İklim krizinin baş rolü: Enerji sektörü

Enerji sektörü dünyadaki toplam karbon emisyonunun yaklaşık %75’inden sorumlu. Enerji devleri, iş modellerini değiştirme konusunda tüketici ve yatırımcı baskısıyla karşı karşıya.
İklim krizinin baş rolü: Enerji sektörü

Lexus - 10 Eylül Pareto
Lexus ile birlikte

Lexus Instagram

Daha fazlasını öğren →

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

İklim değişikliği, 1970’lerin başında Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nda ilk defa dünya gündemine geldiğinde açık söylemek gerekirse pek ciddiye alınmamıştı. Aradan geçen 50 yılda ise gözardı edilmesi mümkün olmayan küresel bir krize dönüştü. Bugüne kadar iklim değişikliğinin nedenleri üzerine birçok fikir ortaya atıldı. 1995’te yayınlanan II. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Değerlendirme Raporu ise ilk kez iklim değişikliğinin üzerinde “fark edilir bir insan etkisi” olduğunu yazılı olarak ortaya koydu. O zamanlar “kuvvetli muhtemel” olarak tanımlanan bu etki, IPCC’nin Ağustos 2021'de yayımlanan raporunda ilk defa keskin bir dille öne çıkarıldı: "İnsan etkilerinin; atmosferin, ozon tabakasının ve yeryüzünün ısınmasına neden olduğu ortadadır."

Enerji sektörünün dünyaya etkisi

İklim değişikliğine neden olan insan faaliyetlerinin başında enerji üretim ve tüketim alışkanlıkları geliyor. Enerji sektörü, dünyadaki karbon emisyonunun yaklaşık %75’inin kaynağını oluşturuyor. Sektörün içinde; yaklaşık %31 ile ısınma ve elektrik, %14 ile ulaşım ve %12 ile üretim ve inşaat faaliyetleri en çok kirletenler olarak öne çıkıyor.

Enerji sektörü kaynaklı karbon emisyonunun en temel nedeni kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların yanmasıyla meydana gelen sera gazı salımı. Nitekim, enerji tüketiminde fosil yakıtların payına bakıldığında enerji sektörünün iklim krizine etkisinin neden bu denli güçlü olduğu bir kere daha ortaya çıkıyor. Fosil yakıtlar, hâlâ dünya enerji üretiminin yaklaşık %80’ini oluşturuyor. Bu endişe verici durum, bugün yaşanan iklim krizinin temelini oluştururken krizi durdurmaya yönelik önlemler söz konusu olduğunda da uluslararası kuruluşlar, hükümetler ve şirketlerin aklına gelen ilk sektörün enerji olmasına neden oluyor.

Yol haritası: 2050'de sıfır emisyon

Karbon salımını azaltmaya yönelik ilk uluslararası anlaşma, 1987 tarihli Montreal Protokolüydü. Yaklaşık on sene sonra 1997'de Kyoto Protokolü imzalandı. İklim kriziyle mücadelede devletler nezdinde bugüne kadarki en net ve agresif hedefler ise 2016'da 175 ülke tarafından imzalanan Paris Anlaşması ile belirlendi. Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 2100 yılının sonuna kadar sanayileşme öncesi seviyelerin 1,5 °C üstü ile sınırlamayı hedefliyor. Bu doğrultuda hükümetlerin yanı sıra enerji başta olmak üzere birçok sektördeki paydaşlara büyük iş düşüyor. Son yıllarda, gelecek stratejisini 2050'de sıfır karbon emisyonu hedefi etrafında şekillendiren enerji sektörünün attığı birkaç önemli adım var.

  • Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları artırarak dünyanın enerji ihtiyacını sürdürülebilir yollarla karşılamak.
  • Mevcut projeler dışında yeni fosil yakıt projelerine yatırımları azaltarak fosil yakıtların dünya enerji üretimindeki payını düşürmek.
  • Karbon yakalama, kullanma ve depolama gibi teknolojileri kullanarak mevcut fosil yakıt üretiminden ortaya çıkan karbondioksitin atmosfere ulaşmasını engellemek.

Ne kadar yol kat edildi?

İklim krizinin oluşturduğu tehdite yönelik farkındalığın artmasıyla büyük enerji şirketleri, karbon emisyonlarını azaltma ve iş modellerini değiştirme konusunda yatırımcılar ve tüketicilerden baskı görmeye başladı. Beklentiler, şirketlerin söylemden öteye geçerek somut adımlar atmaları yönünde; ancak hâlihazırda ne yatırımcılar ne de tüketiciler kat edilen yoldan memnun değil.

Pandemi şartlarında geçen son 2 senede; Royal Dutch Shell, BP ve Total gibi şirketler dahil olmak üzere neredeyse tüm enerji şirketleri net sıfır emisyona yönelik stratejilerini açıkladı. Buna rağmen, Birleşik Krallık merkezli Procensus'un enerji sektöründe yaklaşık 11 trilyon dolar değerinde hissesi bulunan 64 yatırımcıyla yaptığı anket, yatırımcıların yalnızca %17'sinin petrol şirketlerinin temiz enerjiye yöneleceğine inandıklarını ortaya koyuyor. Bu güvensiz ortamın şirketleri daha somut adımlar atmaya yönlendirdiği iddia edilebilir. Nitekim, geçtiğimiz yıllara nazaran son dönemde yenilenebilir enerji teknolojilerine daha fazla yatırım yapıldığı aşikar.

  • Total, 2016 yılından bu yana yenilenebilir enerjiye 8 milyar dolar yatırım yaptığını açıkladı. Şirket, haziran başında ise isimini TotalEnergies olarak değiştirerek geniş enerji şirketi olma yolundaki kararlılığını ortaya koymuş oldu.
  • Exxon Mobil, önümüzdeki dönemde karbon yakalama teknolojilerine 3 milyar dolar yatırım yapacağını açıkladı. "Low Carbon Solutions" adlı yeni bir oluşum kuran şirket; ABD, Hollanda, Singapur ve Katar’ın da dâhil olduğu birçok ülkede yirmi farklı karbon yakalama projesi üzerine çalışacak.

Ne var ki, şirketlerin karbon yakalama teknolojileri yatırımları iklim kriziyle mücadelede beklenen etkiyi yaratamadı. İklim aktivistleri, enerji şirketlerin asıl amacının yeni trendi yakalayarak kârlılıklarını artırmak olduğu yönünde eleştirilerde bulunurken şirketler, birçok dava süreciyle karşı karşıya kaldı. New York Belediyesi; Shell, Exxon ve BP’yi yeni müşteri kazanmak ve mevcut müşterilerin daha temiz alternatiflere geçmesini engellemek için sistematik ve kasıtlı aldatma suçundan dava etti. Hollanda'da ise bir mahkeme, Shell'in karbon salımını 2030'a kadar 2019 seviyesine göre %45 oranında düşürme yükümlülüğü altında olduğuna hükmetti.

Gerçekten çözüme yakın mıyız?

Enerji sektörünün karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik yatırımları beklenen etkiyi yaratmasa da aslında 2020'de kısa bir süre olsa da fosil yakıtlara talebin azaldığı ve karbon emisyonlarının düştüğü bir dönem yaşandı. Pandemi kaynaklı kapanmaların etkisiyle karbon emisyonu, %5,8 ile 2009 finansal krizindeki düşüşün neredeyse beş katı kadar azaldı.

2021'e gelindiğinde ise bu olumlu tablo, ne yazık ki yerini endişe verici bir senaryoya bıraktı. Sadece kömüre yönelik talep, %60 oranında arttı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2021'de karbon emisyonunun yaklaşık %5 artacağını ve 2020'deki düşüşün %80’inin geri geleceğini söylüyor. Diğer bir deyişle, 2019'daki seviyenin (en az 2 milyar yıldır görülen en yüksek seviye) yalnızca %1,2 altında olduğumuza işaret ediyor. IPCC raporu, önümüzdeki 20 yılda 1,5 °C sınırının geçileceğini ve çok ciddi önlemler alınmazsa 2 °C sınırının dahi ulaşılamaz bir hedef haline geleceğini ortaya koyuyor. Bu hedefin erişilebilirliği ise enerji sektörünün izleyeceği yol haritasına bağlı görünüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

NEREDE YAYIMLANDI?

ParetoPareto
∙

BÜLTEN SAYISI

❌ Hızlı kirleten sektörler: Enerji ve moda

Petrol şirketleri, karbon emisyonlarını azaltma ve yenilenebilir enerji dönüşümünü tamamlama konusunda ne kadar istekli? Hazır giyim ve moda sektörü, dünya atığının yüzde kaçından sorumlu?

10 Eyl 2021

Lexus ile birlikte
❌ Hızlı kirleten sektörler: Enerji ve moda

YAZARLAR

Neslihan Saydam

Yazar - Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR

ParetoPareto
∙

HİKAYE

Sadeliğe giden yollar dikenli ve taşlı olmak zorunda mı?

Bir insanın “Ne iş yapıyorsun?” sorusuna iki cümleyle cevap verip daha fazlasını anlatma ihtiyacı duymamasıyla bir markanın neyi söyleyip neyi geride bırakacağını bilmesi, aynı olgunluk eşiğine işaret ediyor. Sadelik; hiçbir şey bilmemenin getirdiği bir sığlıktan değil, aksine çok şey bilip hepsinin ağırlığını tarttıktan sonra lüzumsuz olanları arkada bırakabilme cesaretinden geçiyor.

Cem Arıdağ

·

25 Eyl 2026

Sadeliğe giden yollar dikenli ve taşlı olmak zorunda mı?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Nike, S&P 100 endeksine veda ediyor: Yanlış giden neydi?

Nike’ın marka adı, onlarca yıldır “spor” kelimesiyle neredeyse eş anlamlıydı. Bu başarı, şirketi uzun yıllar borsanın favorileri arasında tuttu. Fakat son birkaç yılda ivme şaşırtıcı bir hızla tersine döndü ve şirket, yaklaşık 18 yılın ardından S&P 100 endeksine veda etmek zorunda kaldı. Peki ne oldu da dünyanın en güçlü spor markalarından biri, bu denli hızlı bir düşüşe sürüklendi?

Doğa Yurduneri

·

24 Eyl 2026

Nike, S&P 100 endeksine veda ediyor: Yanlış giden neydi?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Sponsorlu ajan reklamcılığı: Reklamı izlemek yerine, reklamla sohbet etmeye ne dersiniz?

Reklamcılık artık dikkat ekonomisinden niyet ekonomisine geçiş yapıyor. ChatGPT’nin test ettiği Sponsorlu Ajanlar, markaların tüketicinin karar verme konuşmasına doğrudan katılmasını sağlayan yeni bir katman açıyor. Kişiselleştirilmiş iknanın birim maliyeti neredeyse sıfıra inerken mesele, anlatının nerede durduğu ve kimin adına konuştuğunun her aşamada görünür olup olmamasında düğümleniyor.

Ümit Alan

·

18 Eyl 2026

Sponsorlu ajan reklamcılığı: Reklamı izlemek yerine, reklamla sohbet etmeye ne dersiniz?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Makinelere danışıyor, gerçek yorumlara inanıyoruz: Algoritmik itibara giden yol hâlâ insanlardan mı geçiyor?

Arama deneyimimizin yapısal olarak değişmeye başladığı aşikar. Artık sadece bilgi aramıyoruz, aynı zamanda alım kararlarımızı da yapay zekaya danışıyoruz. Ancak yeni denklem yalnızca GEO’dan ibaret değil: Araştırmalar, tüketicilerin yapay zeka önerilerinde hâlâ bağımsız insan deneyimine ve güvenilir üçüncü taraflara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Markalar için de esas mesele, algoritmada görünmek kadar, algoritmanın güvendiği üçüncü taraf dünyasında sahici, tutarlı ve organik bir yer edinebilmekte yatıyor.

Cem Arıdağ

·

18 Eyl 2026

Makinelere danışıyor, gerçek yorumlara inanıyoruz: Algoritmik itibara giden yol hâlâ insanlardan mı geçiyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Algoritmadan tabağa: Tedarik zinciri yemek trendlerinin hızına yetişebiliyor mu?

Matcha, protein barlar, iki malzemeli Japon cheesecake’i, Gigi Hadid makarnası, çiğ köfte suşi… Yiyecek trendleri, artık sosyal medyanın etkisiyle çok daha hızlı yayılıyor. Tedarik zincirleri ise bu hıza ayak uydurmakta zorlanıyor. Talep, dijital hızda büyürken çiftlikler ve fabrikalardaki tarım ve gıda üretimi, fiziksel sınırlar içinde kalıyor.

Doğa Yurduneri

·

16 Eyl 2026

Algoritmadan tabağa: Tedarik zinciri yemek trendlerinin hızına yetişebiliyor mu?