İstanbul’da yaz demek, caz demek: 32. İstanbul Caz Festivali ekibinden öneriler

32. defa şehirle buluşan İstanbul Caz Festivali, 1-17 Temmuz arasında İstanbul’un farklı açık hava mekanlarındaki konserleriyle bu yıl da yazın en özel etkinliklerinden. Festival ekibine programdan önerilerini sorduk.
İstanbul’da yaz demek, caz demek: 32. İstanbul Caz Festivali ekibinden öneriler

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İstanbul Caz Festivali bugün başlıyor. Festival, yılın başında, şehrin soluksuz takip ettiğimiz konser takvimine Chucho Valdés, Max Richter ve Hermanos Gutiérrez konserleriyle giriş yapmıştı. Küba cazını kuşanıp dünya sahnesini fetheden Chucho Valdés festivalin açılışını yapacak; elektronik müziği klasik müzikle buluşturarak devrim yaratan Max Richter, Türkiye’deki ilk konserini verecek ve klasik gitarlarıyla çölün ıssız manzarası ve kavruk güneşini ayağımıza getiren kardeşler Hermanos Gutiérrez, İstanbul’da ilk kez büyük kalabalıklarla buluşacak.

Mart ayında ise festival programının tamamı açıklandı. Grammy’i fetheden Meshell Ndgeocello, cazla çizilen kaderini sonuna kadar hakkını vererek yaşayan Jazzmeia Horn, İtalya’nın Ella Fitzgerald’ı Chiara Civello, sambayı dünya sahnesine yeniden taşıyan Rogê, son albümünün heyecanıyla Kerem Görsev, Nardis’in önünde uzayan kuyrukların sebebi Meltem Ege, caz piyanosunun son yıllarda en çok konuşulan isimlerinden Grégory Privat’lı program, müzikseverleri Temmuz’un ilk yarısını şehirde geçirmeye zorluyor. Festivalin klasikleşmiş +1’li Gece Gezmesi, Caz Vapuru ve Parklarda Caz konserleri de bu yıl yeniden şehre yayılıyor.

Festivali dört gözle bekleyenler biletlerini alıyor, ajandasını hazırlıyor, konser gününü bekliyor. Peki festival ekibindekiler izleyici olsa hangi konserlere giderdi?



Sade, samimi ve aynı derecede doğrudan tavrıyla Meshell Ndegeocello

Bu yılın en heyecan verici isimlerinden biri Meshell Ndegeocello. 90’ların asi kızı, bugün James Baldwin’e adadığı bir albümle karşımızda ve onca yıldır hiç eskimeyen antolojisine bakıp arayış yolculuğuna şahit olmak insanı büyülüyor. 

Festivalin direktörü Harun İzer’in de ilk önerisi Ndegeocello:

“Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, uzun araştırmalar yaptık ve kendisinin soyadı 'En-deceo-çello' olarak okunuyor. 2023 Ocak ayıydı sanırım, New York Winter Jazz Fest'in ilk günü veya arife akşamı. Ünlü Blue Note kulübüne koşturarak gitmiştim, Ahmet Uluğ ile buluşacaktık. Diğer yanımızda da Gilles Peterson oturuyordu, BBC'nin efsane DJ'i ve müzisyen.

Çok özel bir konser izledik o akşam. Meshell Ndegeocello yeni albümünü Blue Note'da ilk kez seslendiriyordu. Sonrasında karşılaştığım birçok müzisyen ve festival yöneticisi Meshell'in ne kadar güzel işler yaptığından bahsetti hep. O yılki albümüyle alternatif cazda Grammy ödülünü aldı, ertesi yıl (geçen sene) hiç duraklamadan James Baldwin'e adadığı yeni albümünü yayımladı ve onunla da bu yılki alternatif caz Grammy'sini kazandı.

Gerçekten özel bir isim Ndegeocello ve sahnede onu sade, samimi ve aynı derecede doğrudan tavrı ile izlemek bir keyif. Ayrıca çok da havalı bir basçı. Bu yüzden kaçırılmaması gereken bir konser bence.”

No More Water: The Gospel of James Baldwin albümü, Baldwin’in 100. yaşını kutluyor. Hiç eskimeyen fikirlerini parlatıyor, barışın ihtimalini araştırıyor. Caz ritimleri bu ihtimale yakışıyor. Swissôtel’den denize doğru bakarken James Baldwin’in de bir zamanlar Boğaz’ı izlediği fikri, konseri daha da müthiş kılıyor.

Her zaman böyle bir caz yorumcusunu yakalamak mümkün olmaz

Jazzmeia Horn’un babaannesi, ona bu ismi koyarken bir gün müzisyen olacağını da kulağına fısıldıyor. Kaderinden kaçmaya hiç niyetlenmeyen Horn, yenilikçi vokaliyle bir süredir caz dünyasında fırtına gibi esiyor. İkinci albümü için kendi bestelerini kaydetmek istediğinde onunla apaçık dalga geçenlerin yüzünü 3 Grammy adaylığıyla eğen Jazzmeia, Harun İzer’in “festivalde izlenmesi gerekenler listesinde” ikinci sırada:

“Çünkü kendisi hem klasik caz standartlarını büyük bir keyifle icra ediyor hem de kendi şarkılarında bu geleneği günümüze taşıyor ve 21. yüzyılın şarkılarını cazla söylüyor. Kendisini bu açıdan hem çok esprili hem de değerli buluyorum. Ayrıca sesi muhteşem, her zaman böyle bir caz yorumcusunu yakalamak mümkün olmaz.”

Son zamanların en özgün isimlerinden Hermanos Gutiérrez

Hermanos Gutiérrez, Alejandro ve Estevan Gutiérrez kardeşlerin bir gün “Neden birlikte müzik yapmıyoruz?” sorusunu sormalarıyla ortaya çıkıyor. İlk seferden sonra artık vazgeçilemez hâle gelen birlikte çalma ve plak çıkarma arzuları, Ekvadorlu dedelerinden yadigar müzikal miras ve hiç şüphesiz yetenekleri, onları bugün tüm dünyada müziğin en gözde ikililerinden biri hâline getiriyor. 

Festivalin etkinlik ve operasyon koordinatörü Günsu Yeşilyaprak için Hermanos kardeşlerin festivale gelmesi, bir hayalin daha gerçekleşmesi anlamına geliyor:

"Bunun nedenine konser duyurusunu yaptığımız gün Instagram’dan yazdığım kısa yazıyla başlamak isterim: '2019 yılında bir pazar günü evde tek başıma müziklerini keşfederken 2022’de küçük bir mekanda ilk konserlerine gittiğimde 2025 yılında İstanbul’un en büyük açık hava mekanlarından birinde konserlerini yapacağımızı kim bilebilirdi. 2 Temmuz 2025 hepimiz için unutulmaz bir akşam olacak. Yıllardır kurduğumuz hayalleri bir bir gerçekleştiriyoruz. İyi ki İstanbul Caz Festivali <3.'

Hermanos Gutiérrez’in müziğinin dünyaya yayılmasını yıllardır heyecanla takip ediyorum. Tüm dünyada büyük festivallerde, Amerika’da Red Rocks amfitiyatrosu gibi muazzam sahnelerde çaldıktan sonra İstanbul’un bence güzel açık hava mekanı olan Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda yıldızların altında bu konseri dinleyeceğimiz için çok heyecanlıyım."

Saha operasyonlarından sorumlu Esra Küçükşen'in Hermanos'lara karşı hissettikleri, bizim de duygularımızın dili oluyor:

"Meditatif müziği, minimal ama karizmatik sahnesi ve hikayesiyle son zamanların en özgün isimlerinden Hermanos kardeşler. Çok güzel bir sanat eserine bakarken konuşamazsınız, bazen anlatamazsınız ve ağlama hissi gelir ya, Hermanos’un tınıları tam olarak bunu yapıyor bana.

Bu yılın Spotify karneleri belli olduğunda programı henüz açıklamamıştık. O kadar farklı tarzda arkadaşımın karnesinde görmüştüm ki Hermanos’u, ‘müzik’ dediğimi hatırlıyorum, ‘ne kadar da birleştirici bir güç!’ Hani farklı arkadaş çevrelerinizi biraraya getirdiğinizde ilk başta bir tuhaflık olur, farklı personalarınızı nasıl orta yolda buluşturacağınızı düşünüp durursunuz ya, sanki Hermanos da odada olsa o tuhaflık hiç olmayacak, herkes yıllardır tanışıyormuş gibi oturacak ve konuşacakmış gibi düşünmüştüm. 2 Temmuz’da 4.200 kişiyle yıllardır tanışıyormuş gibi oturup ılık yaz esintisinde bu tınıları dinleyeceğim için çok heyecanlıyım."

Müzikle kurduğu ilişki sadece estetik değil; felsefi ve duygusal olarak da çok güçlü

Max Richter, klasik müziğin “Truva Atı” olarak anılıyor, onu elektronik müzikle buluşturup bir devrim yarattığı için. Devrimler cesur insanların işidir; Max Richter, bugüne kadar ortaya koyduklarıyla müziğin en cesur isimlerinden biri. The Blue Notebooks albümü Irak Savaşı’nı protesto etti; Suriye iç savaşından doğan sığınmacı krizini Exiles albümüne taşıdı; Voices için İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin maddelerini yüzlerce kişi, farklı dillerde seslendirdi; nörobilimci David Eagleman’ın tavsiyeleriyle yarattığı ambient albümü Sleep, “daha yavaş bir yaşam temposu için” bir manifestoydu. 

Bunlar Max Richter’in müzik dünyasında bir ikon olması için yetip de artacak sebepler ancak onu, severek izlediğimiz birçok film ve diziye bestelediği müziklerden tanıyan da bir hayli fazla. Festivalin iletişim asistanı Eda Alo’nun ilk önerisi de Max Richter:

"Festivalin bu yılki en özel isimlerinden biri. İstanbul’da ilk kez sahne alacak olması konseri daha da özel kılıyor. Birkaç yıl önce Kosova’daki Dokufest’te 'Max Richter’s Sleep' belgeselini izledikten sonra kendisine hayran kaldım. Müziğe yaklaşımı, zamana ve uykuya dair bu deneysel projesi beni çok etkiledi. Sanatla, özellikle de müzikle kurduğu ilişki sadece estetik değil; felsefi ve duygusal olarak da çok güçlü. Bu yüzden onu canlı dinlemek benim için çok özel olacak."

Eda’nın bir diğer önerisi sambanın yıldızı Rogê. Festival izleyicisinin de program açıklandığından bu yana en çok ilgi gösterdiği konserlerden biri.

"Gilles Peterson uzun zamandır müzik keşiflerimde güvendiğim bir isim. Onun önerileri sayesinde birçok favori sanatçımı keşfettim ve Rogê de onlardan biri. Brezilya müziğinin taze ve köklü temsilcilerinden; samba, MPB ve soul’u kendine özgü bir tarzda harmanlıyor. 2023’te yayımladığı 'Curyman' albümüyle uluslararası sahnede dikkat çekti. İstanbul’da Esma Sultan Yalısı’nda, Temmuz akşamı Boğaz manzarasına karşı ilk kez sahnede olacak; o manzara, harika müzik ve mükemmel bir müzisyen combo’su eşliğinde kesinlikle canlı izlenmesi gereken bir performans."

Rogê’nin hikayesi, Latin Amerika’ya yakışacak buruk bir tada sahip. Yıllarca Brezilya’nın en ünlü kulüplerinde çaldıktan, 2016 Olimpiyatları için tema besteciliği yaptıktan ve Latin Grammy adaylığına layık görüldükten sonra bile dünya onun adını pek bilmiyordu. Şansı, Los Angeles’a taşınıp Amerikalı yapımcı Thomas Brenneck ile tanışmasıyla döndü. Veya yeteneği ve ışığı, burada parlama şansı buldu da diyebiliriz. Curyman ve Curyman II albümleriyle sambayı yeniden global müzik sahnesine getirdi.

Festivalin gelenekselleşen konserleri

Caz Vapuru’nun en etkileyici yanlarından biri, dünyada sadece İstanbul’da yapılabilecek bir etkinlik olmasından da geliyor. Yaz ortasında, Şehir Hatları vapurunda Boğaz’ı turlarken caz dinlemek, her türlü karmaşanın hâkim olduğu bu şehrin caz ruhuna çok uygun. 

Günsu için de yeri ayrı bu etkinliğin:

"İstanbul Caz Festivali’nin alamet-i farikası bir şehir festivali ve yaz festivali olmasından geliyor. Bence bunu en güzel yansıtan etkinliğimiz de Caz Vapuru. Pazar günü Kabataş’tan kalkan vapur, yaz sıcağını tatlı rüzgarlarla yumuşatarak güzel bir Boğaz turuna çıkarıyor bizi. Bu sırada vapurun farklı köşelerinden müzik sesleri yükseliyor. Anadolu Kavağı’na varıldığında İstanbul’un tarihi dokusu eşliğinde iki saatlik bir yemek ve gezme molamız oluyor. Ardından iskeleye kurduğumuz Brass Band’in sesleri vapurun kalkacağının habercisi olarak yükseliyor ve şehrin içinde şehirden kaçtığımız bu güzel yolculuğun dönüşüne geçiyoruz. İsterseniz sevgilinizle romantik bir yolculuk, isterseniz ailenizle keyifli bir seyir olan, her yaş kitlesine hitap eden bu etkinlik, hafta sonu için birebir."

Bir diğer klasik, +1’li Gece Gezmesi’ni de atlamıyor Günsu. Kadıköy’ü gezerek aynı gecede birçok sanatçıyı dinlediğimiz etkinlik bu yıl iki mekanda, iki güne yayılıyor. Konukları arasında ise bu yıl MY BABY, Ghost Note, Cari Cari, Çağıl Kaya, Light Motiv, Şenkop gibi isimler var. 

Günsu'nun önerisi ise aynı sahneyi paylaşacak Seda Erciyes, Selût ve Tuğçe Şenoğul:

"+1’li Gece Gezmesi bu sene festivale özel bir projeye ev sahipliği yapıyor. Müzikal kariyerlerini ve üretimlerini heyecanla takip ettiğimiz 3 kadın sanatçı, Seda Erciyes, Selût, Tuğçe Şenoğul’u aynı sahnede birarada görme fikrini ilk kendi aramızda konuştuğumuzda çok heyecanlandık. Ardından onlarla da bu fikri paylaştığımızda onların yaratıcılıkları bizi hayallerimizin de ötesine götürdü ve İstanbul Caz Festivali izleyicisine eşsiz bir deneyim yaşatacağımızı gördük. Kadıköy Sineması’nın özel atmosferindeki konser, kişisel olarak festivalde en merak ettiğim ve heyecanla beklediğim konserlerden biri."

Tam da cazın demokratik doğasına uygun bir şekilde, şehrin farklı köşelerindeki parklarda herkesi festivale davet eden Parklarda Caz konserleri, Esra’nın ikinci önerisi. Parklarda Caz sadece bu yönüyle değil, Genç Caz+ programına katılan genç müzisyen ve müzik gruplarına alan açmasıyla da demokratik bir özelliğe sahip. Bu yıl konserlerin karargahları Beylikdüzü, Ataşehir ve Kadıköy'deki parklar.

"Mimarlık okurken de her serbest projemde mutlaka kentli için keyifli alanlar tasarlardım. İstanbul Caz Festivali hem bunu yapıyor hem de heyecanlı ve yetenekli genç müzisyenlere festivalde alan açıyor. Benim için Parklarda Caz bir keşif alanı. Çok da uzak olmayan bir gelecekte, festivallerin headliner'ları için 'Ben onları ilk festival sahnelerinde, 2025’te Parklarda Caz’da izlemiştim' diyebileceğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Her birinin ayrı bir hikayesi, ayrı bir hayali var. Gelecek onlar için sonsuz olasılıkla dolu ve bu ilk adımlarına şahit olmak once-in-a-lifetime deneyim. Park demek yaz demek, yaz demek caz demek!"

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Seren Erciyas

Kültür-sanat editörü

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR