İşin geleceği: Gig ekonomisi


Emlak, bilgi, güven: Zingat
“ Gayrimenkul yatırımı, insanların hayatlarında verilebilecek en önemli finansal kararlardan biri ve belki de en önemlisidir. ” diyen Zingat’a katılıyor ve bugünün bülteninde sizi, hayalinizdeki evi bulma yolculuğunuzda güvenilirliği ve…
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Daha önce hiç çevrim içi uygulamalardan yemek siparişi verdiniz mi? Ya da ulaşım için Uber kullandınız mı? Eğer cevabınız evet ise gig ekonomisine bir şekilde katkı sağlamışsınız demektir. “Kısa süreli iş” anlamına gelen “gig” terimi her ne kadar müzik sektöründen çıkmış olsa da günümüzde “gig ekonomisi” her sektörden kurum ve kuruluşun bağımsız çalışanlar ile kısa süreli yaptığı anlaşmalardan oluşan bir serbest piyasa sistemi olarak tanımlanıyor.
2008 kriziyle artan işsizlikle birlikte insanların özgürce kazanç sağlama isteğinden doğan bu kavram, hızla gelişen teknoloji ve pandemi şartları sayesinde büyümeye ve iş dünyasını şekillendirmeye devam ediyor.
Zamanının tümünü bir şirkette geçirmek istemeyenlerden yalnızca part-time çalışmak isteyenlere, ek gelir elde etmek isteyen öğrencilerden ev kadınlarına kadar geniş bir grubu kapsayan bu sistem, kısaca kendi işinin patronu olmak isteyenlerden oluşuyor.
Gig ekonomisi dendiği zaman Türkiye’de ilk akla gelen örnekler, Uber ve BiTaksi sürücüleri veya Yemeksepeti, Trendyol ve Getir kuryeleri olsa da bunlara ek olarak alanında uzman ve deneyimli kişilerin şirketler için belirli zaman ve projeler için çalışmasını da kapsıyor.
Bu model nasıl çalışıyor?
Yükselen gig ekonomisi, hizmeti sağlayan ve talep edenlerin buluştuğu dijital platformların sayısını arttırıyor. Bu platformlar, tarafları belirli bir ücret karşılığında buluşturarak gelirini sağlarken bağımsız çalışanlar rekabet edebilecekleri çerçevede hizmetlerine fiyat vermede özgür oluyor.
MBO Partners’ın yayımladığı Bağımsızlık Raporu’na göre, ABD’de bağımsız çalışanların sayısı 2021’de bir önceki yıla göre %34 artarak 38,2 milyondan 51,1 milyona çıktı. Bu artışın %68’ini Y ve Z kuşağı oluştururken %55’ini ise kadınlar oluşturuyor.
Fortune’da yayımlanan bir makaleye göre, kadınların gig ekonomisine yönelmesinin temel sebebi pandemiden erkeklere göre daha olumsuz etkilenmiş olmaları. Ev işleri ve çocuk bakımına ayrılan zamanın kadınlar için çok daha fazla olması, geleneksel biçimde çalışmayı zorlaştırırken gig ekonomisinin sağladığı esneklikler kadınlara yeni fırsatlar yaratıyor.
Gig ekonomisinin avantajları neler?
MBO Partners’ın raporuna göre, bağımsız çalışanların %87’si daha mutlu olduğunu belirtirken %78’i ise daha sağlıklı olduklarını belirtiyor.
Fortune’un 2000 kadın ile yaptığı araştırmaya göre, katılımcıların %96’sı gig ekonomisinin en büyük avantajının esnek çalışma şartları sağlaması olduğunu söylüyor. Belirli zaman aralığına ve mekana kısıtlanmayan çalışanlar, dilediği zaman çalışıp dilediği zaman tatil yaparken aynı zamanda daha verimli çalıştıklarını belirtiyor.
Çalışanların fiyat politikalarını kendilerinin belirlemesi, kazançlarının üzerinde geleneksel çalışanlara kıyasla daha fazla kontrollerinin olmasını sağlıyor.
Tek bir işe bağlı olmayan çalışanlar, kendi kapasiteleri çerçevesinde aynı anda sınırsız proje üzerinde çalışabiliyor.
İşverenler ise bir yandan ihtiyaçları doğrultusunda alanında uzman kişileri seçebildikleri için ekstra eğitim masraflarından tasarruf ederken diğer yandan dijital platformlardaki ücret esnekliği sayesinde maliyetlerini düşürüyor.
Her şey olumlu mu?
Gig ekonomisine mesafeli yaklaşanlar da bulunuyor. Mesafeli yaklaşanların en büyük gerekçesi, gig ekonomisi çalışanlarının sigorta gibi özlük haklarının şirketler tarafından değil kendileri tarafından karşılanmak zorunda olması. Aynı zamanda düzensiz gelir elde etmek ve çalışma yoğunluğundaki farklılıklar da çalışanlar için dezavantaj haline gelebiliyor. Belirsiz olan iş saatleri kişilerde iş-yaşam dengesini sıkıntıya sokabilirken gig ekonomisi, kariyer gelişimi konusunda da kişilere kısıtlı imkanlar tanıyor.
MBO Partners’ın raporuna göre, önümüzdeki beş yıl içinde ABD halkının en az %50’sinin bağımsız olarak çalışacak olması bu sistemde reform ihtiyacını doğuruyor. Örneğin, 2019 yılında Kaliforniya eyaleti, gig çalışanlarına özlük hakların verme doğrultusunda Uber ve Lyft sürücülerini bağımsız çalışanlar olarak sınıflandırmak yerine bordrolu çalışan olarak sınıflandıran çalışma yasasını kabul etti.
Türkiye’de gig ekonomisi ne durumda?
Pareto Spot’a konuşan Ussal Consulting kurucusu Ussal Şahbaz, gelişmekte olan ekonomilerde gig ekonomisinin çok uzun zamandır bulunduğunu ve bunun kayıt dışı istihdamı kapsadığını söylüyor. Bu nedenle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri farklı değerlendirmemiz gerektiğini vurgulayan Şahbaz, durumu şu şekilde özetliyor:
“Türkiye gelişmekte olan bir ekonomi olarak kayıt dışılığın çok yüksek olduğu, dolayısıyla aslında birçok işin zaten resmi olmayan yollarla yapıldığı ülkeler arasına giriyor. Dolayısıyla Türkiye’de, ABD’de veya bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi maaşlı istihdamın gig ekonomisine dönüşmesi pek söz konusu değil. Tam tersine zaten kayıt dışı olan bazı alanlar bu gig ekonomisi sayesinde kayıt içine alınıyor.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Gig ekonomisi nedir? Dijitalleşmenin etkisiyle ortaya çıkan ve şirketlerin bir sözleşme ile talebe bağlı çalıştırdığı "gig" çalışanlar, ne tür sıkıntılar yaşıyor? Grevler ve sendikalaşma çalışmaları işe yarıyor mu?
04 Şub 2022

YAZARLAR

Gülbahar Tanyeri
Yazar - Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ray-Ban ve Oakley gibi popüler markaların çatı şirketi EssilorLuxottica, son dönemlerde ticari performansından çok kurucu ailenin içinde yaşanan iktidar mücadelesiyle gündeme geliyor. Şirket, yönetime duyulan güvensizlik nedeniyle son bir yılda %40’ın üzerinde değer kaybederken yatırımcılar, aile içindeki anlaşmazlıkların akıllı gözlük pazarının da büyüdüğü bir dönemde EssilorLuxottica'nın geleceğini nasıl etkileyeceğini sorguluyor.

Ekim ayında düzenlenen SAP Executive Summit Türkiye’de, “Kazanmanın Anatomisi” başlıklı oturumda Formula 1’in iki efsane pilotu David Coulthard ve Mika Häkkinen konuşmacıydı. Coulthard ve Häkkinen’i dinlemek, yarışları takip ederken düşündürdükleri bazı konuları iş dünyası açısından yeniden değerlendirmemize vesile oldu. Özellikle de teknolojiye yapılan yatırımlarla insanın gelişimine ayrılan emek arasındaki ilişkiyi…

Verileri anlık hava tahmini gibi düşünebiliriz, stratejiyi ise iklim bilgisi gibi... Yağan her yaz yağmurunda mont giymeye kalkan, kış güneşine aldanıp hemen tişörte dönen bir marka ancak hasta olur. Pazarlama ve iletişim dünyasının ihtiyacı olan, anlık sağanaklara göre her çeyrekte gardırop değiştirmek değil, mevsimin genel yönünü okuyup rotasında sağlam durabilmek.

Bir dönem önlenemez yükselişiyle teknoloji girişimleri kadar hızlı değerlenen Netflix, son dönemlerde geleneksel bir medya şirketini andıran performansıyla yatırımcılarını hayal kırıklığına uğratıyor. Platformun hit içerik üretimindeki yavaşlama, henüz belirgin biçimde bilançoya yansımamış olsa da içerik izleme alışkanlıkları ve piyasa değerine ilişkin metrikler, Netflix’in ağır ağır irtifa kaybettiğine işaret ediyor.

"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.




