İstanbul'un gece insanları: Gün batımından sonra yaşayanlar anlatıyor

Karanlık çöküp gündüzün renkleri kaybolunca bazı işler daha rahat yapılır. Bazı günahlar kolay işlenir, kabahatlar görünmez olur, kimisine cesaret gelir, kimisine korkaklık. Bugünlerde ise pek çok insan için gece, yetmeyen günün devamı. Ondan çaldığımız vakitleri vur patlasın çal oynasın eğlencelere değil; çalışmaya, düşünmeye, çoğunlukla bizi uykusuz bırakan korkularımıza, işe, aşa, kurda-kuşa harcıyoruz.
İstanbul'un gece insanları: Gün batımından sonra yaşayanlar anlatıyor

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Yazıyı okurken eşlikçi gece şarkıları

Fotoğraflar: Mustafa Elmas

Bazıları geceyi sever. Gece oturmayı, gece düşünmeyi, gece yaşamayı... Karanlık çöküp gündüzün renkleri kaybolunca, bazı işler daha rahat yapılır. Bazı günahlar kolay işlenir, kabahatlar görünmez olur, kimisine cesaret gelir, kimisine korkaklık.

Bugünlerde, pek çok insan için gece, yetmeyen günün devamı. Gün içinde ertelenen ne varsa bu daracık zamanda halletmeye çalışıyoruz. Bozulan düzenler, tutmayan sirkadyen ritmler, kaçan uykular, yorgunluğa eklenen yorgunluklar, gece gece başımıza çıkardığımız işler… 

  • Karanlıktan medet umup bu vakte çok şey sığdırmaya çalışanlarla buluştuk, değişen “gece hayatı”nı konuştuk.  

Şairlerin merak duyduğu bir zaman dilimi, belli. Gece gelen konukları, geyikli geceleri, karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmayı seviyor; karanlığı güzellikle anlatarak pek çok şeyi görünmez kılıyorlar. Belki de onlar yüzünden, “gece insanı” olmak üzerine düşünüyoruz. Zaten gece de biraz romantik sayılmaz mı? Eğlencenin, çapkınlığın, biraz sefahatin, biraz cilvenin vakti diyemez miyiz ona? Sanatçıların cephesinden bakarsak deriz.  

Ancak bugünün Türkiyesi'nden bakınca durum biraz karışık. Her zaman böyleydi elbette ama artık gece illegalitenin, merdivenaltı üretimin, belaya bulaşmamak için gündüz yapılamayan iyiliklerin, çöpten iaşesini arayanların, kendine bir kuytu bulanların sığınağı daha çok. Giderek simi azalan, karanlığı artan bir vakte dönüşüyor.

Kendine günden bir vakit koparabilmek için sabahın erken saatlerinden itibaren hayata karışanların hikayesinin peşine düştüğüm günlerde, hayatının eksenini geceye taşıyanlarla da tanıştım. Yıllardır gece mesaisinin içinde olan insanlar kadar, gündüzleri kendine bir yer bulamayanlar da giderek bu nüfusa eklenmeye başlamıştı. 

Bu insanlar, günün tekinsiz sayılan saatlerini eğlenmek, kafa dağıtmak, yorgunluk atmak için değil, bazen daha çok çalışmak, bazen başkalarına el uzatmak, bazen hayatlarını devam ettirebilmek için kullanıyordu. Sabahlara bağlanan çılgın eğlenceler, hemen hepsi için hiç tanımadıkları bir duygu gibiydi. Bunun gerçek olduğu günleri konuşmak, uzak, çok uzak bir hatıraydı.  

Ekonomik krizin her alanı etkilediği, güvenlik kaygılarının arttığı, yaşamsal zorunlulukların öne çıktığı bu dönemde, gece de o kalender meşrep havasını geride bırakmış, giderek derinleşen mutsuzluğun parçası hâline gelmiş gibi görünüyor.  

Geceye sığınan iyilikler 

Bugün kriminal hâle gelen meseleler arasında bir tanesi var ki, hakkındaki tartışmalar durulmuyor: Sokak hayvanlarını beslemek. Fatih’te oturan Sait ve arkadaşı Yasin için gece mesaisi demek, sokak hayvanlarını beslemek demek: 

“Eskiden gündüz erken saatlerde çıkar işlerimizi hallederdik ya da gün kararmadan yapmaya çalışırdık, artık özellikle geceyi seçiyoruz.”

Peşlerinde bir kedi ordusuyla gezen iki genç için bu saatleri seçmelerinin nedeni yoğun çalışmaları ya da gündüz vakit bulamamaları değil, kavga etmemek

“Bir seferinde karıştığımız bir kavga yüzünden çok ciddi şeyler yaşamanın kıyısından döndük. Ondan sonra kimseye bulaşmadan, hava karardıktan sonra çıkmaya karar verdik. Sosyal medyadan haberleştiğimiz başka arkadaşlarımız var, onlar da daha ziyade gece çıkmaya başladılar. Mahallelerin uzun zamandır kedilerle köpeklerle ilgilenen ve bilinen insanları oluyor. O insanlar bir saygınlık da yarattıkları için insanlar onlarla kavga etmeyi göze alamıyor ama son yıllarda bu konudaki gerginlik arttı. Biz de kendimizi korumak ve hayvanlara daha rahat ulaşmak için bu yolu seçtik.”

Fatih, Balat, Ayvansaray, Süleymaniye hattında besledikleri, kısırlaştırdıkları, bakım verdikleri hayvanlar var. Gece saatlerini seçmelerinin bir diğer nedeni de mamaları korumak

“Mamaları gece bırakınca hayvanlar biliyor ve gelip yiyor. Gündüz üzerine su döken oluyor, su kaplarını boşaltan oluyor, kapları atan oluyor. En azından kimse sokakta değilken daha rahat ediyoruz. Yani gece kötülük için derler ama bizim için öyle değil.” 

Evsizler, işsizler, ekonomik durumu kötü olanlar için de gece iyilik vakti. Belediyelerin ya da sosyal sorumluluk projelerinin geceye özel uygulamaları var, çorba dağıtımı bunlardan biri. Kimi zaman arkadaşlarıyla biraraya gelerek, kimi zaman belediyeler bünyesinde kimi zaman sivil toplum kuruluşlarıyla bu konuda çalışmalar yürüten Ebrar, gecenin gündüzden daha uygun bir zaman olduğu görüşünde: 

“İnsanlar utanıyor. Her geçen gün daha çok utanıyor. O yüzden gece yapılan yardımlar, insanların utanç duygusunu tetiklemiyor. Gecenin örtücülüğü kötü kıyafetleri, yorgunluğu, fakirliği de örtüyor. Bu insanların çoğu gündüz görünmez oluyor maalesef.” 

Çöpler de işe yaramaz artık

Dağılan pazarlar, lokantaların gün sonunda artanları, açlıklarını dindirmek isteyenlerin çaresi bir yerde. Artık bazı lokantaların barınaklarla, çiftliklerle anlaşıp atıklarını o yerlere göndermesiyse bazı insanların felaketi. Bu tür hikayeleri çorba dağıtımı sırasında sıkça gören Ebrar, her gün gelen bir aileden örnek veriyor:

“Babası olmayan 4 kişilik bir aile var. Anneleri uzun zaman lokantaların çöpünden yararlandı. Fiziksel engelli olduğu için, apartman temizliğine gidiyor ama aldığı parayla geçinmesi mümkün değil. Bu tür hayatlar yaşayan insanlar için pazarlarda arta kalanlar, çöpe atılanlar her zaman bir alternatifti ama çöplerin niteliği de değişti. Pazarcılar artık daha az atık çıkarmaya çalışıyor çünkü onlar da az kazanıyor. Manavlar çürümeye başlayan ürünlerini bedava vermiyor da ona da bir para istiyor. Böyle olunca insanlar çöpten bile faydalanamaz hâle gelebiliyorlar. Sosyal dayanışma, sosyal devlet hiç bu kadar gerekli olmamıştı.”

Derin Yoksulluk Ağı'nın "Yalnız Kadınların Yoksulluğu" çalışmasında yer alan anlatımlar, Ebrar’ın anlatımıyla paralel:  

“Bazı günler kendim yemiyorum çocuklarım daha fazla yiyebilsin daha çok güç kazansınlar diye. Ama makarna ile ne kadar yeterli beslenebilirler ki? Bazen temizlediğim odalarda peynir, yoğurt artık gıda ne kalırsa onları getiriyorum eve. Hani bu otel kahvaltılarında verilen küçük paketli peynirler oluyor ya, onlardan. Çocuklarım ancak onları getirebilirsem makarna haricinde bir şey yiyebiliyorlar. Bazı günler hiç olmuyor, hepimiz aç geçirmek zorunda kalıyoruz. Mecbur, başımızın üstünde bir çatı olmak zorunda. Kızım çok zayıfladı son 2 senedir doğru düzgün yemek yememekten.”

Gün batarken her akşam…

Alpay’ın “Fabrika Kızı” şarkısı sabahın köründe yola çıkan bir genç kadının hikayesini anlatıyor: “Gün doğarken her sabah bir kız geçer kapımdan…”

Bir de gün batarken işe başlayanlar var. Kayıt dışı atölyelerde, kayıt dışı işlerle, kayda değmeyecek paralarla çalışan insanlar onlar. Bir işçiyi bir ay boyunca kayıt dışı çalıştırma maliyeti aşağı yukarı 26 bin lira. Bu cezalara karşılık kayıt dışı istihdam önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Türkiye, OECD ülkeleri arasında yüzde 28,72’lik oranla kayıt dışı ekonomide birinci sırada yer alıyor. Dünya ortalamasıysa, yüzde 27,78.

Kayıt dışı işlerin faaliyet alanı çok geniş. Fason üretim yapan tekstil atölyeleri de bu alanlar arasında. Evlere verilen işlerin yanında, bir de baskın olmasın diye gece çalıştırılan atölyeler var. Emel, şu anda kendi evinde çalışmasına karşılık Arnavutköy’de bulunan böyle bir tekstil atölyesinde de aralıklarla 2 buçuk yıl çalışmış: 

“Patronlar hem üretimin devamı için, hem baskınlardan korktuklarından, hem de işlerine belki öyle geldiği için, gece mesaisini daha çok destekliyorlardı. Gündüz mesaisinde 1 lira alırsan, gece mesaisinde 1 lira 25 kuruş alıyorsun gibi. Çok düşük paralarla çalışıyorduk, kaçak işçi çoktu, yabancılar da vardı aramızda. Benim gibi akrabaları da orada çalışan insanlar için koşullar biraz daha düzgündü ama genel olarak tabii ki kötü. 

Bir kere gece çalışmak kötü. Gündüz ne kadar uyursan uyu, gece sersemliğini üzerinden atamıyorsun. Bir de zaten kadınlar gündüz uyuyamıyor. Eve gidiyorsun, evin bütün işi sende. Kaç tane kadın parmağına iğne sapladı yorgunluktan. 

Sonra zaten sana kötü davranıyorlar. Onun da bir moral bozukluğu oluyor. Gece mesai için götürüyorlar ama sabah başının çaresine bakmak zorundasın. Mesai kışın 7’de, yazın 8’de başlıyordu. Bitimi de 8’i, 9’u bulur. Çalıştığımız yerin bir de pencerelerini boyamışlardı. Hem dışarısı karanlık hem de en ufak bir ışık sızmasına dahi izin vermiyorlar. Çok kötüydü ortam. Bazı yabancılar orada yatıyordu. Onların hijyen sorunları da oluyordu. Sık sık uyuz, bit gibi hastalıklar yaşanıyordu. 

Ben en sonunda evde parça başı iş almaya başladım yine bir akrabamız aracılığıyla. Bıraktım. Şimdi atölyede çalıştığımdan daha az para kazanıyorum. Önümüzdeki aylarda yine gece mesaisine dönmeyi düşünüyorum.” 

Gündüz çalıştığıyla hayatını idame ettiremeyenlerin bulduğu çarelerin başında gece mesaisine başlamak bulunuyor. Gündüz bir kuruyemişçide çalışan İrfan, gece taksicilik yapıyor mesela: 

“Çok uzun saatler değil ama her gece en az 4 saat çalışıyorum. Oradan kazandığım parayla ancak biraz daha nefes alabiliyoruz ama taksicilik de çok kazandırmıyor. Gece müşterisinin riski çok, kazandırdığı para az, belaya bulaşma ihtimali yüksek. Ayrıca gece çalışan taksici de tekin olmuyor her zaman. Gerçi artık pek çok insan ikinci iş olarak da taksicilik yaptığı için, eskisi gibi, başka yerde dikiş tutturamamış insanlar gece taksicisi olmuyor. Taksicilerle ilgili olumsuz bir algı var ama bu meslekte ikinci yılım, bu durumun biraz değiştiğini düşünüyorum.”

Gece seçilen ikinci meslekler arasında kuryelik de var. Sedat gündüz okula giderken, gece kuryelik yapıyor

“Okulda olmadığım zamanlarda gündüz de kuryelik yapıyorum ama gece çalışması daha kolay. Gece çalışmak giderek daha popüler hâle geliyor. Okulda benden sonra üç arkadaşım daha gece çalışmaya başladı. Hem harçlıklarını çıkarıyorlar hem okulu bitirdiklerinde bulacakları berbat işlerin bir ön gösterimi oluyor.”  

Sedat onu berbat bir geleceğin beklediğine emin neredeyse: 

“Annemlerle çocukken gece gezmesine bayılırdık. Akrabalara giderdik, yazın parka bahçeye çıkardık. Gece hayatımız renkliydi yani. İşin şakası bir yana, insanlar geceyi dinlenmek için kullanırdı. Bugün kurye olarak gittiğimde görüyorum ki insanların dışarı çıkmaya mecali yok. İki çekirdek istiyor, bir çikolata istiyor. Böyle böyle mutlu olmaya çalışıyor gibi geliyor bana. Sokaklar da çok güvensiz, her gün bir vukuata denk geliyoruz.”

'Bir devir muhteşemdik' 

Tarkan konserlerinin rüzgarı sürer, “bir zamanlar böyle şeyler mi oluyordu” şaşkınlığı devam ederken gece hayatı da geçmişin bir parçası olarak hatırlananlar arasında yerini aldı. Sahi neydi o hayat?  

Ali Bey'in anlattıklarını dinlendikten sonra, Bir devir muhteşemdiniz yani diyorum, gülüyor. Her şeyin başka olduğu o devir, çok değil, belki bir on yıl evveline ait. Beyoğlu’nun hatırı sayılan mekanlarından birinde 26 yıldır çalışan Ali Bey, kendi tabiriyle buranın “elif ba”sını biliyor: 

“Doğma büyüme Feriköylü olduğum için, Beyoğlu’yla iç içe büyüdük. Çocukluğumuzda evden çıkıp buraya gezmeye gelirdik, büyüdük, buralarda öğrendik eğlenmeyi, sonra zaten iş başlayınca 45 yıldır buralıyım. 26 yıldır da şimdi çalıştığım yerdeyim.”

“Eskiden bu yana gece hayatı değişti mi?” deyince bir söz oyunu yapıyor: “Gece gündüz gibi değişti.” 

“Beyoğlu’nun pavyon günlerini, yankesicilerinin olduğu zamanları, tinercilerden yürüyemediğimiz vakitlerini de biliyoruz. Sonuçta burası İstanbul’un merkezi. Ancak bugünkü durumu hiç eski hâlleriyle karşılaştıramayacağımız kadar farklı. O zamanlar da tekinsizlik vardı elbette ama bir ruhu da vardı caddenin. İnsan bu kadar güvensiz hissetmezdi. 

Bu güvensizlik hissi polis yokluğundan falan değil, başka bir şey değişti. Çehresi değişti yolların, insanların. Eskiden caddeye girdiğimizde saat kaç olursa olsun bir sürü tanıdık olurdu. Gece yarısı da gündüz ortası da burası kalabalık olurdu. Bir neşesi olurdu. İnsanların parası vardı, gece harcadıkları da gündüz yedikleri de bu kadar rahatsız etmezdi. Bir tost ayran için 500 lira bırakmıyordunuz. 

Şimdi gece işten çıktığımda gördüğüm tek şey omuzları çökmüş insanlar. Çoğu işinin aşının peşinde. Evsiz sayısı da hiç görmediğimiz kadar arttı. Eskiden tinerci çocukların falan evi olmazdı ama mutlaka sığınacak bir yeri olurdu. Şimdi gece 11 gibi gidin Tünel'in oraya, her yerde bir yorgan serili neredeyse.”

“Gece hayatı bitti mi peki?” sorusuna da kesin bir “Evet” cevabı veriyor: 

“Gece hayatından ne anladığınız da önemli. Gece yalnızca içki değildir, konserdir, sinemadır, tiyatrodur, çalışan lokantadır. Bugün de İstiklal ışıl ışıl ama içindekilerin çoğu yabancı müşteriler. Bizim insanımızın gidip bir tatlı yiyecek mecali kalmadı. Bir konsere verecek parası kalmadı. Parası kalsa isteği kalmadı. 

Biraz sosyal medya sayesinde eski mekanlara nur yağıyor ama o da böyle bir atımlık barut gibi. Bir dönem moda oluyor, herkes hurra bir yere abanıyor ama müdavimi olamıyor. Çünkü o bağı kuracak kadar burada yaşayamıyor. Ancak eskiden beri buraya gelecek de ayağı alışmış olacak da o zamanların hatırına gelmeye devam edecek de... 

Bugünden bakınca bir zamanlar aslında ne kadar mutlu ve şanslı olduğumuzu görüyorum. O zaman sorsanız kesinlikle şikayet ettiğimiz şeyler vardı ama birisi bize dese ki bundan 20 yıl sonra bugünleri mumla arayacaksınız, inanmazdık, inanamazdık.”

Bu konuşmanın ardından ayrıldığımızda, Tünel'in altındaki evsizler gündüz saatinde de yerinde duruyor.

  • Uzmanlara göre, gece uyanık kalmak vücudun doğal ritmini bozuyor, hasarların onarılmasını önlüyor ve moleküller düzeyde rahatsızlıklara yol açabiliyor. Gece uykusu diğer bütün uykulardan kıymetli.

Ancak bugün, gecelere ihtiyaç duyuyoruz. Ondan çaldığımız vakitleri vur patlasın çal oynasın eğlencelere değil; çalışmaya, düşünmeye, çoğunlukla bizi uykusuz bırakan korkularımıza, işe, aşa, kurda-kuşa harcıyoruz. Birbirimize vitaminler, moraller vererek, kaliteli uyku tavsiyelerini hiç kullanmayacağımız listelere kaydederek, “Benim uykumu hiçbir şey bozamaz” diyen insanlara şaşkınlıkla bakarak. 

Gece zamanın bir parçası olmaktan çıktı galiba, kaygılarımızın bir uzantısına dönüştü. 

Yazının tam bu noktasında, yine şairleri anmam gerekiyor. Geceyi kurtarmanın formülünü Turgut Uyar vermiştir belki: 

“Bir yandan toprağı sürdük
Bir yandan kaybolduk
Gladyatörlerden ve dişlilerden
Ve büyük şehirlerden
Gizleyerek yahut döğüşerek
Geyikli geceyi kurtardık”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?