Kafamızdaki korseler: Anoreksiya nervozayı anlamak

Anoreksiya nervoza, 90’lı yıllarda bıraktığımız, daha doğrusu orada bıraktığımızı sandığımız bir yeme bozukluğu. O dönemde en çok ölüme neden olan psikiyatrik hastalıklarda ikinci sıradaydı. 2025 yılında 30 yaşındaki bir kadının anoreksiya yüzünden ölmesi, beden algısı ve güzellik standartları konusunda kat ettiğimiz mesafeyi gerisin geriye gittiğimizin bir kanıtı.
Kafamızdaki korseler: Anoreksiya nervozayı anlamak

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Bu dünyada bir tane bile kadın yoktur ki, bedeni aracılığıyla tanıdığı ya da tanımadığı biri tarafından yargılanmamış olsun. Keşke mesele sadece kilo olsaydı... Bir kadının bedeniyle ilişkisi henüz çocuk yaşta, okulda, evde kuruluyor. Bu ilişki hiçbir zaman ikili bir ilişki olmuyor. Arada toplumsal baskılar, güzellik standartları, sürekli değişen daha güzel olma yolları, bazen magazin programları bazen sosyal medya kanalları bu ilişkinin oyuna girip çıkan oyuncularından.

Beden algısını cinsiyetçi bir perspektiften ele aldığımı düşünenler olacaktır. Evet. Öyle olmak durumunda. “Eşyanın tabiatı” gereği bu böyle. Kadınlar ilkel çağlardan bu yana bedenlerine yüklenen görev, kural ve işlevleriyle var oluyorlar. Kadınlar için eşya demem, bir dil sürçmesi veya bir teşbih değil. Bir zamanlar etine dolgun ve incecik belli olması gereken kadınlar, bir zaman geliyor kemikleri sayılıyorsa güzel kabul ediliyor. Yaşı yetenler hatırlar, magazin izlemek istemeseniz de Televole’ye maruz kaldığınız dönemlerde yaz gelir gelmez bütün kadınların mahremiyetleri ihlal edilerek deniz, havuz kenarında fotoğrafları çekilir, kırmızı yuvarlaklar içine alınan selülitlerine zoom yapılırdı. Hülya Avşar, Sibel Turnagöl, Gülben Ergen, Seda Sayan ve bütün kadınlar güzellik, zayıflık yarışına koşulurdu.

İki gün önce neredeyse gözlerimizin önünde bir genç kadın anoreksiya nervoza yüzünden hayatını kaybetti. Arkasından söylenenlerin çiğ üslubu bir yerden tanıdık geliyor diye düşünüyordum ve sonunda buldum. Televole çağından...

Anoreksiya nervoza, 90’lı yıllarda bıraktığımız, daha doğrusu orada bıraktığımızı sandığımız bir yeme bozukluğu. O dönemde en çok ölüme neden olan psikiyatrik hastalıklarda ikinci sıradaydı. Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi’nde 2020’de yayımlanan bir makaleye göre giderek yaygınlaşıyor, özellikle de genç kızlarda görülüyor, ölüme kadar giden zararları bulunuyor ve bu cinsiyetçi yaklaşımlar ile sosyokültürel baskılardan kaynaklanıyor.

Kendimi bildiğimden beri, yani bedenimin bir “eşya” olduğunu algıladığımdan beridir, İpek Ongun ya da Gülten Dayıoğlu’nun gençlik romanlarında güzel olarak tasvir edilen sütun gibi bacaklı, incecik, zarif, alımlı kız olmadığımı anlamıştım. Ergenliğimde annemle alışveriş yaparken “garson boy” kıyafetler bakardık. Hiç o zayıf kız olmadım. En çok Sibel Can’la empati kurdum. 2010’larda yükselen beden olumlama hareketine çok heyecanlanan, bu konuda yazıp çizen insanlardan biri olarak bugün geldiğimiz yere sahiden hayret ediyorum. 

2025 yılında 30 yaşındaki bir kadının anoreksiya yüzünden ölmesi, beden algısı ve güzellik standartları konusunda kat ettiğimiz mesafeyi gerisin geriye gittiğimizin bir kanıtı. Şimdi durup düşünüyorum, acaba bu beden olumlama, bedeni kabul etme işi olduğu gibi yalan mıydı? Hiç mi ilerleme kaydedemedik? Daha da dürüst olmak gerekirse bugün beden olumlamanın bir pazarlama balonu olarak patlamasını izlerken aslında hiç kimsenin, hiçbir zaman şişmanlıkla barışmadığını fark ediyorum. 

Özellikle de Türkiye’de bedenle barışma, beden olumlama hiç kabul gördü mü ondan bile emin değilim. Yurt dışında sıfır beden modellerin podyuma çıkması yasaklanırken ve şişman modeller dergilere kapak olurken burada magazin programlarında şişman insanlar ötekileştirilmeye, sabah programlarında zayıflama reçeteleri paylaşılmaya devam ediliyordu. 

Nihal Candan’ın katıldığı Bu Tarz Benim programında ekranda Nihal Candan ve bir dünya genç kadın, bedenleri yüzünden acımasızca eleştirilirken çok daha kalabalık bir genç kadın nüfusu o programları izliyordu. Şişmanladı diye Adriana Lima’yı hakaret yağmuruna tutuyor; zayıflara kilo al, şişmanlara kilo ver demeye devam ediyordu burada birileri. Sibel Can mesela o kadar ayrımcılığa maruz kaldı ki, bununla barışık gibi davranmak zorunda kaldı yıllarca.

Beden olumlama hareketi ona da iyi gelmiştir bence o zamanlar. Medyada beden çeşitliliğine dair eşi benzeri görülmemiş bir yükseliş vardı. Victoria’s Secret modelleri, Taylor Swift gibi genç kadınlar yeme bozukluklarını, iyileşme süreçlerini anlatıyorlardı. Dönemin ünlü büyük beden modellerinden Ashley Graham, verdiği bir röportajda ilk kez kapak kızı olacağı çekimde üzerine uygun bedende kıyafet bulunamadığını anlatıyordu. Dünyaca ünlü markalar, 42’de biten bedenlerden 46’lara genişletmişti. Bu, moda markaları için çok büyük bir adım bu arada, zira bir modelin 42’den büyük bedenlerini rafa koymak epey masraflı bir iş.

Sonrasında beden olumlama savunucuları, aktivistleri ve büyük beden mankenler obeziteyi yüceltmekle itham edildi. Başlarken kopardığı yaygaranın aksine sönümlenirken oldukça sessizdi.

Ozempic: Yeni korse

Tam bu delice güzellik standartları uzak bir geçmişte kaldı derken aniden o "Zayıflık güzelliktir" inancı geri döndü. Hep birlikte ekmek yapıp patates yediğimizi sandığımız karantinalardan çıktığımızda "Hiç çalışamadım" deyip pekiyi alan öğrenci misali herkes zayıflamıştı. 

O arada ne oldu derseniz, Ozempic oldu. Diyabetli insanlar için geliştirilen iğnelerin iştah kestiği ortaya çıkınca diyabet olan olmayan herkes Ozempic ve benzeri iğneleri almaya koştu. 

Zayıflamak kolaylaştığı anda kazanılmış bütün kapsayıcılık da çöpe gitti. Bütün büyük beden modeller, influencerlar, oyuncular, şarkıcılar zayıfladı. Moda haftaları, marka fotoğraf çekimleri hop diye kapsayıcılığı bıraktı. Her şeyin şovun bir parçası olduğu çıktı ortaya. Hatta o büyük beden çalışan markalar bile eski bedenlere geri döndü.

  • Vogue Business’a göre 2020’de modellerin yüzde 2,8’i büyük bedenken bu oran 2025’te yüzde 0,8’e düştü. Oprah Winfrey başta olmak üzere herkes "Aslında şişmanlık da çok zordu" diye röportajlar vermeye başladı.

Google’a Ozempic yazdığınızda ilintili aramalarda “15 yaşındaki kızlar Ozempic kullanabilir mi?” gibi sorgular çıkıyor. Biz güzellik ideallerinden kurtulacaklar sanırken artık bir sürü makyaj yapıp "yok gibi görünen makyaj" yapmayı bilmek, belirgin çene çizgisi için estetik yaptırmaya razı olmak, durmadan değişen ve hiç de kolay olmayan güzellik standartlarına ayak uydurmak zorundalar. Başta dediğim gibi, keşke mesele sadece kilo olsa.

Bu arada zayıflığın ekonomisine dair de bir cümle etmeden de geçmeyelim. Dünyanın pek çok ülkesinde, örneğin ABD, İngiltere, Almanya ve Güney Kore’de zenginler, yoksullara kıyasla her zaman daha zayıf. Dünyada eğri çoğu ülkede aynı: Gelir azaldıkça obezite artıyor.

Bu arada sosyal medya da delice bir hızla değişti. Sanki insanların senelerdir ağızlarına pişi tıkıştırılıyormuşçasına birden zayıflık övmeye başladılar. Bir gün içinde neler yediğini anlatan, sürekli lor peyniriyle bol proteinli tarifler veren insanlar sosyal medyayı ele geçirdi. #SkinnyTok etiketi yasaklanana kadar 3 milyar görüntülenmeye yaklaştı. Araştırmalar, zayıflık öven içerikleri sadece sekiz dakika izlemenin bile beden algısına zarar verebildiğini gösteriyor. Dünya büyümekte olan bir kız çocuğu için çok zalim bir yer ve böyle olmak zorunda değil.

Anoreksiya nervozayı anlamak 

Anoreksiya nervoza, tüm psikiyatrik hastalıklar içinde en ölümcül ikinci hastalık. Bu ölümlerin beşte biri intihardan kaynaklanıyor. 

  • Yeme bozuklukları olan birine yardım etmenin yolu bir psikiyatri uzmanı ile görüşmeye ikna etmek. Bunu geciktirmek, hastalığın kronikleşmesine ve tedavinin daha da zorlaşmasına neden olacaktır.

Bir anoreksiya nervoza hastası nasıl anlaşılır? Hastalar karbonhidrat ve yağ içeren gıdalar başta olmak üzere gıda alımını tamamen azaltmakla fark ediliyor. Kilo almadıklarına ikna olmak için aynaya uzun uzun bakıyorlar. Bazıları kendini tamamen şişman algılarken bazıları zayıf olduğunu ancak karın, baldır, kalça gibi bazı bölgelerinin şişman olduğunu düşünüyor.

  • En önemlisi zayıflıklarının tehlikeli boyuta geldiğinin farkına varmıyorlar. Kilo vermeyi etkileyici bir başarı olarak görüp, özsaygılarını artırmanın bir yolu olarak algılıyorlar. Özdeğerlerini zayıf olmaya bağlıyor, tedavi olmayı düşünmüyorlar.

Anoreksiya nervoza hastalarında aşırı bir kilo alma korkusu oluyor. Zihinleri sürekli olarak dış görünüş ve vücut ağırlığıyla meşgul olduğu ve beden algısı bozulduğu için çok şişman olduklarını düşünerek günden güne zayıflıyorlar. Buna karşılık yine de kendilerini zayıf bulmuyorlar.

Sosyo-kültürel baskı, yeme bozukluklarının gelişmesindeki önemli etkenlerden. Kilolu insanların daha yaşlı göründüğü inancı, zayıflığın çekicilik olarak algılanmasıyla estetik kaygıların değişmesi modern çağın hastalıklarından biri olan anoreksiya nervozanın artmasına neden oluyor. Yapılan çalışmalarda televizyon programları, sosyal medya kullanımı ve moda anlayışı ile vücut memnuniyetsizliği arasında korelasyon olduğu görülüyor. Anoreksiyada genetik de önemli bir faktör.

Ne yapmalı? 

Yeme bozukluklarını ciddiye almakla başlamalıyız. 30 yaşında bir kadın yeme bozukluğu yüzünden gitti işte bu dünyadan. Yeme bozuklukları şımarıklık değil psikiyatrik birer hastalık ve tedavi edilmeleri gerekiyor. Ve evet, ölümcüller. 

İnce bir bedeni başarı, disiplin ve sağlıkla eşitleyen o eski, bayat klişeyi yeniden yıkmalıyız. 

Bedenimiz bizim hayatın tatlı meyvelerini yemek için aracımız, o kadar. Kimseye de beğendirmek mecburiyetinde değiliz.

Hiç kimsenin herhangi bir insanın bedeniyle ilgili konuşmaya, kilo vermesini veya almasını tavsiye etmeye hakkı yok. Gerçekten kimsenin bedeni kimseyi ilgilendirmiyor. Uzun zamandır görmediğimiz insanlara hâl hatır sorarken kilolarından bahsetmek zorunda değiliz. Nasılsın, mutlu musun, neler yaptın görüşmeyeli demek yeterli. Gerçekten yeterli.

  • Bir duralım ve düşünelim. Elalemin kolu, bacağı, poposu hakkında konuşmamız ve tavsiye vermemiz çok garip. Onun kolu, bizim değil… 

Çok iyi bir insan olduğunuzu, kilonun sağlıkla ilgili olduğunu, sevdiğinizden söylemek zorunda olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz, söylemeyin. İyi bir insan olmanız da size kimsenin kilosu hakkında konuşma hakkını vermiyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Sinem Dönmez

Gazeteci ve metin yazarı. 1984’te İstanbul’da doğdu. Yazı yazmaya Cumhuriyet Hafta Sonu ve Pazar eklerinde başladı. Marie Claire Türkiye, Radikal Hayat, Cumhuriyet Sokak, Hürriyet Kitap Sanat gibi mecralarda yazdı. Okumayı, düşünmeyi, kedileri ve büyük sofraların etrafında oturmayı seviyor.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Kiminle, nerede, ne zaman, nasıl: Karşılaşmalarımızı kim tasarlıyor?

Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Elif Bayram

·

25 Ağu 2026

Kiminle, nerede, ne zaman, nasıl: Karşılaşmalarımızı kim tasarlıyor?
AngstAngst

HİKAYE

Ara beni lütfen: İletişimin dikenli gül bahçesinden yapay çime nasıl geçtik?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Sinem Dönmez

·

22 Ağu 2026

Ara beni lütfen: İletişimin dikenli gül bahçesinden yapay çime nasıl geçtik?
AngstAngst

HİKAYE

Kapitalizm yatağımızda: Mükemmel uyku peşinde koşarken uykusuz kalmak

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Ümit Alan

·

21 Ağu 2026

Kapitalizm yatağımızda: Mükemmel uyku peşinde koşarken uykusuz kalmak
AngstAngst

HİKAYE

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Pelin Cengiz

·

17 Ağu 2026

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği
AngstAngst

HİKAYE

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Metin V. Bayrak

·

16 Ağu 2026

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?