İnsanların birlikte çalışmak istediği kişi olmak için ne gerekir?

Bir çalışanı değerli kılan yalnızca görev tanımında yazanları yerine getirmesi değil; aksaklıkları fark etmesi, sahiplenmesi ve çözümün parçası olmak istemesi de aynı zamanda. Çalışma arkadaşını, müşterisini, itibarını ve geleceğini dert edinen çalışanlar kurumları ileri taşıyor. Ancak dert edinmek yalnızca kişinin tercihi değil; bu çalışanlar sorgulama, fikir belirtme ve sorumluluk alma alanı buldukları ölçüde kurumun gelişimine gerçek bir katkı sunabiliyorlar.
İnsanların birlikte çalışmak istediği kişi olmak için ne gerekir?

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

Şirketleri son yıllarda “çalışılacak en iyi yer”, “mutlu iş yeri” gibi kriterlerle değerlendirmeye başladık. Peki ya çalışanlar? Görev tanımlarını iyi bir şekilde yerine getirmenin ötesinde bir kişiyi “birlikte çalışılmak istenen kişi” yapan nedir? 

  • Elbette pek çok şey sayabilirim ama bu yazıda size “olmazsa olmaz” dediğim temel bir değerden bahsetmek istiyorum.

Bugüne kadar Cankurtaran Holding bünyesinde Bata’da, daha sonra İngiltere Cambridge’deki girişimlerimde, Türkiye’ye dönüşümle birlikte Sabancı Holding bünyesindeki Giysa’da, Alshaya grubunun bir parçası olarak Starbucks’ta, ardından Best Buy’da, Komşufırın’da ve Penti’de, yani perakendenin pek çok alanında binlerce kişiyle tanıştım, çalıştım. Her biri birbirinden farklı özellikte olan bu kişiler bir noktada benim için sadece ikiye ayrıldı: “Dert edinenler” ve “dert edinmeyenler.”

“Dert edinmek” derken elbette sözlük anlamından yani bir sorunu, olayı veya durumu kafaya takarak üzüntü duymaktan bahsetmiyorum. Kastettiğim daha çok önemsemeyi, sahiplenmeyi ve harekete geçmeyi içeren bir dert edinmek…

Yanlışı değiştirmenin ve güzel olanı korumanın yolu: Dert edinmek

Tarihte büyük değişimleri başlatan kişilerin genelde bir konuyu sahiplendiğini, “Bu neden böyle?” ya da “Bu neden böyle değil?” diye sorduğunu, bu konu hakkında zihinsel ya da fiziksel olarak mesai harcadığını, sıkı sıkıya takip ettiğini görürsünüz. Ve bunun tersi olarak bazen çok güzel ve değişmemesi gereken şeyleri korumanın yolu da benzer bir dert edinmeyle mümkün olur.

Dert edinen insan, “Bu benim işim değil” demez; aksayan bir şeyi gördüğünde görmezden gelemez, çözümün parçası olmak ister. Bir şirketi, bir konuyu ya da bir aileyi ileri taşımanın yolu dert edinmektir. Bir kurumu ileri taşıyanlarla sadece o kurumda çalışanları birbirinden ayıran en önemli farklardan biri tam olarak budur: Bir şeyi değiştirmek için önce onu dert edinmek gerekir.

  • Dert edinen çalışan kendi görev tanımının ötesinde işin sonucunu, şirketin müşterisini, itibarını ve geleceğini düşünür.

Kendisini bütünün bir parçası olarak gören insan için şirketin problemi hiçbir zaman yalnızca “başkasının problemi” değildir. Marcus Aurelius yaklaşık iki bin yıl önce, “Kovan için iyi olmayan, arı için de iyi değildir” diyordu. Dert edinen kişi de şirketin problemiyle kendi problemi arasında kalın bir çizgi çizmez. Fark eder, dert edinir, harekete geçer.

Daha iyisinin yapılabileceğini düşünüyorsan fikir ver

Son yıllarda, yeni işe başlayan arkadaşlarla biraraya geldiğimde şunu mutlaka söylüyorum: 

“Sizi sadece şu an bulunduğunuz pozisyon için işe almadık, potansiyeliniz için aldık. Evet, başvurduğunuz pozisyon konusunda şu anda desteğe ihtiyacımız var ama buradaki geleceğiniz sadece bununla sınırlı kalmak zorunda değil. Bir direktörsen sadece kendi departmanının direktörü değilsin, şirketin direktörüsün. Bir müdürsen sadece kendi ekibini değil, diğer ekiplerin gelişimini de düşünmelisin. 

O yüzden daha önce yaptığın bir şey varsa, denediysen, olumlu/olumsuz sonuçlar elde ettiysen bunları paylaşmalısın. Merak ediyorsan, dert ediniyorsan, araştırıyorsan şirkete yansıtmalısın. ‘Benim alanım değil’ diyerek sessiz kalmamalısın. Burada daha fazlasını, daha farklı bir şeyi yapmak için, denemek ve yanılmak için alanın var. Merakını körüklemek, yeniliklerin peşinden koşmak ve denemek için neye ihtiyacın olduğunu fark etmeye çalış. Yolunda gitmediğini düşündüğün bir şey varsa sahiplen, daha iyisinin yapılabileceğini düşünüyorsan fikir ver…”

Tam da bu şekilde, bulunduğu kurum ile ilgili gördüğü olumsuzlukları sahiplenerek iyileştirmeye çalışan, başkalarının önemsiz saydığı küçük bir aksaklığı bile görmezden gelmeyen; iyi olan şeylerin de “neden öyle yapıldığını” anlamaya çalışarak, onları korumaya, sürdürmeye özen gösterenler; “her eskiyi korumak” ya da “her yeniyi ilerleme saymak” eğiliminde olmayanlar bana göre dert edinenlerdir ve “çalışılmak istenen kişiler” listemin başında gelirler.

Şirketlerin çalışanlarının yanı sıra yatırımcılarını, müşterilerini, iş ortaklarını memnun etmesi lazım. Her bir çalışan, eğer ürünlerden/hizmetten memnun olmayan varsa şirketin geleceğinin tehdit altında olacağını anlamalı ve bu memnuniyeti dert edinmeli öyle değil mi? Dert edinirse işini daha iyi yapmak için uğraşır. Dert edinirse memnuniyeti sağlayacak yeniliklerin peşinden koşar. Dert edinirse dönüşümün, ilerlemenin destekçisi olur. O ayın bütçesini tutturmayı kendine dert ederse daha çok koşmaya başlar. Şirketler işte böyle, çalışanları dert edindikçe gelişiyor.

Dert edinmek çalışanın tercihi olduğu kadar kültürle de ilgilidir

Peki insanlar çoğu zaman neden dert edinmezler? İşte orada da kurum kültürü çok önemli. Kurum, çalışana karşı “Sadece kendi işini yap, gerisine karışma” tutumundaysa, kişiler yine de şirketle ilgili konuları dert edinebilir mi? Sorunu dile getirenin “şikayetçi”, yerleşik bir uygulamayı sorgulayanın “uyumsuz” sayıldığı bir şirkette sahiplenme zamanla suskunluğa dönüşür. Dert edinmek çalışanın tercihi olduğu kadar, yönetimin mümkün kıldığı bir davranıştır.

Şirketin her kademesinden çalışanlara bir aksaklık gördüklerinde müdahale etme imkanı vermek, kaliteyi sadece kalite departmanına, iş geliştirmeyi sadece iş geliştirme departmanına bırakmamak dert edinenlerin sesini yükseltir. Yönetimin görevi bunun için gerekli güvenli alanı oluşturmaktır. Düzenli toplantılar yaparak, çapraz görevler vererek, çalışanların şirketle ilgili diğer konular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamaktır.

Jocko Willink, “dert edinmenin” benzer bir yaklaşımını “Extreme Ownership” kavramıyla liderler için önerir. Bu kavram ile sonuçlar karşısında sorumluluk almanın, “daha iyi nasıl olabilirdi” diye sorgulamanın önemi anlatılır ve bu konuda liderin üzerine düşenler sorgulanır. “Dert edinmek” için ise lider olmak gerekmez. Her kademeden tüm çalışanlar “daha iyi” için sorumluluk alabilir, kötü olanı sorgulayabilir, yeni öneriler getirebilir…

Öyleyse “birlikte çalışılmak istenen kişi” olabilmek için çevrenizde iyileştirilmesi gereken herhangi bir aksaklık görmüyorsanız bile kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Bu kurumun daha iyi olması için ne yapabilirim?” Bu soruya verdiğiniz yanıtla ve harekete geçerek olumlu bir değişimin başladığını hissedeceksiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

YAZARLAR

Mert Karaibrahimoğlu

1974 yılında İstanbul’da doğan Mert Karaibrahimoğlu Kültür Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. 30 yılı aşkın bir süredir Türkiye ve İngiltere’de olmak üzere hem profesyonel hem de girişimci olarak perakende sektörünün içerisinde yer alan Karaibrahimoğlu; Arcadia Brands, Starbucks Coffee, Best Buy ve Komşufırın gibi yerli ve global markalarda üst düzey yöneticilik pozisyonlarını üstlendi. 2013 yılında Penti Giyim A.Ş.’ne Perakende ve E-Ticaretten Sorumlu Başkan Yardımcısı rolü ile katılan ve 2 yıl sonra Perakende Grup Başkanlığına atanan Karaibrahimoğlu, 2017’den bu yana CEO pozisyonluğunu yürütmektedir. Ayrıca Zincir Mağazalar Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği, TOBB Türkiye Perakendecilik Meclisi Üyeliğini de sürdürmektedir. İlk kitabı “Halden Anlayan Lider” kitabını Şubat 2026’da yayınlayan Mert Karaibrahimoğlu; iş hayatının tıpkı bir aile ortamı gibi olduğu, paylaşmanın ortak bir değer olarak görüldüğü Kyosei felsefesini yönetim şekli olarak benimsemiştir ve iki çocuk babasıdır.

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR

ParetoPareto
∙

HİKAYE

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?

Verileri anlık hava tahmini gibi düşünebiliriz, stratejiyi ise iklim bilgisi gibi... Yağan her yaz yağmurunda mont giymeye kalkan, kış güneşine aldanıp hemen tişörte dönen bir marka ancak hasta olur. Pazarlama ve iletişim dünyasının ihtiyacı olan, anlık sağanaklara göre her çeyrekte gardırop değiştirmek değil, mevsimin genel yönünü okuyup rotasında sağlam durabilmek.

Cem Arıdağ

·

31 Eki 2026

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?

Bir dönem önlenemez yükselişiyle teknoloji girişimleri kadar hızlı değerlenen Netflix, son dönemlerde geleneksel bir medya şirketini andıran performansıyla yatırımcılarını hayal kırıklığına uğratıyor. Platformun hit içerik üretimindeki yavaşlama, henüz belirgin biçimde bilançoya yansımamış olsa da içerik izleme alışkanlıkları ve piyasa değerine ilişkin metrikler, Netflix’in ağır ağır irtifa kaybettiğine işaret ediyor.

Doğa Yurduneri

·

27 Eki 2026

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?

"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Ümit Alan

·

23 Eki 2026

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Aidiyet ekonomisi: Favori markalarınız neden bez çanta satıyor?

Eskiden yalnızca satın alınan ürünleri taşımak için kullanılan bez çantalar, bugün tüketiciler için bir statü sembolüne, markalar için ise maliyetsiz bir reklam aracına dönüşüyor. Giderek daha fazla işletme, esas faaliyet alanının dışına çıkarak bez çantalardan tişörtlere, şapkalardan kupalara kadar uzanan “merch” koleksiyonları oluştururken bir dönemler ücretsiz dağıtılan bu promosyon ürünleri, tüketicilerin para ödemeye gönüllü olduğu yeni bir pazar yaratıyor.

Doğa Yurduneri

·

21 Eki 2026

Aidiyet ekonomisi: Favori markalarınız neden bez çanta satıyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Otomobil sektörünün yeni ikilemi: Yakıt krizi elektriklinin kaderini değiştirir mi?

Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Doğa Yurduneri

·

14 Eki 2026

Otomobil sektörünün yeni ikilemi: Yakıt krizi elektriklinin kaderini değiştirir mi?