerin karbon yakalama teknolojileri yatırımları iklim kriziyle mücadelede beklenen etkiyi yaratamadı. İklim aktivistleri, enerji şirketlerin asıl amacının yeni trendi yakalayarak kârlılıklarını artırmak olduğu yönünde eleştirilerde bulunurken şirketler, birçok dava süreciyle karşı karşıya kaldı. New York Belediyesi; Shell, Exxon ve BP’yi yeni müşteri kazanmak ve mevcut müşterilerin daha temiz alternatiflere geçmesini engellemek için sistematik ve kasıtlı aldatma suçundan dava etti. Hollanda'da ise bir mahkeme, Shell'in karbon salımını 2030'a kadar 2019 seviyesine göre %45 oranında düşürme yükümlülüğü altında olduğuna hükmetti.
Gerçekten çözüme yakın mıyız?
Enerji sektörünün karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik yatırımları beklenen etkiyi yaratmasa da aslında 2020'de kısa bir süre olsa da fosil yakıtlara talebin azaldığı ve karbon emisyonlarının düştüğü bir dönem yaşandı. Pandemi kaynaklı kapanmaların etkisiyle karbon emisyonu, %5,8 ile 2009 finansal krizindeki düşüşün neredeyse beş katı kadar azaldı.
2021'e gelindiğinde ise bu olumlu tablo, ne yazık ki yerini endişe verici bir senaryoya bıraktı. Sadece kömüre yönelik talep, %60 oranında arttı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2021'de karbon emisyonunun yaklaşık %5 artacağını ve 2020'deki düşüşün %80’inin geri geleceğini söylüyor. Diğer bir deyişle, 2019'daki seviyenin (en az 2 milyar yıldır görülen en yüksek seviye) yalnızca %1,2 altında olduğumuza işaret ediyor. IPCC raporu, önümüzdeki 20 yılda 1,5 °C sınırının geçileceğini ve çok ciddi önlemler alınmazsa 2 °C sınırının dahi ulaşılamaz bir hedef haline geleceğini ortaya koyuyor. Bu hedefin erişilebilirliği ise enerji sektörünün izleyeceği yol haritasına bağlı görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Petrol şirketleri, karbon emisyonlarını azaltma ve yenilenebilir enerji dönüşümünü tamamlama konusunda ne kadar istekli? Hazır giyim ve moda sektörü, dünya atığının yüzde kaçından sorumlu?
10 Eyl 2021

YAZARLAR

Neslihan Saydam
Yazar - Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Eskiden yalnızca satın alınan ürünleri taşımak için kullanılan bez çantalar, bugün tüketiciler için bir statü sembolüne, markalar için ise maliyetsiz bir reklam aracına dönüşüyor. Giderek daha fazla işletme, esas faaliyet alanının dışına çıkarak bez çantalardan tişörtlere, şapkalardan kupalara kadar uzanan “merch” koleksiyonları oluştururken bir dönemler ücretsiz dağıtılan bu promosyon ürünleri, tüketicilerin para ödemeye gönüllü olduğu yeni bir pazar yaratıyor.

Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Dijital ödeme çözümleri, her geçen gün daha da yaygınlaşırken işletmelerin bu çözümlere yaklaşımında güven, kullanım kolaylığı ve sağlanan somut fayda belirleyici hâle geliyor. Yakın tarihte Garanti BBVA’nın kuruluşu Tami’nin ve Ipsos Türkiye’nin işbirliğinde gerçekleşen çalışma da işletmelerin dijital ödeme çözümlerine açık olduğunu, fakat dönüşümün esas anahtarının güven olduğunu ortaya koyuyor.
12 Eki 2026

Tüketicilerin kredi kullanım tercihleri son yıllarda nasıl değişti, Türk bankacılık sektörü para politikası kararlarına nasıl uyum sağlıyor ve finansal teknolojiler alanında faaliyet gösteren girişimlerin büyümesinin önündeki başlıca sorunlar neler? TeklifimGelsin Kurucu Ortağı ve CEO’su İhsan Cem Zararsız, kredi piyasasındaki gelişmeleri, bankaların dijitalleşme sürecini ve Türkiye’de girişimlerin finansmana erişimde yaşadığı sorunları Aposto okurları için anlattı.




