“İstanbul uzaktan değil, vapurdan güzel.”


Samsung’dan anne ve babalara çağrı: İnternette kontrolü elden bırakmayın! Samsung Dünyada ve Türkiye’de Kovid-19’un da etkisiyle internet kullanım oranları hızlı bir artış gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan son verilere göre Türkiye’deki internet kullanımı 2020 yılında 16 - 74 yaş grubundaki bireylerde yüzde 79’a yükseldi. Bu oran bir önceki yıl %75,3 seviyesindeydi. We Are Social araştırma şirketinin 2020 yılı ocak ayı verilerine göre de ülkemizde internete bağlı mobil cihaz sayısı 77 milyona ulaşırken, nüfusun 92’si internete mobil cihazlar ile bağlanıyor. Samsung Türkiye de internetin bu kadar yoğun kullanıldığı günümüzde, toplumda olumsuz etkilere neden olabilecek sanal içeriklere karşı mücadele etmek amacıyla yaklaşık 5 yıldır konuyla ilgili önemli farkındalık çalışmalarına imza atıyor. 2016’dan bu yana “Siber Zorba Olma! #FarkınaVar”, 2019’dan bu yana da “İnterneti Tadında Kullan” farkındalık kampanyalarıyla, başta gençler olmak üzere toplumun her kesimini internetin doğru kullanımı konusunda bilinçlendirmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bugüne kadar yaklaşık 24 milyon kişiye ulaşan, 2 Felis ve 1 Başarı ödülü alan “İnterneti Tadında Kullan” hareketi, başta anne ve babalar olmak üzere geniş kitleler tarafından yakından takip ediliyor. Bu yılki çalışmanın odağında anne ve babalar var Yeni yılda da konuyla ilgili toplumu bilgilendirmeye devam eden Samsung Türkiye, “İnterneti Tadında Kullan” kampanyası kapsamında bu kez küçük çocukları olan ebeveynlerin bilinçlendirilmesine odaklanan yeni bir çalışmayı hayata geçirdi. İnternetin sorumlu kullanımına yönelik özellikle anne ve babalarda farkındalık yaratmak amacıyla hazırlanan çalışmada Samsung Türkiye, internetin gerekli önlemler alınmadan kullanımlarına sunulması durumunda, çocukların karşılaşabilecekleri olumsuzluklara dikkat çekiyor ve çocukların güvenli ortamlarda internette gezinti yapabilmeleri için anne ve babalara nasıl önlem alabileceklerini de aktarıyor. Sosyal medya mecralarında #İnternetiTadındaKullan hashtag’i ile yayınlanan çalışmada, sevimli bir kediyi takip eden ufak bir çocuğun gördüğü olumsuz ögelere yer verilerek anne ve babalara, “İnternette çocuğunuzun karşısına neler çıkabileceğini tahmin bile edemezsiniz” mesajı veriliyor. Sevimli beyaz kedi çocukların internette severek izledikleri içerikleri temsil ediyor. Kediyi takip eden çocuğun şahit olduğu şiddet, küfür, yaralama gibi onun yaşamını ciddi derece olumsuz şekilde etkileyecek unsurlar ise, önlem alınmaması durumunda sanal ortamda bir çocuğun her zaman görebileceği içerikler olarak karşımıza çıkıyor. Ebeveynlere, çocukların eline verdikleri akıllı cihazlarda kontrolü elden bırakmamalarını tavsiye eden Samsung, bu amaçla geliştirilen Samsung Kids uygulaması ile çocukların güvenli ortamlarda internette gezinti yapabilecekleri konusunda aileleri bilgilendiriyor. Samsung Kids ile kontrol tamamen anne ve babalarda Çocukların uygunsuz içeriklere ulaşmasını engellemek için geliştirilen Samsung Kids, Samsung’un akıllı telefon ya da tabletlerinde kullanılabilen ücretsiz bir arayüz uygulaması. Çocuklar için eğlenceli ve eğitici uygulamaları bir araya getiren bu arayüz, anne ve babalara uygulamaları seçip kontrol etme imkânı sunuyor, çocuklarının mobil cihazları nasıl kullanacağını takip edip cihazları diledikleri an açıp kapatmalarını mümkün kılıyor. Anne ve babaların çocuklarını saniyeler içinde güvenli yolculuklara çıkarmaları için cihazlarındaki Hızlı Panel üzerinden Samsung Kids'i aktive etmeleri yeterli oluyor. Kampanya içeriğini bu bağlantıdan izleyebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Birkaç gün önce Serdar Kuzuloğlu’nun bir podcast serisinde şu cümleyi duyunca bir an durakladım. “Hayatın akışını reddedip sabırsızlığımızla bir şeylerde telaş etmek ve bir şeylerin çabucak olmasını istemek büyük bir haksızlık.”
Size de oluyor mu bilmem, bazen kendimi uzun zamandır İstanbul’da yaşıyormuş gibi değil de İstanbul benim onunla beraber yaşamama izin veriyormuş gibi hissediyorum. Demek istediğim, sanki o benim hayatıma girmiş değil de ben onun hayatına izinsiz girmiş gibiyim. Böylesine kalabalık ve telaş içide olan bir şehirde yavaşlamak sizce mümkün mü?
Aklımdan bu düşünceler geçerken Kuzuloğlu devam ediyor ve anlamak ve durmak arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. İngilizce “to understand" (anlamak) kelimesinin içinde geçen “stand” (durmak) kelimesine değiniyor ve kısa bir süre içinde aklıma İstanbul’un vapurları geliyor. Benim için İstanbul’da anı en çok yaşadığım, yavaşladığım, durduğum, anlamak için durduğum yer; vapurlar…
Sanat için vapur: Attila İlhan’dan Sunay Akın’a, Orhan Veli’den Vedat Türkali’ye kadar birçok şairin şiirlerine de konu ettiği, romantik ve naif duygularımızın mekânı olan vapurlar, boğazın ve İstanbul’un simgelerinden biri olarak kabul edilir. Ressam Ali Balkan, “İstanbul uzaktan değil, vapurdan güzel.” diyor ve ekliyor, “Vapur öyle bir semboldür ki. Denizcilik alanındandır. Endüstri çağındandır. İstanbul’un yatay-dikey kontrastını çok iyi bir şekilde özetler. Ben vapurların İstanbul’dan gidebileceğini düşünmem. Ancak zamanla ebatları küçülebilir ve anıt değerini kaybedebilirler endişesini taşırım. (…) Hep dediğim bir şey 10 metrelik Eyfel Kulesi olmaz. Yine mesajımı vereyim, Eyfel Kulesi Paris için neyse, vapurlar da İstanbul için odur. İkisi de 19. yüzyılın ikinci yarısından. İkisi de demirden.”
Vapurların tarihçesi Cevdet ve Fuat Paşaların girişimleriyle 1851 yılında kurulan Şirket-i Hayriye’ye dayanıyor. Osmanlı Devleti’nde kurulmuş ilk anonim şirket olan Şirket-i Hayriye’nin kuruluş amaçlarından biri de İstanbul ve Boğaziçi iskeleleri arasında daha önce kayıklarla gerçekleştirilen ulaşımı kayıklara göre daha konforlu ve güvenli olan buharlı gemilerle sağlamakmış. Vapurların 1858’den beri faaliyet gösterdiği Haliç hattında kurulu bulunan Haliç Vapurları Şirketi’nin 1941 yılında; Boğaz hattında vapur işletmek üzere 1851’de kurulmuş olan Şirket-i Hayriye’nin ise 1945 yılında kamulaştırılarak bütün haklarının Şehir Hatları’na devredilmesi ile İstanbul sularında vapur taşımacılığı tek çatı altında toplanmış. İkinci Dünya Savaşı sonrasında filosunu yenileme ihtiyacı hisseden ve adı Şehir Hatları İşletmesi olarak değiştirilen işletmeye 1950’lerin başlarında üç parti hâlinde Hollanda’da inşa edilen yeni yolcu vapurları katılmış.
İstanbul Boğazı’nın bahçeleri: İstanbul’un vazgeçilmez simgeleri arasında yer alan ve “Bahçe Sınıfı” olarak adlandırılan Dolmabahçe, Fenerbahçe ve Paşabahçe vapurları, ismini İstanbul’un semtlerinden almış. Marmara Denizi sularında uzun yıllar hizmet veren bu vapurlardan Fenerbahçe, Rahmi M. Koç Müzesi’nde ziyaretçilerini bekliyor, Paşabahçe’nin ise yeniden Boğaz’la buluşması planlanıyor. “Bahçe Sınıfı” olarak adlandırılan ve diğer gemilere göre daha büyük ve gösterişli olan bu üç vapur İstanbul sularında, Adalar hattında ve Yalova hattında çalışmış; uzun yıllar yolcuların gözdesi olmuş. İstanbul’da deniz ulaşımının yakın tarihine tanıklık etmiş bu üç vapurdan günümüze yalnızca Paşabahçe ve Fenerbahçe vapurları ulaşmış.
Bir deniz şehrinde vapurun anlamı: Aslında İstanbul’un hızlı bir şekilde büyümesinde vapurların katkısı oldukça fazla. Şehir büyüdükçe vapurlar çoğalmış, vapurlar çoğaldıkça şehir daha fazla büyümüş. İstanbul sularında aralıksız 94 yıl sefer yapan Şirket-i Hayriye vapurları, iki meşrutiyet, bir cumhuriyet, iki dünya savaşı gördüler, birincisine bilfiil katıldılar. Belki de bu sebepten vapurlar, çalıştıkları yerle bu kadar çok özdeşleştiler.
Kuzuloğlu’nun sözlerini yeniden düşünüyorum. Hayatın akışını reddedip sabırsızlığımızla bir şeylerde telaş ederek bir yerden başka bir yere ulaşım sağlamaya çalışırken vapur bizi İstanbul’da hem trafikten uzaklaştırıyor hem de ıslanmaktan kaçamadığımız telaş yağmurundan. Çeyrek kala-çeyrek geçe zamanlarını değil de özgürlüğümüzü bekliyoruz sanki farklı iskelelerde. Derin bir oh çekip, martıların, sıcacık çayımızın ve eşsiz boğaz manzarasının tadını çıkarıyoruz. Belki ortamın romantik ambiyansına kendimizi kaptırıp Ali Asker Barut’un dizelerini tekrarlıyoruz içimizden: “Karaköy’den kalkan vapurlar bilir / Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi / Kız Kulesi’ne”
Öyle ya, İstanbul vapurdan çok güzel.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Tabii bir de karlar altında. Bu hafta Molla Hüsrev ve Dilhayat Usta hikâyeleri eşliğinde şehirde kısa bir yürüyüşe çıkıyoruz. Sonra bir vapura atlıyor, İstanbul'a bir de vapurdan bakıyoruz.
21 Şub 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.



