Joie De Vivre

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Simya ile büyülenme: Pandemi sebebiyle dijital ortamda gerçekleştirilen 2020-21 Sonbahar-Kış Paris Haute Couture Moda Haftası’nda, İtalya doğumlu senarist, yönetmen ve film yapımcısı Matteo Garrone’nin Dior için hazırladığı Le Mythe Dior filmi ile şiirsel ve fantastik bir evrende yolculuğa çıktık. Şimdiyse sıra sizde. Dior hayalinin, mitolojinin ve sinemanın simyasını somutlaştıran film, birçok belirsizliğin yaşandığı şu dönemde kısa bir süre de olsa dünyadan uzaklaşmanızı sağlayarak içinizde özgürleşme ve yenilenme hislerini canlandırabilir. Ya da lüksün, heyecan ve yaşamdan zevk alma -joie de vivre- ile bağı olduğu düşüncesini de…
- Le Mythe Dior filminin tarihsel referansları: Matteo Garrone’nin Dior için hazırladığı büyüleyici Le Mythe Dior filmi, modanın tarih ile olan güçlü bağını bizlere bir kez daha hatırlattı. Filmin iki önemli tarihsel referansı dikkat çekiyor. İlki, Dior’un sürrealizm ile olan bağı. Bu bağ, Matteo Garrone gibi filmlerinde fantastik temaları işleyen bir yönetmenin düşsel vizyonunun Dior’un özü ile örtüşmesini açıklıyor. Diğer referans ise İkinci Dünya Savaşı sırasında Paris’te düzenlenen Théâtre de la Mode sergisi.
- Dior ve sürrealizm: Dior ve sürrealizm bağı, Dior markasının kuruluşundan da öncesine dayanıyor. Christian Dior, 1928 yılında Jacques Bonjean ile ortak bir sanat galerisi açıyor. Bir sonraki sene bu ortaklığa genç şair Pierre Colle de katılıyor. Salvador Dali’nin "Belleğin Azmi" (The Persistence of Memory) ya da "Eriyen Saatler" olarak bilinen başyapıtı, 1931 yılında ilk defa Dior’un sanat galerisinde sergileniyor. Sürrealizm akımını takip eden sanatçılardan Arjantin doğumlu Leonor Fini’nin ilk kişisel sergisi de yine Dior’un sanat galerisinde sunuluyor. Sürrealizmin Dior’un kreasyonlarındaki etkisi, Dior’un kreatif direktörü Maria Grazia Chiuri’nin 2018 İlkbahar-Yaz kreasyonunda da izleniyor. Bu sanat akımının Dior’un ilham kaynaklarından biri olmaya devam ettiğinin son ispatı da Le Mythe Dior filmi oluyor.
- Théâtre de la Mode: Filmin tarihsel referanslarından bir diğeri 1945-1946 yılları arasında Parizyen moda tasarımcıları ve artistler tarafından gerçek modellerin 1/3’ü boyutunda mankenler ve arkalarında sahne dekorları ile Avrupa ve ABD’de tura çıkarılan Théâtre de la Mode sergisi. Moda sektörü, bugün salgın kaynaklı yaşanılan sıkıntıların benzerlerini, serginin hazırlandığı o günlerde İkinci Dünya Savaşı kaynaklı yaşıyordu. Chuiri’e göre, Théâtre de la Mode sergisinin amacı Fransa’da haute couture’un hâlâ yaşadığını dünyaya yaymaktı.

- Rüyadan uyanış: Filmde Dior’un minyatür modellerini taşıyan sihirli sandık, bizi içinde mitolojik karakterleri barındıran fantastik ormanda düşsel bir yolculuğa çıkarıyor. Filme gelen bazı eleştiriler ise bizleri bu rüyadan aniden uyandırabilir. Vogue Runway Editörü Nicole Phelps, filmle ilgili yorumunun sonuna eleştirel bakış açısını ekliyor ve moda ve kesişimsel feminizmin kapsanması söz konusu olduğunda katedilecek daha çok yol olduğunu belirtiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Paris Moda Haftası'nda tüm yıldızların arasında en parlağı Iris van Herpen oldu.
12 Tem 2020

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...



